Selva

Descartes'ın "Düşünüyorum, öyleyse varım" önermesi, tüm bilgi teorisini üzerine inşa ettiği tek, şüphe duyulamayan ve apaçık önermeydi. Descartes da “benin" doğasına yönelik aynı soruyu sormuş, benliğin fiziksel beden, organizma veya kişi olarak yorumlanmasını yöntemsel olarak reddetmişti. "Düşünüyorum" yalnızca bir düşünenin varlığını kanıtlıyordu, kişi veya bedenin değil. Dolayısıyla, "düşünüyorum" ifadesindeki "ben" düşünen bir töz olmalıydı. Descartes, bu yöntemsel şüpheye dayanarak bedenin varlığından şüphe duyulabileceğini fakat fiilen düşünüyor olduğundan şüphe edilemeyeceğini öne sürdü.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?

Selva

, bir kitabı okumaya başladı
Robert C. Solomon
9.2/10 · 59 okunma
Yas...
Minnet yası ortadan kaldırmaz; onu tamamlar: "Yitirdiklerimize dair müşfik anılarla ve başa gelmiş olan şeyi olmamış kılmanın imkânsızlığını bilerek mutsuzluklarımızı tedavi etmeliyiz. "Yas tutmanın bundan daha güzel ifadesi olur mu? Olanı, dolayısıyla artık olmayanı kabul etmek ve onu olduğu gibi sevmek, hakikati içinde, ezeliyeti içinde sevmektir önem taşıyan: Kaybın tüyler ürpertici acısından anının yumuşaklığına geçiş, tutulacak yastan tutulmuş yasa (yitirdiklerimize dair müşfik anlar"), bir yanımızın eksilmesinden rıza göstermeye, ıstıraptan sevince, yürek parçalayan aşktan yatışmış aşka geçiştir burada önem taşıyan. "Yitirilen dostun anısı tatlı olur." diyordu Epikuros: Minnettarlık, neşeli bir hal aldığında bu yumuşaklığın ta kendisidir. Yine de ıstırap başlangıçta çok güçlüdür. “ Ölmüş olması ne büyük acımasızlık!” Bunu nasıl kabul edebiliriz? Bu nedenle yas gereklidir, bu nedenle yas güç bir şeydir, bu nedenle yas acı vericidir. Ama her şeye rağmen yeniden sevinç duyarız: "iyi ki öyle biri yaşadı!” Yas çalışması: Minnettarlık çalışması.
Minnettarlık, vuku bulmuş olan şeyden ya da var olan şeyden sevinç duymaktır: Minnet, pişmanlığın ya da nostaljinin tersidir (bunlar olmamış ya da artık olmayan bir geçmişten acı çekerler), ümidin ya da iç sıkıntısının da tersidir çünkü bunlar da henüz var olmayan, belki asla var olmayacak, yine de yokluğunun ıstırap verdiği bir geleceği arzularlar ya da bundan çekinirler (arzularlar ve çekinirler!)... Ya minnet ya da endişe. Olabilecek olanın verdiği sıkıntıya karşı, olanın ya da olmuş olanın sevinci.
“Sağduyusu olmayan birinin yaşamı," diyordu Epikuros, "nankör ve endişelidir: Tümüyle geleceğe yöneliktir.” Ayrıca onlar boşuna yaşarlar, asla teskin olamazlar, asla tatmin olamazlar, asla mutlu olamazlar: Onlar yaşamaz, yaşamaya hazırlanırlar, Seneka'nın dediği gibi, yaşamayı umut ederler, Pascal'ın dediği gibi sonra da yaşadıklarından pişman olur ya da daha sık olarak da, yaşamadıklarından pişman olur. Onların ne geçmişi vardır ne de geleceği.