Selva

“Çocuklar başlangıçta anne babalarını severler, büyüdüklerinde onları yargılarlar, kimi zaman ise, affederler." Oscar Wilde- Dorian Gray
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Bağışlamak
Nedir bağışlamak? Kin beslemeye son vermektir ve gerçekten de, bağışlamanın tarifi budur: Haklı görülen hıncın, kinin, kızgınlığın, intikam ya da cezalandırma arzusunun üzerinde zafer kazanan erdemdir (bu nedenle adaletten de öteye gider). Demek ki, affetme erdemdir: ama hatayı ya da hakareti ortadan kaldırmak değildir bu-bunu yapamayız zaten- bize hakaret etmiş ya da zarar vermiş olan kişiye artık öfke duymamaktır.
Herkese cesaret ve kendine karşı da merhamet!
Benim merhametten anladığım her şeyi acımanın ya da üzüntünün telafi edebileceğinden emin değilim. Istıraba katlanmaktan çok özenli bir şekilde kendini başkalarının faydasına sunmak olan, üzüntüden çok üstüne titreme, kaygı olan, cefadan çok sabır ve dinleme olan; neşeli olmasa da en azından olumlu bir tür merhamet de olamaz mı?
Acıma
Acıma, başkasının üzüntüsü karşısında hissedilen bir üzüntüdür: Bu diğer üzüntüyü kurtarmaz, o sürer, onu aklamaz da, ona eklenir. Acımanın, yalnızca dünyadaki ıstırap miktarını çoğaltması onu mahkûm eder. Üzüntü üzerine üzüntü yığmak, mutsuzluk üzerine mutsuzluk yığmak neye yarar? Bilge kişi acıma duymaz, diyordu Stoacılar, çünkü onun üzüntüsü yoktur. Elbette o da hemcinsini kurtarmak ister; ama bunun için acıma duymaya ihtiyacı yoktur: “İnsanlara acımak yerine, yapabiliyorsak niçin onları kurtarmayalım ki? Acıma hissetmeden cömert olamaz mıyız? Başkalarının acısını kendimize almak zorunda değiliz; ama, eğer yapabilirsek, onların acısını dindirebiliriz. Demek ki, cefadansa eylem, gözyaşı dökmektense cömertlik.