Çiğnediğim, saygısızlık ettiğim, sevgisine karşılık veremediğim, istemeyerek de olsa selâmını yarım ağızla aldığım birisinden beni bağışlamasını istemek fırsatını bulamazsam eğer… Bir gün nerede, ne zaman karşıma çıkacağını bilemediğim ölüm, bu fırsatı elimden alırsa, ben ne yaparım? Mezarda, koca bir toprak yığınının altında hatırlarsam bu yarım kalmış hesabı, ben ne yaparım? Sahi ben ne yaparım? Ya da, ya da vakitsiz ölümüyle bir dost bana bu oyunu ederse, ben ne yaparım? Allah’ım herkes beni bağışlasın. Allah’ım vicdanımın acısına “Dur!” de! Benim kendime ettiğim kendime yeter, benim kendime ettiğim kendime yeter.
Dünyada çok önemli şeyler oldu
ama ben de sizin eve baktım
bir tayın bir taya baktığı
bir tayın bir taya uzun uzun baktığı
bir tayın bir tayı bıraktığı gibi
dünyada çok önemli şeyler oldu
atlar yalnız kalmamak için bu kadar koşarlar diyen o at
yalnızlar koşarken de yalnızdır diyen o at
yalnızlar öperken de yalnız
ben sana sımsıkı sarılırken de
o at buramdaydı
bu ses nereden geliyor dediğim o gün
göğsümdeki at kardeşlerim
göğsümdeki at yere uzandı
dünyada çok önemli şeyler oldu
hem ölmedim yüzükoyun
hem alnımda yeryüzü
ölürüm dediğim yerde ev yaptım
Ceza eğer suçu vahşilik bakımından aşmıyorsa, en azından ona eşit olmakta, seyircileri vazgeçirmeye niyetlendiği bir kıyıcılığa alıştırmakta, onlara suçların sıklığını göstermekte; celladı bir caniye, yargıçları katile benzetmekte, rolleri son anda tersine döndürmekte, azap çektirilen acıma ve hayranlık konusu haine gelmektedir. Beccaria bu durumu çok erkenden söylemişti: “Bize korkunç bir suç olarak sunulan cinayetin soğukkanlılıkla ve pişmanlık duyulmadan işlendiğini görüyoruz.” Halka açık infaz artık şiddetin yeniden alevlendiğini bir ocak olarak görülmektedir:
Sanki kendisi mükemmel ve Allah’ın ne düşündüğünü doğrudan bilen birisiymiş gibi davranan, diğer insanların davranışlarını sürekli yargılayan insan, “dini doğruluk tutkusu” içindedir. Bu duygu içinde olan kişi, Türkçe söylendiği zaman hiçbir anlam derinliği olmayan bir lafın Arapçasını söyler ve birkaç Arapça kelime mırıldandığı için herkesin kendini üstün görmesini ve kendinden çekinmesini bekler. Bu insanlar çoğu kere başkalarını din adına sürekli yargılayarak kendilerine kuvvetli bir mevki edinir, böylece hem kendi iç boşluğunun acısından uzaklaşmış olur hem de başkaları üzerinde egemenlik kurar.
Korku tutkunluğu olan kadın, kendisi gibi utançla büyümüş ve başkasına yardım ederek ve onun yaşamını denetleyerek mutlu olacağını sanan erkeklere büyük bir olasılıkla çekici gelir.