BİTER Kalkılır bir yerde,kalır oyuncak, Kurgular biter. Ölüm... O geldi mi ne var korkacak? Korkular biter. Fikir,açmaz artık beyinde kuyu; Vurgular biter. Unuturuz hayat adlı uykuyu, Uykular biter. Biter,her şey biter; ses ,şekil ve renk, Korkular biter. Kabir sualiyle kapanır kepenk, Sorgular biter. 1963
Sayfa 128 - Büyük Doğu Yayınları·Kitabı okudu
Kreatif Şiir
Biter
"Unuturuz hayat adlı uykuyu, Uykular biter. Biter, her şey biter; ses, şekil ve renk, Kokular biter. Kabir suâliyle kapanır kepenk, Sorgular biter." (1963)
Sayfa 128
Edebiyat Şiir
Reklam
Biter
Katılır bir yerde, kalır oyuncak, Kurgular biter. Ölüm... O geldi mi ne var korkacak? Korkular biter. Fikir, açmaz artık beyinde kuyu; Burgular biter. Unuturuz hayat adlı uykuyu, Uykular biter. Biter, her şey biter; ses, şekil ve renk, Kokular biter. Kabir sualiyle kapanır kepenk, Sorgular biter. (1963)
Sayfa 128·Kitabı okudu
Şiir
Romanın Macerası: Bozkurtların Ölümü Atsız'ın, tarihin tozlu sayfalarından çıkardığı Kür Şad'ın hikâyesidir. 639 yılında Çin sarayını basan 41 yiğidin hikâyesini Atsız Fransız kaynaklarından, muhtemelen Hüseyin Cahit'in De Guignes tercümesinden, daha üniversite yıllarında okumuş olmalıdır. Çin kaynaklarında Cie-şı-şuay olarak geçen kahramanın adının Türkçe biçiminin Kür Şad olabileceğini ne zaman düşünmüştür, bunu tam olarak bilmiyoruz. Fakat Kür Şad adını, ilk defa 1932'de yazdığı "Yolların Sonu" şiirinde kullandığını biliyoruz: O sarayda bulunca tanrılaşan erleri Artık gözüm arkaya bir daha dönmeyecek. Hepsi sussa da "Kür Şad" uzatarak elini: "Hoş geldin oğlum Atsız, kutlu olsun!" (Atsız 1963: 10) diyecek. Aslında Atsız, 1932 yılından da önce Cie-şı-şuay adını, Türkçede Kür Şad olarak tasarlamıştır. Bunu, 13 Nisan 1931 tarihinde, Pertev Naili'nin Sabahattin Ali'ye yazdığı mektuptan anlıyoruz: "Hele şu Nihal'den aldığın mevzuu bir tiyatroya çevirirsen yok mu ya." (Ali 2015: 74). Bu mevzu, az sonra görüleceği gibi, Atsız'ın Sabahattin Ali'ye verdiği Kür Şad mevzuudur. Nitekim Sabahattin Ali yazdığı piyeste de kahramanın adını Kürşad olarak kullanmıştır. Öyle anlaşılıyor ki Kür Şad adı ve kavramı Atsız'da, daha üniversite yıllarında oluşmuştur. Pertev Naili konunun takipçisidir. 25 Ocak 1932'de yazdığı bir mektupta da Sabahattin Ali'ye "Yahu merak ediyorum, şu piyesini hâlâ bitirmedin mi?" diye sormaktadır (Ali 2015: 123). İlk defa 19 Nisan 1934'te Kür Şad hakkındaki düşüncelerini açık bir şekilde yazmıştır: "Cihan Tarihinin En Büyük Kahramanı: Kür Şad”. Millî Türk Talebe Birliği'ne hitaben yazılan yazı, kendi çıkardığı Orhun dergisinin 6. sayısında yayımlanır. Atsız yazıda önce, Çin tarihlerinde kaydedilen olayı kısaca özetler. Sonra da Kür Şad'ın niçin en büyük
Atsız'ın, Alparslan Türkeş'in yurda dönüşüyle ilgili tutumunu Deliorman da şöyle anlatıyor: "Atsız, Türkeş'in gelişini âdeta adım adım takip etmişti. Onun tekrar vatana kavuşmuş olmasından son derece memnundu. Bu memnuniyette, eski bir ülküdaşın maruz kaldığı haksızlığın sona erişindeki hoşnutluktan daha fazla bir şey vardı. Türk milliyetçiliğinin aksiyon hâline geçişi için Atsız'ın beslediği büyük ümidi gerçekleştirecek tek güvenilir şahsiyet, hiç şüphesiz Türkeş'ti. Atsız'ın o günlerdeki sevinçli hâli, hep gözlerimin önündedir." (Deliorman 2000: 240). Türkeş yurda dönmüş, Ankara, Gazi Osmanpaşa, Kader Sokağı'ndaki evine yerleşmiştir. Adalet Partililerden ve CKMP'lilerden teklifler almaktadır. Bir yandan da Talat Aydemir yeni bir ihtilale hazırlanmaktadır. Arkadaşlarının ısrarıyla Türkeş 10 Nisan 1963'te Dikmen'deki taş ocağında Talat Aydemir'le bir görüşme yapar. Aydemir'in ihtilal teklifini ve liderliğini reddeder, sivil siyaset yapmak niyetinde olduğunu söyler. 21 Mayıs'taki Aydemir ihtilali yine başarısız olur. İhtilalciler tutuklanıp yargılanırlar. İhtilale karışmadıkları hâlde Türkeş, Muzaffer Özdağ ve Rıfat Baykal da tutuklanıp yargılanırlar. Sıkıyönetim mahkemesindeki yargılama, 07 Haziran 1963'te başlar, 05 Eylül 1963'te biter. Talat Aydemir ve Fethi Gürcan idama mahkûm edilir; Türkeş ve arkadaşları ise beraat ederler. Atsız'ın, Türkeş'in gelişini adım adım takip ettiği gibi bu olayları da adım adım takip ettiği muhakkaktır. 1963 yılında Türkçülerin haftalık bir dergisi yoktur. Sadece Ankara'da ayda bir çıkan Orkun dergisine sahiptirler. Orkun'un Nisan 1963 sayısında Türkeş ve arkadaşlarıyla ilgili bir haber vardır: "İki yıl ayrılıktan sonra yurda dönen kıymetli milliyetçi dostlarımızdan ALPASLAN TÜRKEŞ ile Numan Esin, Muzaffer Özdağ, Ahmet Er, Rıfat
Alparslan Türkeş Yurda Dönüyor: 13 Kasım tasfiyesiyle yurt dışına sürgün edilen Türkeş ve arkadaşlarına dönüş izni çıkmıştı. Türkeş Avrupa'da arkadaşlarıyla, nasıl hareket edeceklerine dair bazı görüşmeler yaptıktan sonra Üsküp ve Selanik üzerinden Türkiye'ye döndü. Numan Esin'le birlikte Kapıkule'den giriş yaptı. Tarih 22 Şubat 1963. Edirne ve aynı gün İstanbul. Gerek Edirne'de gerek İstanbul'da kalabalıkça gruplar tarafından karşılanıyor. İstanbul karşılamasını Erk Yurtsever şöyle anlatıyor: "Biz Türkçü gençler, yağmurlu bir akşamüzeri Türkeş'i Topkapı'da karşıladık. Birkaç yüz kişi idik. Niyetimiz: Başbuğ'u karşılayıp, onu gideceği yere kadar, ağır ilerleyen bir kalabalıkla götürmek; bu esnada da bir gövde gösterisi yapmaktı. Türkeş'in gideceği yer Elmadağı'ndaki Divân Oteli idi. Türkeş orada bir basın toplantısı yapacak, bu toplantıda bizler de bulunacağız ve Türkeş'le, belki az bir süre için de olsa bire bir görüşeceğiz. Topkapı'dan Aksaray'a gelmemiz bir buçuk saat sürmüş, hava kararmıştı. Aksaray'a gelindiğinde, bugün kim olduğunu hatırlamadığım bir arkadaşım, ya da büyüğüm bana: 'Maltepe'ye gitmemi, Atsız Beğ'i alarak Divân Oteli'ne getirmemi' buyurdu... Maltepe'ye saat 21 sularında varabildim. Kapıyı çaldım. Bizzat Hoca açtı:" "-Geldi mi?" "-Geldi Hocam." "-Çabuk içeri gir."... "-Anlat bakalım." "Gün içinde olanları kısaca anlattım. Kaybedecek zaman yoktu. Ardından da hemen Divân Oteli'ne gideceğimizi söyledim." "-Biraz bekle, dedi ve dışarı çıktı."... "Hoca on dakika sonra odaya döndü. Giyinmişti. Bana:" "-Haydi! dedi." "Oturduğum yerden kalkmadan cevap verdim." "-Hocam, gitmeyelim." "-Neden?" "-Bilmiyorum ama Hocam, gitmeyelim işte." "Her zaman oturduğu sandalyesine çöker gibi oturdu... Üç asır süren bir üç dakika geçti. Sonra ağzından bir
Reklam
Reklam