"..gelgelelim, beter.. bize kısmetmiş. ölüm, böyle altı okka koymaz adama, susmak ve beklemek, müthiş kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri, asıl, bizim aramızda güzeldir hasret ve asıl biz biliriz kederi. evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu. hani, kurşun sıksan geçmez geceden, anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık... ve zehir - zıkkım cıgaram. gene bir cehennem var yastığımda, gel artık..." (bkz: ahmed arif) - "artık demir almak günü gelmişse zamandan meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; / sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol. (bkz: yahya kemal beyatlı) - "ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak... sular sarardı... yüzün perde perde solmakta, kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...
Şiir
HURRİCE VE URARTUCA HURRİCE'NİN TARİHÇESİ Hurrice, M.Ö. 3000'li yılların sonu ile M.Ö. 1000 yılları arasında Kuzey Mezopotamya'da Hurriler (Khurritler) tarafından konuşulmuş olan bir Hurro-Urartu dilidir. Hurrice, günümüz Suriye'sindeki, Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki ve ağırlıklı olarak Güney Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki Hurri yerleşim yerleriyle birlikte Kuzey Mezopotamya'daki Mitanni krallığında da konuşulmaktaydı. Hitit kültürü üzerinde de güçlü bir Hurri etkisi vardı, bu nedenle birçok Hurri metni Hitit siyasi merkezlerinde korunmuştur. Bulunan en eski Hurrice metin parçaları, isim ve yer listelerinden oluşur ve M.Ö. üçüncü bin yılın sonuna tarihlenmişlerdir. Arkeologlar Hattuşa, Mari, Tuttul, Babylon, Ugarit'te de dahil olmak üzere çok sayıda yerleşim yerinde Hurrice yazılmış büyü, kehanet ve mektup metinlerini keşfettiler. URARTUCA'NIN TARİHÇESİ 2700 yıl evvel Van Tuşpa merkez olmak üzere Doğu Anadolu bölgesine hükmetmiş güçlü bir uygarlıktı. Urartu Krallığı Doğu Anadolu Bölgesi'nde kurulmuş olan ilk resmi devletti. Daha evvel mevcut coğrafyada bir devlet yapısı bulunmadığı için, Urartu kentleri temelde iki bölümden oluşuyordu. Bunlar, yüksekte hanedanın ve devlet görevlilerinin yaşadığı sitadel adı verilen kale, ve onun aşağısında halkın yaşadığı şehirdi. Günümüzde Van Kalesi bu sitadel yapısına en iyi örnektir. Sitadellerde depolar, bir tapınak, saray ve çeşitli atölyeler bulunuyordu. Aynı zamanda bu yapıların su, kanalizasyon ve sarnıç gibi altyapı çalışmaları da iyi bir şekilde planlanmıştı. [1] En eski Urartuca metinlere, M.Ö. 9. yüzyıla tarihlenen yeni Asur çivi yazısı ile yazılmış taş yazıtlarda rastlanmıştır. HURRİCE'NİN ÇÖZÜMLENMESİ Hurrice dilini çözümlemenin ilk çalışmaları Mitanni mektubuna dayanıyordu. Bu mektup Hurri kralı Tushratta tarafından
1000Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Yazar Dedikoduları 1- J. R. R Tolkien
Seelamm! Bu gün beraber yeni bir seriye başlıyoruz. Konumuz, yazar dedikoduları. "Yazar Dedikoduları" serimizin ilk konuğu elbette ki favori yazarım olan, Orta Dünya'nın yaratıcısı, dillere destan J. R. R. Tolkien . Onun adını duyduğunuzda aklınıza hemen Yüzüklerin Efendisi, hobbitler, elfler ve o büyülü dillerin karmaşık yapısı geliyor olabilir. Ancak bu efsanevi profesör, yarattığı dünyanın gölgesinde kalmış, en az eserleri kadar ilgi çekici bir kişisel yaşama sahipti. Bugün, o cübbeli, pipolu, ciddi Oxford profesörünün ardındaki insana odaklanacağız. Hayatını değiştiren yasak aşk hikayesi, onu eserlerine ilham veren mitolojiye nasıl yönlendirdi? Efsanevi Beren ile Luthien aşkının arkasındaki gerçek hayat hikayesi neydi? Ve en önemlisi: Yakın arkadaşı, yazar C. S. Lewis ile aralarındaki o meşhur gerginlikler ve derin inanç tartışmaları nelerdi? Bu konu üzerinde özellikle titizlikle çalıştım çünkü yanlış bilgiler orada burada gezinip duruyor. İkisinin de haklı veya hakız olmadığını bu iletide anlayacaksınız! Kılıçları, yüzükleri ve haritaları bir kenara bırakın. Çünkü bugün, Tolkien'in evine, dostluklarına ve kalbinin en gizli köşelerine bir göz atıyoruz. Dedikodu başlıyor! Ama öncesinde: Tolkien Kimdir? Profesör John Ronald Reuel Tolkien, 1892'de Güney Afrika'da doğdu ancak çocukluğunun büyük bir kısmını İngiltere'de geçirdi. Edebi dehasının temelleri bu dönemde atıldı. Oxford Üniversitesi'nde öğrenim gördü ve kısa sürede filolojiye (dillerin tarihsel gelişimi) olan olağanüstü yeteneğiyle dikkat çekti. I. Dünya Savaşı'nda cephede görev aldıktan sonra akademik kariyerine yoğunlaştı. Tolkien, 1925'ten emekli olduğu 1959 yılına kadar Oxford'da Anglo-Sakson ve İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörlüğü yaptı. Bu kariyer, ona Orta Dünya'yı ve onun dillerini (Quenya ve Sindarin gibi)
Edebiyat
İdealist, Rol model kadınlar
Dünyadan sorumlu doktor: Gülsen Ataseven Bir gün gayet frapan bir kıyafet ile boş bir amfide namazını kılar. Annesi kendi yaşayamadıklarını kızında yaşatmak istediği için kızının modayı takip etmesine büyük önem vermekte, onun giyimindeki frapanlıkla kendini mutlu hissetmektedir. Namazını bitirdiğinde, daha sonra Vakıf Gureba'nın dahiliye mütehassısı olacak olan Güngör Savaş gelir ve, "Gülsen Kardeş, sen benim kız kardeşim olsan ben senin elbiseni yırtardım." der. Bütün hayatı takdirlerle geçmiş Gülsen'in karşılaştığı ilk tenkittir bu. Şaşırarak sorar: "Sen ne demek istiyorsun?" "Sen bir taraftan namaz kılıyorsun, bir taraftan da Allah'ın emri olan örtüyü yerine getirmiyorsun. Kolların, bacakların, başın açık. Çok frapan giyiniyorsun. Sen benim kardeşim olsan bu kıyafetini yırtar, sana tesettüre uygun bir kıyafet verirdim." "Ne tesettürü? Tesettüre girmemizi kim söylüyor?" "Senin o namazda uyguladığın kıyafettir, tesettür. Sana namazı emretmiş olan, tesettürü de emretmiştir." Güngör Savaş'ın bu ikazı, cevaplanmayan sorulara bir yenisinin daha ilave olmasına sebep olur. "Dindar insanların pek çoğu namazını kılıyor da neden tesettüre riayet etmiyor? Tesettür, bir Anadolu kıyafeti mi? Tesettür bir gelenek mi? Allah'a kulluk edeceksem mükemmel bir kul olmam için ne yapmam gerekiyor?" Askerî Tıbbiye'de de namaz kılan ağabeyler vardır. Fakat kıyafeti konusunda Gülsen'e daha önce ikazda bulunan olmamıştır. Çünkü o dönem için bir üniversite öğrencisinin namaz kılması olağanüstü olarak karşılanmaktadır. Namaz kılmak adeta evliya olmak için yeterlidir. Çalıştığı firmanın yılbaşı eşantiyonlarını dağıtmak üzere Dr. Hümeyra Ökten'in muayenehanesine gider. Başörtülü bir hanıma 'orada çalışan bir hizmetli olmalı herhalde' düşüncesiyle paketleri sunduktan sonra, doktor hanımı
Dünyadan Sorumlu Dr: Gülsen Ataseven
Bir gün gayet frapan bir kıyafet ile boş bir amfide namazını kılar. Annesi kendi yaşayamadıklarını kızında yaşatmak istediği için kızının modayı takip etmesine büyük önem vermekte, onun giyimindeki frapanlıkla kendini mutlu hissetmektedir. Namazını bitirdiğinde, daha sonra Vakıf Gureba'nın dahiliye mütehassısı olacak olan Güngör Savaş gelir ve, "Gülsen Kardeş, sen benim kız kardeşim olsan ben senin elbiseni yırtardım." der. Bütün hayatı takdirlerle geçmiş Gülsen'in karşılaştığı ilk tenkittir bu. Şaşırarak sorar: "Sen ne demek istiyorsun?" "Sen bir taraftan namaz kılıyorsun, bir taraftan da Allah'ın emri olan örtüyü yerine getirmiyorsun. Kolların, bacakların, başın açık. Çok frapan giyiniyorsun. Sen benim kardeşim olsan bu kıyafetini yırtar, sana tesettüre uygun bir kıyafet verirdim." "Ne tesettürü? Tesettüre girmemizi kim söylüyor?" "Senin o namazda uyguladığın kıyafettir, tesettür. Sana namazı emretmiş olan, tesettürü de emretmiştir." Güngör Savaş'ın bu ikazı, cevaplanmayan sorulara bir yenisinin daha ilave olmasına sebep olur. "Dindar insanların pek çoğu namazını kılıyor da neden tesettüre riayet etmiyor? Tesettür, bir Anadolu kıyafeti mi? Tesettür bir gelenek mi? Allah'a kulluk edeceksem mükemmel bir kul olmam için ne yapmam gerekiyor?" Askerî Tıbbiye'de de namaz kılan ağabeyler vardır. Fakat kıyafeti konusunda Gülsen'e daha önce ikazda bulunan olmamıştır. Çünkü o dönem için bir üniversite öğrencisinin namaz kılması olağanüstü olarak karşılanmaktadır. Namaz kılmak adeta evliya olmak için yeterlidir. Çalıştığı firmanın yılbaşı eşantiyonlarını dağıtmak üzere Dr. Hümeyra Ökten'in muayenehanesine gider. Başörtülü bir hanıma 'orada çalışan bir hizmetli olmalı herhalde' düşüncesiyle paketleri sunduktan sonra, doktor hanımı sorar. Biraz önce kendisinden paketleri
BİTER - 1963
Kalkılır bir yerde, kalır oyuncak, Kurgular biter. Ölüm... O geldi mi ne var korkacak? Korkular biter. Fikir, açmaz artık beyinde kuyu; Burgular biter. Unuturuz hayat adlı uykuyu, Uykular biter. Biter, her şey biter; ses, şekil ve renk, Kokular biter. Kabir sualiyle kapanır kepenk, Sorgular biter. Necip Fazıl Kısakürek
Şiir