İnsan suretine bürüneli beri korkmadan geçirdiğim bir an anımsamıyorum: Daha yüreğimin ilk atışını duyuşumda bile. Aynı anda hem yaşama hem ölüme olan uzaklığı sayan o keskin yüksek tık sesi, Beni daha önce hiç duymadığım bir ürküntü ve telaşla sarsmıştı. İnsanlar her yanı ölçüp saymayı severler, anladım da, yaşamın yitip giden her bir saniyesine sihirbaz titizliğiyle eşlik eden bu sayacı bağırlarında nasıl taşıyabilirler?
Ağla, sararan yaprakları son defa görüyoruz
Ağla, sigaramız bitti saat onu geçti çoktan
Ağla, kimse sevmiyor bizi ne devlet ne çocuklar
Ağla, bahçelerine kaçan topumuzu kesmişler
Ağla, benim yaralarım muhtemelen bulaşıcı
Ağla, simitçi haklı varlığım bir tür dert!
Ağla, bana bulaşan bir daha iflah olmaz
Ağla, annem dahil bütün canlılar ölümlü
Ağla...
Benden çok
sana yazık!
Yapabileceğim başka şeyleri düşündüğümde daha da umutsuzlanıyorum. Öylesine sıradanlaşmış ki imgelerim yıllar yılı, kurabildiğim hayaller bile yarı yolda bırakıyor beni. Doyuma değil doyumsuzluğa varabiliyorum ancak.