Selamlar
Kara Dörtlemenin son kitabı olan Cesur Yeni Dünya'yı da nihayet okumuş bulunuyorum. Bunu kendime bir görev edinmiştim sanırım. Böyle kült bir eseri bu denli geç okumayı istemezdim ama zamanı varmış.
Cesur Yeni Dünya, Fahrenheit 451'den sonra beni en çok korkutan ikinci kitap oldu. Biz'de ve 1984'te yaratılan evrene bir şekilde olabilir mi acaba diye yaklaşmıştım ama Cesur Yeni Dünya'da bunu yaşamadım.
Aldous Huxley, Shakespeare'in Fırtına adlı eserinde geçen
"Bu kadar bunca yakışıklı varlık varıp gelmiş buraya
Ne güzel şeymiş meğer insanlık
Böyle dünyalıları olan
Yaşasın bu yaman, bu cesur yeni dünya" bölümünden esinlenerek kaleme almış bu kitabı.
Eserin konusu 26. yüzyıl Londra'sında geçmektedir. İnsanlar kuluçka makinelerinde üretilip, Alfa, Beta, Epsilon ve Delta olarak sınıflara ayrılmıştır. Her biri kendi görevlerini bilen insanlardır. Bu devrimi gerçekleştirin Ford bir İlah olarak kabul edilmektedir. Sanat, edebiyat, din ve tarih yerini eğlenceye bırakmış, savaşlar bitmiş ve aile kavramı tamamen reddilmiştir. İnsanlar zevklerini ve ruhlarını diri tutmak işin Soma adında bir ilaç kullanmaktadır. Kimse kimseye ait değildir. Bir insan istediği kişi ile birlikte olabilir. ("Herkes herkes içindir.") Bu topluma alternatif olarak da uzak bir yerde komün hayatı sürdüren bir başka topluluk daha vardır. Onlarda ise evlenmek, aile kurmak, çocuk doğurmak gayet doğaldır. Peki bu iki toplumun bir araya gelmesi sonucunda neler olur? Kitabı okuyunca göreceksiniz.
Okuyanları, sevip sevmemek konusunda, ikiye bölen bu kitap, okuduğum en iyi distopyalardan biri oldu benim için. Kitaba başladığınız zaman Margaret Atwood'un bir sunumu ile karşılaşıyorsunuz. Ben bu kısımları okunmadan geçmeyi tercih ediyorum çünkü kitabın içeriği hakkında fazlaca bilgi veriyor. Size de
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,3bin okunma
Selamlar
İçsel Kentler serisinin ikinci kitabı olan Albatrosun Çocukları'nı #okudumbitti. Yine yazar kalemiyle kendine bağladı beni. Ateş Merdivenleri'ne nazaran daha çok sevdim kitabı çünkü bu kitapta karakterlerin çocukluklarına bolca yer verilmişti. Bu yüzden hepsi ile yakınlık kurabildim.
Kitap, "Mühürlü Oda" ve "Kafe" olarak iki bölüme ayrılmış. Birinci bölümde, Djuna karakterinin çocukluk yıllarını okuyoruz. Tutkularını, korkularını, aşklarını bir bir anlatmış yazarımız. (En çok Djuna karakterini sevdim diyebilirim.) İkinci bölümde ise Jay, Lilian, Sabina karşımıza çıkıyor tekrardan. Jay'in vurdumduymaz halleri, Jullian'ın ona olan aşkı ve kaybetme korkusu ile devam eden, birbirine zıt iki kadın ve iki erkeği okuyoruz.
İlk kitapta hissettiğim duyguları bu kitapta da hissettim. Nin çok güçlü bir kalem, her ne kadar yazdıkları uç noktalar gibi görünse de kadın erkek ilişkilerine doğru bir şekilde değinmiş diyebilirim. Şairane bir üslupla yazılmış bu kitabı tavsiye ediyorum.