İnsan içinden geldiği gibi yaşamalı mıdır ? İnsan, cisim, nefis, kalp, ve ruh dailerine sahip dört katlı bir binada yaşar Bu binanın birinci katı müştemilattır penceresi bile yoktur işte burası cismin hayatıdır cismin bu hayatına nebati yani cismin bitkisel hayatıdır binanın ikinci katında sadece pencereler vardır orası nefis hayatidir bu kısma hayvanı hayatt da denir . Üçüncü katta ek olarak balkon da vardır orası kalbin hayatıdır bu kısmın diğer adı ise insanı hayattır En son katta ise teras bile vardır orası da ruhun hayatıdır bu kısma da meleki hayat denir mehme Mehmet Yıldız Vesvesen
Bitkisel düşünmeyin, simgesel hayatta var.
Reklam
İstanbul böyledir: “Yaşanmaz burada” der, çeker gidersin; üç gün geçmeden özlersin. Mustafa Kutlu
Edebiyat
Fosil bitkiler, milyarlarca yıllık evrimsel geçmişin kayıp dünyalarına dokunmamızı sağlar. Taşlaşmış her yaprak ve kök; dinozorların, kılıç dişli kedilerin ve hatta insanların bile bitkisel atalarının evrimsel çabaları olmadan var olamayacağını gösterir. Bitkilerin kesintisiz büyümesi atmosferi oksijenle doldurmuş, hayvanları karaya çıkmaya teşvik etmiş ve nihayetinde atalarımızın anatomisini şekillendiren ormanları oluşturarak bugün hayranlık duyduğumuz pek çok tarihöncesi canlının evrimini mümkün kılmıştır. Onlar olmadan ne geçmişimizi anlayabilirdik ne de geleceğimizi… Bilimsel temelli anlatı tekniğiyle tanınan paleontolog Riley Black, bizi bitki evriminin kritik anlarının yaşandığı tarihöncesi denizlere, bataklıklara, ormanlara ve savanalara götürüyor. Her bölümde hem bitkiler hem de hayvanlar sahnede yer alırken, türler arasındaki etkileşimlerin bugün “yuvamız” dediğimiz Dünya’yı nasıl şekillendirdiği ortaya konuyor. Black, bizi Hayat Ağacı’nın giderek büyüyen gövdesi boyunca yönlendiriyor; taşlaşmış sessiz kayıtların içinden, kadim köklerden günümüze uzanan evrimsel hikâyenin dallarını keşfetmeye davet ediyor. Dünya Yeşilken, tarihöncesi bitkiler ile Dünya’daki yaşam arasındaki kadim ilişkiye dair büyüleyici bir anlatı.
Siz veganlar! Amacım düşüncelerinizi değiştirmek değil. Ama yine de bir şeyler söylemek istiyorum. Veganlığın temel amacının hayvansal ürünleri reddetmek olduğunu düşünüyorsak, yapay et kavramı felsefi açıdan tartışmalıdır. Ayrıca bitkisel bazlı olsa bile "vegan et" ifadesi de kavramsal olarak sorgulanabilir. Çünkü "et" kavramı birçok kişi için sömürülen, acı çeken veya öldürülen hayvanları çağrıştırır. Bu nedenle veganlığın savunduğu etik değerlerle ne kadar uyumlu olduğu tartışmaya açıktır. Bunun yanında, eğer mesele yalnızca hayvanların acı çekmesini önlemek, yaşayan bir canın öldürülmesini veya sömürülmesini engellemekse yapay et etik açıdan kabul edilebilir görülebilir. Ancak sorun hayvansal kökenli gıdaların kendisiyse, bu ürünler veganlığın bazı yorumlarıyla çelişebilir. Ben hayatım boyunca fleksitaryen bir yaklaşıma daha yakın oldum. İnsanların hayvanları sevip aynı zamanda et tüketebilmesini anlayabiliyorum; çünkü insan biyolojik olarak hepçil bir canlıdır. Ancak tamamen hayvansal ürün karşıtlığı üzerine kurulu bazı vegan argümanlarının kendi içinde tartışmalı yönler barındırdığını düşünüyorum. Örneğin bitkilerin bilinç sahibi olmadığından hareketle onların tüketimini sadece etik kabul edip, yalnızca hayvanların tüketimini ahlaki sorun olarak görmek bana yeterince ikna edici gelmiyor. Bu da bitki sömürgeciliği gibi geliyor tek tip bir beslenme. Bitkiler de canlı organizmalardır ve insanlar yaşamlarını sürdürürken kaçınılmaz olarak başka canlıları tüketir veya kullanırlar. Bu nedenle bana göre mesele, hiçbir canlıya zarar vermemek değil, verilen zararı mümkün olduğunca azaltmaktır. Fleksitaryenlik de tam olarak bunu hedefler: Beslenmenin büyük kısmını bitkisel kaynaklardan karşılayıp hayvansal ürün tüketimini azaltmak. Bu yaklaşım hem çevresel etkileri ve
1000Kitap
Veganlık biraz da ahlaki bir boyut değil mi? Tadı hayvan etine benziyorsa neden vegan et yiyorlar? Bitkisel olması daha etik yapmaz. Bir kere "vegan et" demeleri garip. Ürünü ete benzetmeleri garip.
1000Kitap
Reklam
Reklam