• - Ünlü mitoloji uzmanı Josebh Campbell dünyadaki ilkel mitolojileri iki gruba ayırarak incelemiş; ilkel avcıların mitolojileri ve ilkel çiftçilerin mitolojileri. Avcıların mitolojileri çiftçilerinkinden bu iki grup insanın içinde yaşadıkları aleme çok değişik açılardan baktıklarını gösteren bazı önemli temel farklarla ayrılıyor . Avcı mitolojilerinde çiftçilerin (ve bugün bizlerin de) anladığı anlamda tanrı veya tanrılar yok. İnsanoğlu bir ''kahraman'' veya bir ''ruh'' tarafından yaratılıyor, bu yaratıcı aynı zamanda onlara ateş yakmasını, çeşitli san'atları ve bu arada avcılığı öğretiyor, yeryüzünü şekillendiriyor ve hayvanları yaratıyor. Ancak ''dünya'', yani ''evren'' bu kimse tarafından yaratılmıyor. Avcı mitolojileri evrenin yaratılışı konusunda pek bir şey söylemiyorlar; evreni hep varmış kabul ediyorlar.
    İnsanı yaratan kahramana ve/veya ruhlara tapılmıyor, zira bunlar yaratılmış olan insanın işine artık karışmıyorlar. Göçebe avcı toplumlarını karakterize eden bireycilik, mitolojiye de yansıyor; Çeşitli ''kutsal ruhlar'' arasında herhangi bir rütbe sıralaması görülmüyor. Doğaüstü güçlerle kişi kendi başına uğraşıyor, zira bu mitolojilerde herhangi bir ruhban sınıfı yok. Mitolojilere yansıyan avcı ideolojisi çeşitli tanrı figürlerinden ziyade güçlü bir egziztansiyalizme dayanıyor. Yani burada , insanın farkında olmayan bir evren içinde yaşayan bireyin, kendi yaptıklarının bütün sorumluluğunu taşıdığı ve seçme hakkının tamamen kendisine ait olduğu vurgulanıyor. Avcı toplumları insanları çeşitli kalıtımsal ayrıcalıklar yerine kendi becerilerine göre bireysel olarak sınıflıyor.
    Çiftçilerin oluşturduğu mitolojiler ise temelde mevsimsel döngünün bitki aleminde yarattığı periyodik değişmelere dayanıyor. Bu döngü, onlara doğal süreçlerin muntazam ve devri olduğu kanısını vermiş. Bu kanıyı güçlendiren, bitkisel döngü ile paralellik arz eden gezegenlerin ve yıldızların muntazam hareketleri olmuş. Bitkiler alemindeki döngü, çiftçinin ölümün aslında sonradan tekrar yaratılmayı içeren devri bir olayın bir parçası olduğu varsayımını geliştirerek, ta Neandertal adamından beri insanlığın en önemli korkularından biri olan ölüm korkusuna bir çare bulmasına yardım etmiş.
    Çitçi toplumlarda insanlığın ve evrenin yaradılışı en önemli korkularından biri olan ölüm korkusuna bir çare bulmasına yardım etmiş.
    Çitçi toplumlarda insanlığın ve evrenin yaradılışı ve muntazam bir devri olaylar zincirinin başlaması, evren tarihinde benzeri olmayan tekil bir olay olarak görülüyor. Böyle bir dünyada evrime ve önceden planlanmamış olaylara yer yok. Nuh Tufanı'nın kaynağını teşkil eden Sümer ve Babil tufan efsanelerinin gösterdiği gibi arada bir Tanrının veya Tanrıların gazabı münferit afetler yaratarak ortalığı birbirine katıyor , ama olayların normal akımı, tamamen deterministik, değişmez ve önceden planlanmış bir döngü içinde cereyan ediyor. Bu mitolojilerde bireyciliğe, kişisel yaratıcılığa yer yok. Tanrılar katında sıkı ve değişmez bir rütbe sıralaması (tek tanrılı dinlerde bu rütbe sıralaması Tanrının emrindeki melekler katında oluyor), insan cemiyetindeki antidemokratik krallık kurumlarının ve kalıtımsal aristokrasinin doğuşuna neden oluyor.
    Çiftçinin, tarımın değişmez döngüsünün verdiği stabilite (duraylılık) ve güvenilirlik hisleriyle dolu dünyasının tam tersidir avcının içinde yaşamak zorunda olduğu dünya. Avcının çevresinde hemen her şey önceden kestirilmesi olanaksız niteliklere sahiptir. Avcının başarısı tamamen bireysel beceri, cesaret ve doğal olarak da şansa bağlıdır. Doğa onun için içinde devamlı yiyeceğini aramak zorunda olduğu bir süreklilik temsil etmektedir, ölüm, yaşamak için öldürmek zorunda olan avcı için gündelik bir olaydır. Avcı, suçluluk duygusu ve korkudan, ölümün gerçekten de bir yaşamın sonu olmadığını , gövdesi işe yaramaz hale gelen bedenden ruhun bir başka bedene göç ettiğini farz ederek kurtulur. Ufak çapta afetler avcının yaşamında her gün olduğu için, o, evrenin gelişmesini tekdüze olarak yorumlar: Avcı mitolojilerinde Tanrıların gazabı olan büyük afetler yoktur.
    Sonuçta, toplumlar oldukça tekdüze ancak içindeki intizamsızlığın bir hayli büyük olduğu bir dünya görüşüne dayanan basit mitolojiler üretmişler, teokrasi ve aristokrasiden ziyade meritokrasiye dayanan toplum düzenleri kurarak bunları bireyin becerisine yaslamışlardır. Şamanlar arasında kahinlere sık rastlanması avcının, bence tüm avcı davranışına temel olan bir yönünü vurgulamaktadır. Avcı, sorunlarını varsayım üreterek ve bunları sınayarak çözmeye çalışır. Güveneceği sağlam bir mitolojik çatı, başvuracağı bir ruhban sınıfı yoktur. Zaten avda karşısına çıkan problemleri çözmek için avcının kimseye dayanışmaya pek vakti de olmaz. Ya sorununu çözecek veya aç kalacak veya ava gitmişken avlanacaktır.
    Çiftçinin doğanın devri davranışının kendisine verdiği engin bir güvenden kaynaklanan son derece düzenli, içinde her şeyin tanrılar tarafından önceden planlanarak insanın istifadesine sunulduğu farz edilen bir dünyası vardır. Çiftçi, işinin esaslarını kendinden öncekilerden harfiyen öğrenir ve genelde kendisi bunlara hiç bir şey koymadan uygular. Kendisine öğretilenler genellikle tartışmaya açık olmayan kutsal bilgilerdir ve bunlar toplumlarda ayrıcalıklı yeri olan, çoğunlukla kalıtım yoluyla sürekliliğini sağlayan ruhbanlar sınıfı tarafından öğretilir. Dolayısıyla çiftçiye varsayım üretmesi değil, inanması tavsiye edilir. Ruhbanlar sınıfının koruyucusu olduğu kutsal bilgiler onun tüm dertlerine deva olmak iddiasındadır, zira tarımın düzeni, maceracı yenilikler yapılmasına pek de elverişli değildir. Başarısız bir hasat tüm bir köyü, hatta nüfusu binler, on binlerle ölçülebilecek bir şehri aç bırakabilir. Tarımsal sosyal dışında kuraklık veya tufan gibi afetler ise ancak tanrıdan gelebilir, zira tarımın kuralları da yanılması olanaksız tanrılarca vazedilmiş ruhbanlarca öğretilen kutsal kurallardır.
  • Yarattığınız alışkanlıklar korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de;
    bakamazsınız aynalara, çağrışımlarla ödeşemezsiniz dışarıda hayat düşmandır size içeride odalara sığamazken siz, kendiniz Bir ayrılığın ilk günleridir daha Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta
  • Cinsel durgunluk, bitkisel yayılmaya ket vurulmasından, merkezî bitkisel örgenlerin etkinlik ve devingenliğinin kilitlenmesinden başka bir şey değildir. Bu durumda dirimsel enerjinin boşaltılması kösteklenir, enerji belli bir noktaya bağlanıp kalır.
  • Bedensel boşalma tepkesinin eksiksiz gelişmesi çoğu kez bulantı ve başdönmesiyle, gırtlak daralmasıyla, karın böleci, karın ve alt karın kaslarında beliren bölgesel kasılmalarla atbaşı gider. Ancak, bedensel boşalma tepkesi eksiksiz sağlandığı zaman, bütün bu hastalık belirtileri silinip gider. «Katı, cansız, geri çekilmiş» alt karın, insanlardaki en yaygın bitkisel bozukluklardan biridir. Lumbago sancıları da, mayasıl da buna bağlıdır.
  • 320 syf.
    ·8/10
    Bitki ve hayvan dokusunun vazgeçilmez yapi taşı azottur
    Taneli tahılların protein icerigini oluşturan bitkisel gelisimi sağlayan besleyici bir maddedir.
    Azotun fazla olması büyümeyi destekler
    Yaşayan her hücrede mevcuttur
    1 azot 10 amimoaside ihtiyaç duyar
    Gübrenin üretkenliğini içinde yer alan azot miktarina baglidir
    -1960 lı yıllar yeşil devrim olarak
    Adlandırılmaktadır
    Ürünlerin büyümesi tarımsal büyümeyi sağlayan gübreler nüfusu 3.7 kat arttırmıştır
    -Fritz haber tarafından üretilen Carl Bosch ölçeği büyütülen havadaki azotu alır amonyagi çevirir
    "Haber -Bosch yöntemi denir

    _
  • Gürsel'in görev yapmasına olanak kalmamıştı. Bitkisel yaşamdaydı. Başbakan'a nöroloji uzmanlarının hazırladığı bir rapor sunuldu. Gürsel bu rapora dayanılarak görevinden alınacak, yerine bir başkasını TBMM seçecekti.
    Başbakan Demirel raporun altındaki imzaları saydı:
    38!
    Raporu 38 doktor imzalamıştı. "Çok trajik bir sonuç" diye düşündü Demirel :
    "Gürsel, 38 arkadaşıyla Çankaya'dan Bayar'ı indirdi. 38 kişi ile Devlet Başkanı olarak Çankaya'ya çıktı. Yedi yıllık dönemini tamamlayamadan 38 imzalı bir raporla görevinden ve Çankaya'dan ayrılıyor."
    Yazgı!
  • "İnsanoğlu doğduğu günden ölene dek, bütün hayvanlar gibi kendinin dışında kalmaya mahkumdur. Ömrü boyunca, yaşamak yerine üstün nitelikli, daha karmaşık bir bitkisel hayat sürer. Var olduğunu bile bilmediği bazı kıstaslara farkında olmadan uyar, fikirleri, duyguları, eylemleri tamamen bilinçsizcedir."