Gary L. Francione

Gary L. Francione

Yazar
6.6/10
16 Kişi
·
48
Okunma
·
2
Beğeni
·
254
Gösterim
Evcilleştirilmiş hayvanları olan insanların bu hayvanları yemek aklının ucundan bile geçmez. İnsan harici arkadaşlarımızla kurduğumuz ilişkiyi yiyecek için kullandığımız hayvanlarla da kurmaya başlarsak onları yemeyiz.
Birleşmiş milletler gıda ve tarım örgütü, ulaşım için yakılan fosil yakıtlara nazaran hayvansal tarımın atmosfere daha çok sera gazı saldığını belirtiyor.
Büyümeyi hızlandırmak ve kapatıldıkları sıkışık hücrelerdeki sağlıksız şartlardan kaynaklanan enfeksiyonları önlemek amacıyla kümes hayvanlarının, büyükbaş hayvanların ve domuzların yemlerine ve sularına düzenli olarak antibiyotik katılıyor. Hayvansal tarımda antibiyotik kullanılması ve bu antibiyotiklerin yayılması insanlarda antibiyotik direnci oluşmasına sebep oluyor.
İnekler kendiliğinden süt üretmiyor ve onları sağmamızı büyük bir lütuf olarak görmüyorlar. Önce hamile kalmaları gerekiyor. Sürekli süt vermeleri için her yıl suni yollarla ve zorla hamile bırakılıyorlar. İneğin sütünü biz içiyorsak, bu sütü içmesi gereken yavrular süt içemiyor demektir.
ABD Tarım Bakanlığı ülkede her yıl 1,37 milyar ton katı hayvansal atık üretildiğini aktarıyor (insan atıklarının 130 katı). Bu gübrede bulunan aşırı miktardaki azot kolayca nitrata dönüşebiliyor ki ABD Çevre Koruma Ajansı’na göre bu 4,5 milyon insana yetecek miktarda içme suyunu kirletebilir. Yeraltı sularında bulunan nitrat, çocuklar için ölümcül olabilir.
Köpeği öldüren kişiyle o kişiye, “Köpeği öldür, ama ben gidene kadar bekle, çünkü benim midem hassas,” diyen kişi arasında işledikleri suç bakımından hiçbir fark yok.
Hayvanları acıya ve ölüme maruz bırakması için başkasına para ödemek, bizi ahlaki olarak aklamıyor.
Ne ilginçtir ki hayvanları sömürüyor oluşumuzu meşrulaştırabilmek için şu sözde “üstünlüğümüze” işimize gelince rahatlıkla baş vurabiliyoruz, fakat bu sözde “üstünlüğümüz” yapmak istediğimiz şeye engel teşkil edince de nasıl oluyorsa birden kendimizi herhangi bir vahşi hayvan türünden farksız canlılar gibi gösterip, tilkinin tavuk yemeye hakkı varsa bizim de var demeye başlıyoruz.
Erkek civcivler yumurta üretemeyeceğinden ve yumurta tavukları da et için uygun olmayan bir tür olduğunda, sadece ABD’de her yıl 100 milyon erkek civciv canlı canlı öğütme makinelerine atılarak, çöp torbalarında boğularak ya da gaz verilerek öldürülüyor.
Siyasî ve sosyal tarihimize kayıtsızlık damgasını vurur: köle adı verilen insanlara karşı, beyaz olmayanlara karşı, eşcinsellere, kadınlara ve hayvanlara karşı kayıtsızlık. Baskıya karşı top-lumsal isyan, genellikle aşırılıkla ve şiddetle kendini gösterir. Böyle olmadığında, aniden ve entelektüel bir fikrin sonucu olarak ortaya çıkabilir.
-Alan Watson
136 syf.
Peşin not: Vegan olmayan ama son zamanlarda veganizmi araştırmaya çabalayan, bu konuyla ilgilenen bir hayvansever.

Çocukluğumdan beri hayvanları çok severim, kedilerim, balıklarım oldu. Kedim hala var hatta. Defalarca sokakta gördüğüm bir köpeği, kediyi eve almak için anneme yalvar yakar ağlardım. Kışın kalan ekmekleri babamla ıslar, balkona bırakırdık kuşlar yesin diye ama ilk vejetaryen bir arkadaşımla tanışıp fikir alışverişi yaptığımda – lise – bir daha et yememe fikri bana çok uç ve saçma gelmişti. Hatta öyle ki hayatını süt, yoğurt, yumurta, bal gibi yiyecekler yemeden geçiren insanlar bile vardı. Ne yiyorlar acaba, hiçbir şey yemiyorlardı resmen. Üç beş sene önce bana bu kadar uzak gelen fikre şuanda çok samimi bakıyor olmam gerçek bir dönüşüm değil de nedir?

Şuana kadar onlarca konu başlığıyla, irdelemeyle çıkmışımdır insanların karşısına ama ne din, ne cinsellik, ne politik görüşler... Deneysel olarak vejetaryen yaşadığım 1 aydan yola çıkarak bir skala çıkarmam gerekirse bu toplumun en büyük tabularından biri et yemek! Gittiğim kitapçıdan veganlarla ilgili kitap istediğimde yüz ekşitme mi dersiniz, dost sofralarında bir süreliğine et yemeyeceğim dediğimde ardı arkası kesilmez tartışma ortamına çekilmem mi dersiniz, hiç beklemediğim insanların bile geçerli bir bilimsel bilgi göstermeksizin ezberletilmiş karşı çıkmaları mı dersiniz... İstisnasız her kesimin nefret odağında olduğun yetmemiş gibi bir de milyon defa yapılınca asla komik olmayan şakaların öznesi olmak mı dersiniz... Bu 1 ayda büyüdüm, geliştim, olgunlaştım, hintli keşişlere dönüştüm. Hoşgörü namına her şeyi bünyemde barındırır oldum. Hem daha araştırma aşamasında olduğum için – konuya pek hakim değilim - hem de insanların bu tutumunu bildiğim için bu incelemeyi de yazıp yazmamak arasında ikilemde kaldım. Sonra amaaan ne olacak yani dedim, bu yürek ne linçler kaldırdı bunu mu kaldıramayacak? Hem dozunda tartışmak iki tarafı da geliştirir. Hadi o zaman başlayalıım.

Öncelikle kitap iki ilke öne sürüyor, bu ilkeleri kabul etmeniz doğrultusunda ilerliyor ve veganlık hakkında en çok merak edilen soruları teker teker ele alarak cevaplıyor.

Bu ilkelerden ilki: Hayvanlara gereksiz yere acı çektirmemek ahlaki bir yükümlülüktür.

İkincisi: Ahlaki açıdan hayvanlar önemlidir, fakat insanlar daha önemlidir.

Evet! Sadece bu iki ilke. Sanırım bu ilkelere karşı çıkacak kimse çıkmaz aramızdan.Ama veganlık size hala son derece uzaktır. Bunun büyük sebeplerinden biri çocukluktan itibaren hayvancılık endüstrisinin medya yoluyla yaptığı reklamlar sonucunda protein, kalsiyum, demir gibi ihtiyaçlarımızı sadece hayvanlardan alacağımızı düşünmemiz -süt içmezsen büyüyemezsin gibi-, beslenmek denilince bile aklımıza direkt olarak hayvansal gıdaların gelmesi yani sağlıksal; hayvanların bizim için yaratıldığı düşüncesi dinsel; bence en büyük sebebi kesimhanelerdeki kıyımın, tavuklardan yumurta, ineklerden süt çalarken o canlının geçirdiği safhaları görmenize rağmen gözleri kapamak, kulakları tıkamak, yani şiddeti kanıksamak. O hayvanın acı çekmesi hayatımızın bir parçası haline gelmesi, kültürümüz olması. Nasıl geçmişte yaşanan köleliğin insan dışı ve vahşetin ta kendisi olmasını şuan bilmemize rağmen o dönemin şartlarında normal karşılanması gibi şuanda da kozmetik, giyim gibi konularda hayvanların üzerinde deney yapılması, köleleştirilmesinin kültürel olarak normalleştirilmesi.

Kitabın ilk cevap verdiği sorular “Proteini nereden alıyorsunuz?”, “Et yemezsem yeterince demir alabilir miyim?”, “Süt ve süt ürünleri olmadan yeterince kalsiyum alabilir miyim?” gibi sorular. Öncelikle kitabı vegan beslenmenin sağlıklı olduğu konusunda son derece yetersiz buldum, günlük alınması gereken demir oranlarını ve hangi bitkide ne kadar demir bulunduğu gibi ufak tefek bilgiler bulunuyor ya da bitkilerden de protein alabileceğimiz savını söylüyor ama mesela bitkisel proteinle, hayvansal protein bir mi? Vücudumuz için mikro besinlerin tamamı gerçekten bitkilerden karşılanabilirse nasıl bir beslenme şekli geliştirmem gerek? Beni tatmin etmediği gibi bir sürü soru işareti oluşturdu ve bu soru işaretlerini internet yardımıyla kısmen gidermek zorunda kaldım. Nohut, mercimek, soya gibi bitkisel kaynaklı besinlerde de hemen hemen etteki protein miktarı kadar protein olduğunu, etin aksine hiç kolesterol bulundurmadıklarını öğrendim. Protein türünü araştırdığımda ise ette esansiyel amino asitlerin tamamı bulunduğu, tahıllarda lizinin eksik olduğu baklagillerde ise lizinin fazla triptofan ve metionin içeriğinin az olması gibi birbirini tamamlayan dengesizlikler olduğunu öğrendim. Yani et kullanmadan kaliteli proteine ulaşmak isteniyorsa tahıllar ve baklagilleri bir arada tüketerek bunun mümkün olabileceğini öğrendim. Kurufasülye-pilav buna güzel bir örnek. Bu alanda fazla yetkin olmadığımdan da mütevellit hem de çok uzun bir konu olmasından dolayı işin çok fazla biyolojik ayrıntısına girip de sıkmak istemiyorum. Kitap hayvansal ürüne hiç ihtiyaç olmadan yeterli beslenebileceğimiz konusunda bazı referanslar vermiş. Aynen alıntılıyorum.

“Hiç kimse hayvan yemenin tıbbi açıdan gerekli olduğunu iddia etmiyor. Beslenme ve Diyetetik Akademisi, Amerikan Diyabet Birliği. Amerikan Kalp Birliği. İngiliz Diyetetik Birliği, İngiliz Beslenme Derneği. Avustralya Diyetisyenler Birliği, Kanadalı Diyetisyenler Birliği ve Kalp ve Felç Derneği gibi anaakım kuruluşlar. Harvard Kamu Sağlığı Fakültesi. Mayo Clinic, UCLA Sağlık Merkezi, Pennsylvania Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Pittsburgh Üniversitesi Tıp Fakültesi gibi eğitim ve araştırma kurumları; İngiliz Ulusal Sağlık Hizmetleri ve ABD Tarım Bakanlığı Beslenme Politikaları Merkezi gibi devlet kurumları ve Kaiser Permanente gibi büyük bakım merkezlerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda sağlık kuruluşu, iyi bir vegan beslenmenin insan sağlığı için gayet yeterli olduğunu ve hatta önemli yararlar sağlayabileceğini kabul ediyor.”

Konuya değinmişken söylemeden geçemeyeceğim araştırma sürecimde bazı vegan bloglara maruz kaldım ki aman aman. Bilimsel olarak omnivor olduğumuz ispatlanmış olmasına rağmen insanların otçul olduğunu iddia edenler mi dersiniz, hiçbir bilimsel niteliği olmayan şeyleri bilimselmişçesine yazanlar mı. İnsan sağlığıyla bu denli oynayan, veganizmi dinmişçesine benimseyip sadece olumlu bilimsel bilgileri sitelerinde yer edindirip negatif gerçekleri topyekün reddetmeleri... Size düşünce olarak yakın olmama rağmen zerre kadar saygı duymuyorum. Bu yaklaşımınız paylaştığınız doğru bilgilerden de şüphe duydurduğu gibi, vegan müritler toplama pahasına gerçekten aklı başında bilinçli insanlara veganlığın delilik olduğunu düşündürüp araştırmayı bıraktırıyor. Yani bu yapılan köylü kurnazlığı veganizme sempati toplamak yerine büyük zararlar veriyor. Sağlık konusu hala araştırdığım bir konu olmakla birlikte bana yardımcı olmak isteyenler mesaj kutumu yeşillendirebilir. Saçma sapan yutup videoları ya da ne idüğü belirsiz bloglar olmadığı sürece kimsenin kalbini kırmam... Benim için önemli olan gerçeğin ne olduğu, hiçbir düşünce akımı benim dinim değildir, bu yüzden bu tarz bilgilere son derece açığım.

Bu arada kitabı sağlık konusunda yetersiz diye eleştiriyorum ama veganlığın da türleri varmış. Çevreci veganlar, abolisyonist (etik) veganlar gibi gibi. Bu kitap 135 sayfalık ve işin sadece etik kısmına eğilmiş belli başlı kavramları açıklamaya çalışan bir giriş kitabı. Esas eğilinen nokta hayvansal gıda yemenin ahlakiliği.

Kitap ahlak konusunda da beni kısmen tatmin edebildi. Söylenmeyen, atlanan birçok şey vardı. Ama kitabın temel amacı veganizm hakkında hiç bilgi sahibi olmayan birine sıkmadan genel hatlarıyla konuyu açıklamak. Benim de veganizmi araştırma sürecim ahlaki olarak sorgulamamla başladı diyebilirim. İnternette rast geldiğim bir kesimhane videosu tüylerimi ürpertti. Evde beslediğim kedinin tüylerine zarar gelmesi beni sinirlendirirken, papağanın boynunu sıkan bir adama sosyal medyada herkes lanetler yağdırırken adlarından hiç bahsedilmeyen hayvanların hayvancılık adı altında düzenli işkencelere maruz kalmaları ve kimsenin buna ses çıkarmaması... İçtiğin sütün önüne gelebilmesi için ineğin sistematik tecavüze uğraması, yumurta yemen için civcivlerin günlerce kapalı kutular altında kalması, tavuk yemen için antibiyotik basılan tavukların 20 günde bacaklarının kendi ağırlığını taşıyamayacak kadar ağırlaşmaları... Doğamızda var diye savunulan çoğu şeyin doğadan, doğal seleksiyondan bağımsız olarak fabrika koşullarında bir çanta üretir gibi tüketmek için hayvan üretmek... Bu incelemeyi okuyorsanız sizden tek ricam bütün bunları biraz olsun araştırmanız. Bütün bu iğrenç endüstrinin gerçek yüzünü gördükten sonra, buna dair videoları izledikten sonra pişkin pişkin “e ben süt çok severim asslaa bırakamam” gibi argümanlar o kadar riyakar o kadar merhametsizce geliyor ki, gerçekten tiksiniyorum. Kaldı ki vegan süt, peynir, yoğurt, iskender, kokoreç gibi seçenekler de mevcutken. Kendi ellerimle vegan sosis yapan bir insan olarak söylüyorum, sırf damak tadını vegan olmamak için bahane olarak göstermek saçmalıktan öte bir şey değil çünkü hemen hemen hepsinin vegan alternatifleri var. Sadece araştırmak yeter.

Takıldığım bir nokta da sucuk, sosis, salam gibi işlenmiş etlerin kanserojenlik oranı “2A” grubunda yani sigara, alkol, plütonyumla aynı kategoride olduğu dünya sağlık örgütü tarafından tanımlanmışken; sigara alkol gibi şeyler tüketirken ve bu tüketim tamamen benim inisiyatifimdeyken; pasta, çikolata, kola, meyve suyu gibi şeker oranı yukarılarda gıdalar markette herkesin alımına açıkken; köşe başı her yerde hamburgerci bulmak mümkünken; türk mutfağının neredeyse tamamı tansiyon fırlatan, yağlı, sağlıksız gıdalarken bütün bunları yiyen insanların ya da yiyenlere ses çıkarmayan insanların konu ahlaki bir sebep göstererek hayvansal besinleri tüketmemek olduğunda masalarda sağlıklı beslenme öncüleri kesilmelerini ve bunu agresif bir biçimde yapmalarının suçluluk psikolojisinin verdiği bir savunma tekniği olarak görüyorum.

Bu hayvan tahakkümüyse, şunu da yapma bunu da yapma gibisinden karşı argüman geliştiren insanlara ise acıyarak bakıyorum. Gönül ister ki işçi, çocuk, kadın, hayvan sömürüsünün hiçbir şekilde olmadığı güzel bir dünya. Ama bütün bunları bu sistemde yapabilmek için sistemin tamamen değiştirilmesi gerekiyor ya da dağa yerleşip, medeniyetten uzak yaşamak gerekiyor. Benim elimden bu kadar geliyor yani. Başka konularda yapılan haksızlığı öne sürmek, şuan yapılan haksızlığı haklı çıkarmıyor. Hayvanların sorunlarıyla ilgilenmek sizi diğer sorunlarla ilgilenmekten alıkoymuyor. Kaldı ki bu sistemi de değiştirmek için insanların bireysel olarak uyanması, bilinçlenmesi, örgütlenmesi, bu gibi şeyleri boykot etmesiyle oluşur.

Bilinçli bir insan olmak, hayvan severlik, duyarlılık... Bütün bu kavramlar konuşulduğunda herkes lafta öyledir ama iş norm dışına çıkabilmeye gelince, önyargısızca araştırmaya, düşündüğün gibi yaşamaya gelince pek de öyle olmuyor maalesef. Araştırma sürecimde en çok düşündüğüm şey bu oldu. Giriş olarak güzel bir kitap fakat aklımdaki bazı sorulara da tam anlamıyla cevap verebilmiş değil, çünkü bu mesele öyle hayvan yememekten ibaret değil, sömürü, şiddet, ahlak nedir gibi konularda derin bir yolculuğa çıkmak lazım işin özünü kavrabilmek için. Bütün bunlar beni yıldırmıyor. Aklımdaki soru işaretlerini gidermek için araştırmaya sorgulamaya devam edeceğim, kedim için.
136 syf.
·5 günde·3/10
Vegan-vejetaryen beslenme biçimi hakkında fikir sahibi olmak için edindiğim bu kitap beni fazlasıyla hayal kırıklığına uğrattı. Son derece agresif bir tutumla vegan olmanın ahlaki yönünü irdeleyen kitap veganlığı, vegan insanların sıklıkla maruz kaldıkları argümanlar üzerinden anlatmayı amaçlıyor. Özellikle tüm soruları "İyi ama...." argümanı üzerinden ele alması güzel bir amaca hizmet ediyor olsa da, bu sorulara verdiği yanıtlar ne yazık ki hiç tatmin etmiyor. Özellikle küçük çocukların inatlaşmalarını andırırcasına "İyi ama et yemezsem daha çok hasta olurum." argümanını "iyi de et yiyenler de hasta oluyor" şeklinde açıklamaları son derece saçma geldi. Ben daha çok vegan beslenmenin üstlendiği misyon ve yaygın bilinen yanlışlara getirecekleri mantıklı ve bilimsel açıklamaları okumayı beklerken işin ahlaki yönünün bu derece baştan savma ele alınmasına anlam veremedim. Vegan ya da vejetaryen olmayı düşünen kişilerin bu kitap yerine başka kaynak kitapları okumalarını öneririm.
136 syf.
·3 günde·8/10
Çocukluğumdan beri vejetaryenim. Geleneksel beslenme biçimini sorguladıkça kendimi veganlığa yakın hissettiğim için bu alanda okunacak, izlenecek kaynaklar araştırmaya başladım. Bu kitap da onlardan biri. İlk olarak bunu okumadım. Ama, ilk olarak neyle başlasam; en basit anlatımı, giriş kitabını nasıl bulurum derseniz. Bu o! Birkaç belgeselin ve başka kitapların ardından benim için giriş kitabı niteliğindeydi en azından.
2 yazar önce kendi fikirlerini ve hayvanlara beslenme amacıyla nasıl eziyet ettiğimizi, hayvancılıkla dünyaya nasıl zarar verdiğimizi anlatıyor. Asıl kısım İYİ AMA bölümleri… Vegan olmayanların sorduğu, düşünmeden öne sürülen bahaneler, kulaktan dolma bilgilere yer verilmiş. Örneğin İyi ama proteini nereden alacağız? gibi… Proteinin asıl kaynağının hayvanlarda olduğu ve bu sebeple et yeniyor olması aslında eski ve geçersiz bir bilgi. Evet hayvanlarda protein var ama hayvanların bitkilerden alarak sahip olduğu proteini biz onlardan alıyoruz. Dolaylı yoldan yani. Sebzeler ve bakliyat protein açısından daha yüksek değere sahip. Dolayısıyla insanlar sadece kendi damak zevkleri için et yiyor günümüzde.
Kitaptaki bilgileri anlatmak isterdim ama merakınıza sığınıyorum. 1 kişinin bile fikri değişir bu kitaba ulaşırsa mutlu olurum. Artık yediğimizi sorgulamamız gereken bir dönemdeyiz. Besin güvenliği, dünyanın geleceği ve sürdürülebilirliği açısından bu tarz kaynaklar daha da artmalı diye düşünüyorum.
Dediğim gibi dili oldukça sade ve açıklayıcı temel bir kitap olmuş. Umarım bu yazı okumayı düşünen kişilerin soru işaretlerini giderebilmiştir.
136 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Veganlığın ne olduğunu anlatmak adına kolay ulaşılabilecek bir kaynak.Yalnız, veganlığı neredeyse sadece "etik" tarafıyla ele almış ve tüm kıyaslamaları bir köpek dövüşü üzerinden yapıyor olması anlatım açısından eksik kalmış izlenimi verdi. Yine de neden vegan olmalı ? sorusuna sorulacak çoğu soruya cevap veriyor,tam olarak cevaplayamadıklarını da araştırmaya yönlendiriyor.
136 syf.
·3/10
Ben vegan olmaya çok meyilli bir insan olarak, nedense bu kitap beni tam anlamıyla bir vegan yapamadı. Kitapta günlük konuşma ile et tüketen insanların veganlara sordukları soruları, veganların yaklaşık 1-2 sayfalık cevaplarıyla okuyoruz. Aslında böyle ciddi bir konunun kitap mecrası ile insanlara anlatmak ve onların fikirlerini değiştirmeye yönelik çalışma yapmak çok güzel. Ama kitapta kullanılan dil, et tüketen insanın sorduğu soruya karşı alaycı yaklaşımı beni biraz kitaptan soğuttu. Alaycı yaklaşımı bir yandan haklı, çünkü kitabı yazanlara göre et tüketmek, hayvanlara bu yönde gereksiz acı çektirmek çok yanlı. Cevabı okuduğum zaman sanki bana bağırılıyormuş gibi hissettim sürekli. Halbuki insanlara bir şey anlatmak istiyorsanız, onların anlayacağı dilden bunu iletmeniz gerekir. Kitapta et kullanımı tahribatına yönelik kanıtlarda var, kanınızı soğutacak gerçeklerde. Veganlığa meyilliyseniz ve dışarıdan bir etken bekliyorsanız okuyun, farklılık katabilir. Belki kitabın anlatmak istediklerine ek olarak bir kitap daha yazılabilir, daha yararlı olacağına eminim.
136 syf.
·25 günde·Beğendi·8/10
Önyargılarımızı bir kenara bırakıp bakılması gereken bir kitap bence. Ben baya keyifle okudum. Herkese ciddi anlamda tavsiye ediyorum. :):):):):):):)

Yazarın biyografisi

Adı:
Gary L. Francione
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 48 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 27 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.