Adı:
İnsan Olmak
Baskı tarihi:
Ağustos 2013
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050202427
Orijinal adı:
To Be Human
Çeviri:
Ulaş Dilek
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Omega Yayınları
13 yaşındayken dünya öğretmeni seçilen Krishnamurti, hayatını dünyayı dolaşarak, insanlarla yaşama ve dünyaya dair konuşarak geçirdi. Kendisine mesihlik yakıştırılmış olmasına rağmen bunu hiçbir zaman kabul etmedi. Onun için, karşılaştığı herkes başlı başına bir "birey"di. Bu nedenle öğretmekten çok paylaşmayı ilke edindi. Yine de dünya üzerindeki milyonlarca kişi ondan çok şey öğrendi.

Olgun insan hakikati bulmaya daha yakındır. Asla yalnızca "akıl hocalarının", salt bilginin, bilimin, sadakatin ya da eylemin yoluna gitmez. Kendini herhangi, belirli bir yola adayan insan olgunlaşmamıştır ve böyle biri asla başı sonu olmayan, ebedi hakikate ulaşamayacaktır çünkü kendisini adadığı o yol zamana aittir. Zamanın içinden geçerek zamandan bağımsız olan bulunamayacağı gibi ıstırap içinden de mutluluğa ulaşılamaz. Mutluluk aranıyorsa ıstırap bir kenara konmalıdır. Sevdiğiniz zaman o sevginin içinde tartışma ya da çatışmaya yer yoktur. Karanlığın ortasında ışık olmaz, ancak karanlıktan kurtulduğunuzda ışığa kavuşursunuz. Benzer bir şekilde sevgi de ancak sahiplenme, mahkûm etme ve kendini ispat etme kaygısı olmadığında var olur.
(Tanıtım Bülteninden)
256 syf.
·2 günde·9/10
İnsanlık, uygar toplumu oluşturabilmek için taş devrinden uzay çağına değin mücadelesinden hiç vazgeçmemiştir. Bütün toplumlarda gerek bilim adamları gerek din adamları gerekse filozoflar bu konuda çeşitli teoriler ortaya atmışlar ancak “En geniş haliyle uygar bir toplum nasıl olur?” sorusunun tam cevabını henüz bulabilmiş değillerdir. Ancak ortak bir görüşe varmışlardır ki, uygar bir insan olmanın temeli iletişim, iletişimin de ilk aşaması dinlemektir. İnsan karşısındaki kişiyi ancak dinleyerek anlayabilir oysa. “Ağzı olan konuşuyor” deyimi vardır ancak “Kulağı olan dinliyor” diye bir deyim maalesef yoktur. Çünkü dinlemeyi pek beceremiyoruz. Allah bize bir ağız, iki kulak verdiyse az konuşup çok dinlememiz için değil midir?

Bir yerde okumuştum bir insan bir dakikada 125 kelime konuşabiliyorken, 400 kelime dinleyip anlayabiliyormuş. Dinlemeye meyilli olarak yaratılan insanoğlunun konuşmaya olan meyili nereden geliyor peki? “Organize işler” isminde çok sevdiğim bir sinema filmindeki şu diyalog beni çok etkilemişti izlediğimde.

“Bir ara çok konuştum, bir faydasını görmedim bıraktım.”

Sonuç itibariyle dinlemeyi bilmeyen insanların, kişilere ve görüşlere saygılı olmaları da pek beklenen bir şey değildir zaten.

Saygı deyince, “İnsanlar acaba neden birbirlerine saygılı olamıyorlar?” diye bir soru geldi aklıma kitabı okurken. Sanırım buna, temel sorunumuz olan dört bir tarafımıza bir set gibi çektiğimiz yıkılması zor tabularımız engel oluyor. Siz tabu yerine imgeler de diyebilirsiniz duvarlar da. Değişmek istemiyoruz. Değişince sanki bizimle aynı görüşte olan insanlara ayıp etmiş yada onlar tarafından ayıplanacakmışız gibi hissediyoruz belki de. Değişemeyen bir insan da maalesef hakikate ulaşamıyor. Hakikate ulaşamayınca da duvarlarımız arasında volta atıp duruyoruz. İnsanın dünkü yaşamı ile bugünkü yaşamı arasında hiçbir fark olamıyorsa, bilinmelidir ki o insan ziyandadır. Geçmiş ve gelecekten gelen kaygılarından kurtulmak için deve kuşu misali insan kafasını kuma gömecek ise zaten bu dünya da pek de yaşıyor sayılamaz.

Günümüz insanı belleğini bilgi ile tıka basa doldururken, kalbini aynı oranda boşaltmaya niyet etmiş. Duygu kelimesi yavaş yavaş içimizden çıkıp gidiyor. Yapay zekanın tartışıldığı çağımızda bilim adamları robotlara duygu yükleme çalışmalarına hız verirken, duygu deposu olan insanların depoları her geçen gün boşalmakta. Sanırım böyle giderse bilim, insanlara tekrar duygu yüklemenin çaresini aramaya başlayacak önümüzdeki asırlarda. Çünkü çağımızda gerçek bir akıl-gönül savaşı yaşanmaktadır. Tamamen akla tapan toplumlar, acımasız, kendinden başkasını düşünmeyen ve kendi menfaatleri için gerekirse bu dünyayı yakan bir model olmuşlar, tamamen gönüle tapan toplumlar ise ilim üzerine geri kalarak sefil bir hayatı yaşamaya mahkum olmuşlardır. Yani tamamen maneviyatsız bilgi ile de çağdaş olamazsınız, tamamen bilgisiz maneviyat ile de. En güzeli ise akıl ve gönülün birbiri ile etkileşimiyle ortaya çıkan “Gönlü ile aklını kullanan ideal insan modeli”dir.

İdeal insan modelini anlatmaya çalışmış yazar da bu eserinde, bu yolda yapılması yada yapılmaması gerekenleri sıralamış. Tamamen içindeki görüşlere katıldığımı söyleyemesem de şahsıma çok şey kattığını düşündüğüm bu eseri notlar alarak, inceleyerek okumanızı tavsiye ederim.

Saygılarımla…
256 syf.
·Beğendi·10/10
"Her şeyi bildiğini farz eden kişi uzun süredir ölü demektir. Ancak "bilmiyorum" diyebilen, keşfetmeye ve anlamaya çalışan, bir son peşinde koşmayan, düşüncelerini başarmak ve olmak üzerinde yoğunlaştırmayan kişi, işte böyle bir kişi yaşamaktadır ve o yaşam hakikatin kendisidir." diyen Krishnamurti Bu eserde Bilmek, öğrenmek, anlamak, kavramak ve yaşam hakkında ipuçları verirken yorumu ve düşünceyi yine insanlara bırakıyor. Zira herkes hayatı kendi bakış açısı ile değerlendirip, ihtiyaçları doğrultusunda kendi hakikatini yaşar. Kişisel gelişim ve manevi gelişim yolunda arayış içindeyseniz, bu kitabı mutlaka okumanızı öneririm.
256 syf.
·Beğendi·10/10
yazarın başarılı kitaplarındandır . verdiği bazı örnekler ciddi bir şekilde bakışınızı değiştirir . örn ; müziğin sanal bir mutluluk getirdiğini söyler . siz dışarıda bir ağaca bakarak huzurlanmıyorsanız , dinlediğiniz müzik sizi daha huzurlu bir hale getiriyorsa sizde bir problem vardır gibisinden ( şu anda pek hatırlamadığım) fikirleri vardır . klasik müzikten zevk alan şahsımı bile ( entel bir tip değilim bu arada) sorgulatmıştır "cidden ben olan ile mutlu olamazken niye alternatif bir yaratılmışa bağımlıyım"diye

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İnsan Olmak
Baskı tarihi:
Ağustos 2013
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050202427
Orijinal adı:
To Be Human
Çeviri:
Ulaş Dilek
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Omega Yayınları
13 yaşındayken dünya öğretmeni seçilen Krishnamurti, hayatını dünyayı dolaşarak, insanlarla yaşama ve dünyaya dair konuşarak geçirdi. Kendisine mesihlik yakıştırılmış olmasına rağmen bunu hiçbir zaman kabul etmedi. Onun için, karşılaştığı herkes başlı başına bir "birey"di. Bu nedenle öğretmekten çok paylaşmayı ilke edindi. Yine de dünya üzerindeki milyonlarca kişi ondan çok şey öğrendi.

Olgun insan hakikati bulmaya daha yakındır. Asla yalnızca "akıl hocalarının", salt bilginin, bilimin, sadakatin ya da eylemin yoluna gitmez. Kendini herhangi, belirli bir yola adayan insan olgunlaşmamıştır ve böyle biri asla başı sonu olmayan, ebedi hakikate ulaşamayacaktır çünkü kendisini adadığı o yol zamana aittir. Zamanın içinden geçerek zamandan bağımsız olan bulunamayacağı gibi ıstırap içinden de mutluluğa ulaşılamaz. Mutluluk aranıyorsa ıstırap bir kenara konmalıdır. Sevdiğiniz zaman o sevginin içinde tartışma ya da çatışmaya yer yoktur. Karanlığın ortasında ışık olmaz, ancak karanlıktan kurtulduğunuzda ışığa kavuşursunuz. Benzer bir şekilde sevgi de ancak sahiplenme, mahkûm etme ve kendini ispat etme kaygısı olmadığında var olur.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 27 okur

  • Suluportakalim
  • berkay çelik
  • Meyrem
  • Ebru Kahveci
  • Tuğrul Ural
  • Engin nayır
  • Enes Karakaş
  • Zeynep Rana
  • Semih vuralın
  • Meyrem Karadeniz

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25 (2)
9
%37.5 (3)
8
%12.5 (1)
7
%25 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0