Ömer Seyfettin’in Diyet adlı kitabını okurken/dinlerken sadece bir hikâye kitabı değil, aynı zamanda bir karakter pusulası tutuyorum elimde gibi hissettim. Her öyküde bir insanlık hali, bir duruş, bir mesaj gizliydi. Dilinin sadeliği beni yormadı, aksine olayların içine daha kolay çekti. Bir çırpıda okuyabileceğin ama sindirmesi zaman alan hikâyelerle doluydu kitap.
Kitaba adını veren Diyet öyküsü, onur ve gururun bir insanın bedeninden bile kıymetli olduğunu anlatıyor. Bir insanın özgürlük uğruna kolunu vermeyi göze alışı, ama hiçbir şekilde minnet etmemesi… Bu, bana gerçek gücün nerede yattığını gösterdi: Onurda. Kolunu kaybetmek ama boyun eğmemek; işte bu, insanı insan yapan şeydi.
Ama beni en çok etkileyen öykülerden biri de Başını Vermeyen Şehit oldu. İşte bu hikâye, vatan sevgisinin ve imanın ne kadar büyük bir güç olduğunu anlatıyor. Düşman eline geçse bile başını eğmeyen, boyun eğmek yerine canını veren bir askerin öyküsü. Her ne kadar kısa bir hikâye olsa da, içinde öyle büyük bir ruh taşıyor ki… Vatanın uğruna başını vermek değil, düşmana teslim etmemek esas kahramanlık oluyor burada. Bu öykü bana şunu düşündürdü: Bir insanın bedeni zayıf olabilir, ama inancı dimdik duruyorsa hiçbir güç onu teslim alamaz. Bu da bana sadece geçmişteki kahramanlıkları değil, bugünkü duruşlarımızı da sorgulattı.
Kitaptaki her hikâyede bir duruş var. Kimi zaman cesaret, kimi zaman vicdan, kimi zaman onur. Ömer Seyfettin, sadece hikâyeler anlatmıyor aslında; bize kendimizi, değerlerimizi, yanlışlarımızı hatırlatıyor. Ve bunu ne bağırarak, ne de süslü cümlelerle yapıyor. En sade haliyle ama en etkili biçimiyle…
Bu kitabı okuduktan sonra şunu anladım: Gerçek zenginlik, insanın ruhundaki asalet ve değerlerine olan bağlılığıdır. Ve bunu en çok da "başını vermeyen"lerin