Şimdi intikam tanrısı yerini bana bıraksın!
10/10
·1552 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
Hani bazı kitaplar için “ bu kitabı okumayanlar çok şanslı çünkü böyle bir kitabı okuyacaklar” veya “keşke hafızam silinse de yeniden okusam, tekrar okuyabilsem” derler ya,ben bu kitabı hafızam silinmese de tekrar okurum işte öyle bir kitap. Bu kitabın tek kötü yanı artık başka bir kitap beğenebileceğime inancımın çok çok çok az olması. Ve tekrar söylüyorum işte öyle bir kitap. Okumaktan çok zevk aldığım hatta okumadığım izlediğim bir kitap. Bir kitap düşünün, olay örgüsü o kadar güzel işlenmiş. Kitapta hiçbir olay, hiçbir karakter boş değil hepsi bir yere bağlanıyor. (Burada tavsiyem gördüğünüz karakterlerin kim olduğunu not alarak ilerlemeniz çünkü dediğim gibi mutlaka birileri çıkıyor ve bu kimdi demenizi engeller) Hiçbir karakterin boşuna yazılmadığı yan karakterlerin dahi bir hikayesinin bu hikayelerin bir yere bağlanması bilmiyorum çok güzel bir kitap ya bu kitap üzerine saatlerce konuşabilirim saatlerce anlatabilirim. Edmond Dantes namı diğer Monte Cristo Kontu… o kadar çok şey yazılır bu karakter adına. Ah Edmondum :/ Tek amacı sevdiği kız ve yoksul babasını mutlu etmek onlarla birlikte mutlu olmaktı. Kim bilebilir ki bunlar gelecekti başına. Dostu sandığı insanların onu sırtından bıçaklayacağını. Aklının ucundan dahi geçirmeyeceği korkunç şeyler yaşayacağını. Öyle ki o temiz yüreği intikam ile dolacaktı. “Ve şimdi,” dediği meçhul adam, “iyiliğe, insancıllığa, minnettarlığa elveda… Yüreği şekillendiren tüm duygulara elveda!.. İyileri ödüllendirmek için tanrının görevini üstlenmiştim… Şimdi kötülere cezalandırmam için intikam tanrısı yerini bana bıraksın!” Monte Cristo Kontu.. öyle bir geri dönecekti ki dostu olanların yaşadığı düşmanı olanların vay haline dediğimiz dediğimiz bir şekilde.. Ve şunu eklemek istiyorum asla gözünüz korkmasın
Monte Cristo Kontu (2 Cilt Takım)Alexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202037,3bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2025 67. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 08 Aralık 2025 15:34
Jean-Louis Fournier’in kişisel hayatına konuk olmak her daim enteresan geliyor bana. Yazarın yaptığı iş, kendi hayatının parçalarını önümüze sermesi mevzusu bana biraz Annie Ernaux’un yaptığı şeyi hatırlatsa da Ernaux’un kendini ve duygularını metin dışında tutmasıyla oluşturduğu tarzın tam tersi şekilde tamamen kişisel ve tüm duygularını da işin içine kararak oluşturduğu bir tarzı var yazarın. Daha önce Dul’u okumuş, karısını kaybettikten sonraki ruh halini dinlenmiştim. Bu kez Tek Yalnız Ben Değilim’de adından da belli olduğu üzere yalnızlığı üzerine konuşuyor yazar. Ama sanki kafası biraz karışık gibi. Yalnız olmaktan, insanların onunla ilgilenmemesinden nefret ediyor ama aynı zamanda etrafı kalabalıklaştığı anda sıkılıyor, ilgi gördüğü anda bezmeye başlıyor. Hem yalnız bırakılmışlık halinden, hem de insan yoğunluğundan şikayet ediyor sık sık. Birileri onunla iletişime geçsin istiyor ama konuşmasınlar, kendilerini anlatmasınlar, sadece onu dinlesinler, ona ilgi göstersinler istiyor. Yani aslında aradığı tek taraflı bir iletişim, biraz bencilce bir ilgi açlığı. Okurken ister istemez “Haksızsın ve bencilsin Fournier,” dedim. Ama ister istemez yaşının getirdiği bazı durumlara da yormaya eğilimli olduğumu fark ettim. Yaşlılık zor, yaşlıları anlamak daha zor.
1000Kitap
Tek Yalnız Ben DeğilimJean-Louis Fournier · Yapı Kredi Yayınları · 20258,1bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
6/10
·336 syf.··
2026 2. kitabı
Herkese merhaba :) Eğer beni tiktokta da desteklemek isterseniz hesabım : @bookswithemir Kitaba gerçekten çok ümitli başlamıştım çünkü inanılmaz ilgimi çeken bir konu olan uzay, evren ve astronotluk gibi konuları ele alıyor hatta 1800lü yıllarda astronot olmak için çabalayan bir kadın (Joan) tarafından okuyacağız diye düşününce gerçekten ümitlenmiştim.... Ta ki ana odağımız 1800lerde özellikle ataerkil sistemin inanılmaz zirve olduğu dönemlerde astronot olmak için çabalayan Joan'ın çektiği zorluklara karşı mücadelesi değil de tamamiyle Joan ve hayatındaki toksik insanların sorunları ve Joanın uzaya olan merakı ve yeğenine olan şefkatinin yanı sıra birde bu iğrenç insanlarla uğraşması olunca kitaptan maalesef soğudum. Kitap boyunca inanılmaz bir saçma çeviriyle okuyoruz Türkçeleşmeye oldukça uygun terimler olmasına rağmen hâlâ sırf terim diye kısaltma kullanılmış örneğin yük bölmesi kapakları şeklinde çevrilmek yerine PLBD şeklinde çevrilmesi, uçuş dinamiği görevlisi şeklinde çevrilmesi gerekirken FIDO şeklinde çevrilmesi bu gibi çeviriler assla anlamlandıramadığım kısımlardı. Zaten kitap boyunca inanılmaz bir bilgi bombardımanına tutuluyoruz ki sorun uzay hakkında bilgi öğrenmemiz değil bu sahneleri Joan hevesle anlatırken çok hoşuma gitmesine rağmen Vanessa benim için tüm hikayeyi mahvetti. Kitabı bölümlere ayrılmış şekilde okuyoruz 1984 tarihi, 7 yıl öncesi ve 1981 yılının mevsimleri bu şekilde çok güzeldi çünkü hem günümüz hem Joan'ın yeğeniyle ilişkinin başlangıcı falan hem de yarım yamalak yazılan öğrencilik anlarını okuyorduk. Ki bence öğrencilik kısmı da inanılmaz üstünkörü geçmişti birkaç sahne vardı yalnızca onun dışında yine anlamı olmayan sahnelerdi yeni bitirmiş olmama rağmen aklımda o bomboş sahnelerden elle tutulur hiçbir şey kalmadı. 1981 yılındaki
İnceleme
AtmosferTaylor Jenkins Reid · Yabancı Yayınları · 202571 okunma
10/10
·256 syf.··
2025 20. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 16 Kasım 2025 17:11
Siyonistlerden daha zalim olamaz diyordum hep, Çinlilerin yaptıklarını öğrenene kadar. Zahide Kübra kor hocanın Gazze kitabında abluka bahsetmiş. Soykırım başlamadan önce de Gazze nüfusuna göre kalori hasabi yapıp ona göre ürün sokarlarmis. Bunu okuyunca çok kinlenmistim siyonistlere. Doğu Türkistanda ise iş daha ileri seviyede. Koskoca bir ülke, Türkiye'nin iki buçuk katı bir ülke abluka altında. Maddi ihtiyaçları geçtim manevi olarak hiç bir şey yaşamanıza izin verilmiyor. Sistematik bir şekilde soykırım yapılıyor yıllardır.. bazen kendi kendime sitem ederim okudun da ne oldu iyi halt ettin diye. İşte o nadir sitemlerden biridir bu kitap bilmek boğazında düğümlenen bir yumru yaşa bakalım bu yumru ile aslı...
Kayıp Coğrafyanın İzindeTaha Kılınç · Ketebe Yayınevi · 20251,131 okunma
1/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2025 37. kitabı
·
45 günde okudu
·
Okunma: 24 Ekim 2025 23:15
uzun zaman sonra bir kitabı okurken bu kadar çok zorlandım ve devam ettiremedim. normalde iki-üç günde bitecek şey 45 güne uzamış. bence konusundan kaynaklı. konu aldatma-aldatılma temalı olunca ben soğuyorum. çoğumuz kitabı biliyoruzdur zaten. bazıları mektupların arasındaki aşka odaklanırken ben ister istemez Milena’nın kocasını Kafka’yla aldatması ve Kafka’nın kendinden küçük birine ilgi duyması. son söylediğim belki her zaman sorun olmaz ama aldatmada etkili bir faktör bence. Kafka’da kocası olduğunu bilerek yapıyor zaten. hatta ‘kocanla tanışacak mıyım?’ diye sorduğunu da hatırlıyorum. bilemiyorum, bu konuya değindikçe kitaptan uzaklaştım ben. ama bunu geri planda bıraktığımda güzel bir aşk hikayesi denilebilirdi -ki o bile karmaşık-, güzel yazılmış betimlemeler vardı. bir sorun da şu ki, mektuplar bazen birbirinden çok bağımsız olabiliyordu o yüzden bir konuya odaklanmışken bir diğer mektupta odaklandığın konudan kopup yenisini anlamaya çalışıyorsun. biraz karışıktı. ve sonunu pek de sevemedim. kitap boyunca hem konuşalım, mektuplaşalım, mesajlaşalım diyor bir diğer mektubunda bir daha yazma Milena diyor. sonunda yine yaz bana Milena diye bitiriyor? sanırım biraz Kafka’ya bilenmişim ben. :) kitap için çok da ‘tatlı bir aşk’ var diyemeyeceğim. benim gibi düşünen var mıdır acaba? incelemelere baktım ama göremedim hiç. kısacası pek de beğenemedim ama yarım kalsın da istemedim. şükür ki bitti.
Milena'ya MektuplarFranz Kafka · İndigo Yayınları · 201865,9bin okunma
Ruhumu ve yüreğimi ağrıtan o kitap
7/10
·1062 syf.·
2025 99. kitabı
Anna Karenina 'Dünya edebiyatının en büyük aşk hikayelerinden biri.' Vladimir Nabokov 'Yazılmış en iyi roman.' William Faulkner 'Dünya edebiyatının en büyük romanlarından biri.' Theodore Dreiser Evet bütün bu görüşler o ölümsüz roman için dile gelmiştir. Anna için.. Tolstoy'un 'mürekkep hokkasının içine vücudundan etler bırakarak' yazdığını söylediği ve yıllar boyunca ününü kaybetmeden aynı ruh tonunda taşıdığı o ölümsüz romanı Anna Karenina... Roman sanatına dair ders niteliğindeki işlenişi, içerdiği zenginlik, estetik değerini yüksekliği ile güzelliğin simgesi Anna Karenina... Doğa, toplum, insan tasvirleri ile Tolstoy'un dehasının incelikli bir örneği olan roman türü, gücünü insanın temel sorularından alır bildiğimiz üzere. Meğersem ne hayallerle başlamıştım seni okumaya.. böyle bir haklı suçlamayı sana yakıştıramadım ahh lanet olsun o duyduğun yasak ırz düşmanına!! Kadının ruhunun nasıl parçalandığını toplumsal rollerin içinde nasıl sıkışıp kaldığını, Aşkın hem kurtarıcı hem de yok edici olabileceğini görüyoruz ve en önemlisi insanın içindeki o iki sesin biri hep özgürlüğü fısıldayken diğeri toplumun olması gerekenlerini tekrarlayan nasıl boğuştuğunu.. Anna ile tanıştığımızda aslında bir trajedinin başlangıcındayız. O büyüleyici bir kadın, güzel, zarif, zeki. Ama sadece dışardan.. içerideyse yılların suskunluğu sıkışmışlığı var. Karenin'le olan evliliği duygusal açıdan boş her şeyi düzenli, doğru, ahlaklı görünüyor ama sıcaklık yok Anna sevilmeyi değil saygı görmeyi öğrenmiş biri ve bu saygı da duyguları örten bir örtüye dönüşmüş. Yani Anna aslında yaşamıyor var olmaya çalışıyor. Tam da böyle bir Kont Vronsky çıkıyor karşısına. Vronsky mendeburu onun hayatına bomba gibi düşüyor. Ama bunu sadece tutkuyla aşık oldular gibi geçiştiremeyiz. Çünkü Vronsky'nin
İnceleme
Anna KareninaLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Yayınları · 202555,7bin okunma