Seyit Kutub, İslam ülkelerindeki genç nesilleri yönlendirmek adına uzun ve devamlı bir sürecin figürü idi ve elbette orada kalmayacaktı. Kendisi 1962-80 arası en fazla parlatılan sima oldu. Yaldızlı vasıflarla övülüyordu. Hiç unutmuyorum. İmam Hatip Lisesi yıllarımda derste Seyit Kutub ile ilgili bir tartışma yaşandığında Kur'an-ı kerim hocamız "Seyit Kutuba dil uzatanın dilini kopartırım" diye bağırmıştı. Fikir tartışması bir anda bitmişti. Zira onlara dokunmak, onları tartışmak muhaldi. Ashâbı hatta peygamberleri tartışıyor fakat Seyit Kutub, Mevdudi, Hamidullah gibi adamlara en küçük bir söz söyletmiyorlardı. Onlar dokunulmaz, tartışılmaz idiler.
...Ta ki bir gün canıma tak edip, evden epey uzaklaşana dek. Beni aramaya kimse çıkmadı. Kendi başıma, yorgun ayaklarım, koca ahmaklığım ve bulutlar gibi yükselen hayal kırıklığımla eve dönebildiğimde, akşam yemeği bitmişti. Aç kaldım. Bir şey elde edeyim derken, yemeği bile kaçırmıştım. Tabii o an gülebildiğimi söyleyemem; bakmayın şimdi de gülmüyorum. Biraz gülümser gibi yapıyorum – eee, olgunluk numaraları... Yoksa, içim kan ağlıyor. Acaba yemekte ne vardı – lokma bırakmamış kâfirler.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sanırım bunun umutsuz bir vaka olduğunu o zaman anladım.Hersey bitmişti.Orada tüm gün durabilirdim ve sonsuza kadar bekleyebilirdim.Ama bazen de bir ayağını diğerinin önüne koyup devam etmek zorunda kalırsın.
Bende öyle yaptım ve bu onu son görüşümdü.
Sen benim penceremde olmasan.
Geçmesen önümdeki sokaktan,
İnan ki bitmişti.
Bir toz duman,
Bir atlı dağlara doğru giden.
Ama şimdi bıraktığın yerden
Yeniden başlıyorsun, yeniden.