İçime dönüp bakıyorum, içimde arta kalan zamandan birikenler var.
Geçmişe dönüp bakıyorum, her anımdan arta kalan bir ceza var.
Ödüyorum işte ve bitmiyor bitmek nedir bilmiyor...
En çokta kendimle alıp veremediklerim oluyor.
Her seferinde en başa tekrar tekrar dönüyorum.
Her seferinde aynı cezayı tekrar tekrar çekiyorum.
Ki ben kendimle baş etmeyi bilmiyorum, Ve anlaşılmaz bir kargaşaya dönüşüyorum.
Hayatının en güzel yaşında, 18'inde askere alıyorlar. Tam her şeyi öğrendiğim, kavradığım, ayağımın yere bastığı dönemde askerlik Islah edilmiş bir aslan gibi geri geliyorsun. Ananı, babanı, namusunu, avradını, vatanını koruyorsun. Ama komutan kalkıyor, küfrediyor, ananı, avradını sıradan geçiyor. Hani annem babam için gitmiştim? Türki ye'yi yavaş yavaş saran bir ur var, sadece Güneydoğu'da değil, batıda da başladı. Herkes bilsin, tepki göstersin. Orada bir savaş var, yani bir mücadele falan değil, bayağı bir savaş, tam bir katliam. Bitmiyor, bitmeyecek de. Her gün televizyona şehit aileleri, kayıp aileleri çıkıyor, bunlar birbirlerini desteklesinler, başka bir şey yok yani..
Belirsizlik canımızı sıkıyor. Kaybetmekten ölesiye korkuyoruz. Oysa zaman çalıyor bizden ve hiçbir şey yapamıyoruz. İçimizde sinsi bir gözetleyici büyütüyoruz, ne aldık hayattan, o bize ne verdi, kim ne söz söyledi, hangisi damarımıza bastı, kim bize iyilik sundu.. İçsel muhasebeler bitmiyor. Kendimize ait olmadığımız topraklarda bir mülteci gibi yaşıyoruz, kendimize, içsel varlığımıza dahil olamıyoruz.
"... senden bir sey alıyorlar, yerini sessizlikle dolduruyorlar, sen de uyanık olduğun her an o sessizlikle karşı karşıya oluyorsun, yaşayamıyorsun, sen, sen olmaktan çıkıyorsun, bu sessizliğin karşısındaki bir şey oluyorsun, sessizliğin bitmesini bekleyen bir şey, dizlerinin üstüne çöküp yalvaran, sessizliğe gündüz gece fısıldayan, alınan şeyin geri verilmesini bekleyen bir şeysin sen ve anca o zaman devam edebilirsin hayatına, fakat bitmiyor bu sessizlik işte..."