"YORGUN SAVAŞÇI"
"Doktor insanların satranç taşları karşısında derin derin düşünceye dalmalarını sevmiyor, buna “Tıkanık düşünme” diyordu. “Satrançta insan düşünme idmanı bile yapamaz. En büyük silahımız olan düşünme gücünün asıl işi, gerçeği bulmak, anlamak, değiştirmektir. Satrançta düşünmenin bu çeşidinden kaçarız. Onu boşa çalıştırarak, kısa bir zaman için olsa da iyice yorar, asıl ödevinden uzakta tutarız. Kaytarmanın en korkuncu, bir kuvveti, asıl işinin üstünde gibi göstererek, onu boşa çalıştırmaktır. Bunun en açık örneği de satranç.”
Tarih okumak, bir Türk ferdi için sadece bir tercih değil, aynı zamanda bir sorumluluk ve zorunluluktur. Yaşadığımız zamanı, içinde bulunduğumuz coğrafyayı tanımak ve doğru yorumlamak istiyorsak, tarihe kulak vermek zorundayız. Kemal Tahir’in “Memleketin en kötü günlerinde düşmanlar iyice içeri doldukları sırada, başından beri politikaya karışmamış, orta rütbede, dövüşken Türk subayının, ordusuz kalma dramını anlatmak istedim” sözleriyle özetlediği Yorgun Savaşçı, edebiyatımızın en çarpıcı romanlarından biri. 1965’ten bugüne okunan, tartışılan ve ilham veren eser, aslında hepimize tanıdık bir hikâye anlatıyor: Yenilgiden sonra ayağa kalkmanın, ordusuz kalmış bir askerin içindeki mücadeleyi yeniden ateşlemenin hikâyesi. Esir Şehrin İnsanları serisinin önemli bir halkası. Bu kez merkezde, seriden tanıdığımız Cehennem Topçu Cemil var. Ama bu kitapta o artık baş karakterdir. Kemal Tahir, âdeta bir yan karakteri alıp onun sırtına bir milletin kaderini yükler. Ve Cemil bu yükü hakkıyla taşır. Onu bambaşka bir ışıkta görmemizi sağlıyor.
Romanın geçtiği dönem çok çetrefilli. İttihat ve Terakki’ciler, Birinci Dünya Savaşı’na girilmesinden ve Enver Paşa yanlısı politikalarından sorumlu tutuldukları için köşe bucak saklanmaktadır. Halkın