• Biz Kürtlerde yemek masası olsa bile o yemek yerde yenilir. (nokta) :))
  • Biz Kürt’lerde hızma yaptırmaya izin veriyorlar ama konu piercing olunca evlerde kıyamet kopuyor. İlginç
  • çok olmadığımız kesin
    çok olan tarafta değiliz
    çok olan tarafta olmayacağız
    türkiye'de kürt olacağız
    kürtlerde ermeni
    ermenilerde süryani
    gidip almanya'da türk olacağız
    hollanda'da surinamlı
    fransa'da cezayirli
    iran'da azeri
    amerika'da zifiri zenci olacağız
    çoğalan zencide mutlaka kızılderili
    israil'de filistinli
    köpeğin karşısında kedi
    kedinin karşısında kuş olacağız
    kuşun karşısında börtü böcek
    hakemler hep karşı takımı tutacak
    ve biz hep yedi kişiyle tamamlayacağız maçı ..
  • İTİRAZIN İKİ ŞARTI
    çok olmadığımız kesin
    çok olan tarafta değiliz
    çok olan tarafta olmayacağız
    türkiye'de kürt olacağız
    kürtlerde ermeni
    ermenilerde süryani
    gidip almanya'da türk olacağız
    hollanda'da surinamlı
    fransa'da cezayirli
    iran'da azeri
    amerika'da zifiri zenci olacağız
    çoğalan zenci de mutlaka kızılderili
    israil'de filistinli
    köpeğin karşısında kedi
    kedinin karşısında kuş olacağız
    kuşun karşısında börtü böcek
    hakemler hep karşı takımı tutacak
    ve biz hep yedi kişiyle tamalayacağız maçı
    çiçeklerden kamelya olacağız
    az kolumuzun tarafında
    solda olacağız
    bu itarazın ilk şartı
    solda da az olacağız
    bu itirazın ilk şartı
    solda da az olacağız
    devrimi çoğaltırken çünkü
    bir başka devrime hızla azalacağız

    bu da itarazın ikinci şartı
  • 600 syf.
    Kitabın başında ülkede Kürt sorununa başlıca yaklaşımlara kısaca değinilmiş. Bunlar kısaca:
    ● Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır.
    ● Kürt sorunu vardır ancak bu bir kimlik sorunu değil, ekonomik temelli bir sorundur.
    ● Kürt sorunu vardır. Bu bir kimlik sorunudur.

    şeklinde özetlenebilir.

    Devam eden bölümde Kürtlerin dili, folkloru vb, bulundukları coğrafya ve tarihi hakkında bilgiler verilmiş.

    *

    Yazarın ısrarla üzerinde durduğu önemli olay, Yavuz Sultan Selim zamanında Şah İsmail'e karşı Osmanlı ile Kürtler arasındaki ve Kürtlere özerklik tanıyan bir anlaşmaya varılmasıdır. Bu ittifak sayesinde önce Şah İsmail'in mağlup edildiğini ve akabinde de Osmanlı'nın güneye doğru genişlemesini sürdürebildiğini ifade etmiş.

    Kürtlere tanınan haklar Tanzimat sürecinde yapılan yeni idari ve ekonomik düzenlemeler neticesinde zarara uğradığını ve bölgedeki Kürt aşiret reisleri tarafından olumsuz karşılanmış. Çıkan isyanlari bastıran Osmanlı, bölgede Diyarbakır merkezli Kürdistan Eyaletini kurmuş. Sultan Abdülmecid'e de heyeti vala tarafından Kürdistan Fatihi unvanı verilmiş.

    Bu dönem isyanlarin ulusalcı nitelikte olmadığı vurgulanmış. Daha çok ve asıl olarak devletin merkezileştirme çabalarına tepki olarak isyanlarin çıktığı söylenmiş. Bununla birlikte de 19. yy ın ortasında mevcut merkezi ve ulusalcı devletler akımı sonucunda yüzyıllardir devam eden Kürt beylikler döneminin sonlandığı söylenmiş.

    Abdülhamid zamanında Ermenilere ve Kürtleri Kürtlerle kontrol altında tutmak amacıyla Hamidiye Alaylarinin kurulduğu söylenmiş ve bu alaylarin Abdülhamid'in genel siyaseti olan İslamcı temelde oluşturulduğu ifade edilmiş. Dini duyguları halihazırda kuvvetli olan Kürtlerin bu dini duyguları daha da kuvvetlendirilerek ulusalcı akımlardan korunmak istenmişler. Sultan Hamid hakkında eleştiriler olsa da genel olarak Kürtlerin bir kesimin de unvanının 'Kürtlerin Babası' olduğu da ilginç bir noktaydı.

    Hamid'den sonra yönetimi bir süreç akabinde eline alan İttihatçilarin başlarda 1913'te ana dil serbestisini savunmalarina karşın sonraki zamanlarda imparatorluğun bünyesindeki azınlıkların birer birer bağımsızliklarini kazanıp ayrılmalari neticesinde partide hakim olan temel politikanın değiştiğini ve Türkçülük yani ulusalcı havanın arttığını söylemiş yazar.

    Türkçülük akımında iki kolun olduğu ve bunlardan Ziya Gökalp'in temsil ettiği kolda, İslamcılığın birleştirici unsurunun da dikkate alındığı ve Türk-Kürt birliğinin tarih boyu büyük kazanımlar sağladığı söylenmiş. Diğer koldaki Yusuf Akçura Türkçülüğünün ise bu topraklara biraz yabancı olduğu ve daha radikal bir Türkçülük olduğu ifade edilmiş. Ziya Gökalp'in 1924'te erken ölümüyle Akçura tarafının fikirlerinin giderek güçlendiği ve Cumhuriyet zamanındaki politikaya da bunun hakim olduğu söylenmiş.

    Paris Barış Konferansına Kürtlerden bir kesimin Ermeniler ile birlikte başvurduğunu ancak diğer Kürt kesiminden gelen tepkiler neticesinde bunun geri çekildiğini söyleyen yazar, yaşadıkları topraklar üzerinde bir Ermeni devletinin planlanması nedeniyle Kürtlerin Sevr'e karşı çıktıklarını ve Kurtuluş Savaşı sürecinde de din kardeşi olarak gördükleri Türklerle birlikte hareket ettiklerini söylemiş. Bu safhada Mustafa Kemal'in bölgede ileri gelen Kürt aydınlarına veya aşiret reislerine bazı güvenceler(hakların tanınması) verdiği iddia edilmiş. Cumhuriyet öncesi zamanda ulusalcı ve ayrılıp bir devlet isteyen Kürt kesimin çok azınlıkta kalan bir kesim olduğu da vurgulanmış.

    *

    Cumhuriyet zamanında hakların verilmemesi ve bunla birlikte laik temelde ve dine karşı İnkılap ve düzenlemelerin yapılması neticesinde Kürtlerin rahatsızlığının arttığını ifade eden yazar, Şeyh Sait isyaninın da bu temelde çıktığını ve iddia edildiği gibi İngiliz desteği almadığını İnönü'nün sonraki zamanlarda verdiği bir demeciyle ve İngiliz yetkililerin hilafetin kaldırılmasını Musul meselesinde kendilerinin işine yarayan bir icraat olarak değerlendirmelerini kendisine dayanak olarak kullanmış.

    Şeyh Sait isyaninin akabinde gelen Şark Islahat planı kapsamında Kürtlerin bölgelerinden zoraki iskanı ve Kürtcenin kullanılmaması, kullanilmasinin cezalandırılması önlemlerinin alınması ve isyana destek vermeyen asiretlerin de cezalandirildigini ve İnönü'nün kendi raporunda Kürt meselesinin kabul edildiği ancak siyasi olarak sindirildiginin altı çizilmiş. İnönü'nün bir açılışta "Biz açıkça milliyetciyiz. Milliyetçilik bizi birleştiren tek nedendir... Her ne pahasına olursa olsun ülkemizde yaşayanları Turklestirecegiz, Türklere ve Türklüğe karşı çıkanları yok edeceğiz..." ve 1930 yılında halen adalet Bakanı iken "Benim fikrim ve kanaatim şudur ki, dost da düşman da bilsin ki, bu memleketin efendisi Türk'tür. Türk olmayanların Türk vatanında bir bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır..." diyen M.E. Bozkurt sözlerinin devlete hakim olan fikrin bu olduğunun ve artık İslam'ın birleştirici unsur olmasından vazgecilip, birleştirici unsurun Türk vatandaşlığı ve Türk milleti kavramları olduğunu söylenmiş. Bununla birlikte Atatürk'ün bilerek 'Ne mutlu Türk olana demeyip', 'Ne mutlu Türküm diyene' dediğini ancak devamında işleyen süreçte fiiliyatin farklı işlediği anlatılmak istenmis.

    Xoybun adında milliyetçi bir Kürt örgütün kurulduğunu ancak Ankara'nın genel af ilanından sonra örgütten çokça ismin ayrılıp ülkeye döndüğü söylenmiş. Devam eden süreçte Ağrı İsyanınin(1927-1930) yaşandığı sonrasında yine bir affın geldiği söylenmiş. Bu affın üzerine Celadet Ali Bedirhani'nin Atatürk'e meselenin çözümünün resmi olarak Kürdistan'in varlığının ve Kürtlerin tarihi, ırkı, harsi haklarının taninmasindan geçtiğini ifade etmiş ama olumlu yanıt almamış.

    Şeyh Sait isyanina nasıl Alevi Kürtler destek vermediyse Dersim İsyanına da Sünni Kürtler destek vermemiş. Kürtlerin birbirleri içinde oldukça karmaşık ve sorunlu ilişkileri olduğunun altı çizilmiş.

    Demokrat Parti'nin lanse edildiği gibi CHP'den çok da farklı bir politika izlemedigini resmi ideolojiyi devam ettirdigini ve dönemlerinde 49lar olayının yaşandığını söylenmiş. Bu olaydan sonra Kürt hareketinin sol zemine taşındığı ifade edilmiş.

    60 ihtilalinde de Doğu ve Güneydoğu'da DP'li veya ona yakın 485 Kürt aga, Şeyh ve aydinin göz altına alındığı; bunlardan 55inin sürgün edildiği söylenmiş. Darbeden sonra Cumhurbaşkanı olan Cemal Gürsel'in "Bu memlekette Kürt yoktur. Kürdüm diyenin yüzüne tükürürüm" dediği iddia edilmiş. Dışarıya karşı Kürt meselesi yoktur politikası izlenmis. 18 Nisan 1961'de Bakanlar Kurulu toplantısında DPT'nin hazırladığı 3 nisan 1961 tarihli raporun 1108 sayılı kararla kabul edildiği ve bunun akabinde şunların yapılmasının planlandığı söylenmiş:

    ● Doğunun Türk tarihi(Bir üniversiteye bağlı derhal bir Türkoloji Enstitüsü kurularak kendini Kürt sananlarin menşelerinin Türk olduğunun ispat olunarak yayınlanması..)
    ● Kürtlerin aslında Türklerin bir kolu olduğu ve uzakta yaşadıkları için zamanla kendilerini ayrı bir millet veya halk sanmaya başladıkları ve aslında onların Dağlı Türk olduğu savı
    ● Menşelerinin Turan olduğu gibi maddelerin olduğu ifade edilmiş.

    Kürtlerin 61 anayasasinin akabindeki süreçte İşçi Partisi ile yakınlık kurduğu ancak 71 darbesi ile buraya ait çokça insanın tutuklandıgi ifade edilmiş.

    *

    75-80 arasında başlıca üç kol olduğu:

    ● Ecevit: Eşitlik temelli söylemler. (Kürtlerin çoğunluğu burayı desteklemis)
    ● Erbakan -siyasal İslamcilik(Dindar Kürtler burayı desteklemis)
    ● Demirel(Kürt feodalleri burayı desteklemis)

    Kürt sol kitlelerinin 75'in ikinci yarısından itibaren CHP'den ayrılmaya başladığını özellikle Ecevit'in Diyarbakır mitinginde "halklara özgürlük sloganina" "Türkiye'de halklar yoktur, halk vardir" cevabının, CHP'nin bölgedeki sonunun başlangıcı olduğu ifade edilmiş.

    *

    PKK 78'de kurulmuş ve ilk zamanlarda diğer Kürt oluşumlarla iktidar mücadelesi vermiş. Özünde Marksist leninist bir anlayışla bağımsız birleşik Kürdistan hedeflemis ancak bu hedefin zaman ve süreç içinde sürekli değiştiğini duruma göre söylem ortaya koyuldugu vurgulanmış. Öcalan'ın da örgüt içinde diktatörlük kurduğu ifade edilmiş. PKK'nin yarattığı sosyolojik doku yirtilmasi sonunda:

    ● Daha önce belli dar bir alanla sınırlı olan Kürtlük bilinci ve Kürt milliyetçiliğinin çok geniş ve yaygın bir zeminde taban bulduğu ve 19., 20. yy da Kürtler arasında zemin bulamayan Kürt ulusalcılıginin ciddi bir taban bulduğu,
    ● Sınırsız güç kullanımı ve faili mechullerin devlet ile millet arasındaki fay hattını derinlestirdigini ve biz öteki ikiliginin halkta yer etmeye başladığı,
    ● Kürt kent yoksulları sınıfının oluştuğu ve PKK'nin özelikle ana zeminin burasi olduğu,
    ● İslam karıştı Kürt kesimin oluştuğu,
    ● Batıya göç eden veya ettirilen Kürtlerin dilinden uzaklamasi vb ile bir Kürt asimilasyonun yaşandığı,

    ifade edilmiş.

    Resmi teze göre PKK'ya da yer verilmiş:

    ● Türkiye'yi bölüp parçalamaya yönelik, ASALA'nin imhasindan sonra dış güçlerin kurduğu bir örgüt
    ● PKK, Türk derin Devleti tarafından artan Kürt hareketlerini kontrol altına almak ve bastırmak için kuruldu.
    ● Musul'un alınması için kuruldu.
    ● ABD tarafından kuzey irak'taki planlarını Türkiye'ye kabul ettirmek için koz olarak kuruldu.
    ● Türkiye'nin bütünlüğüne aykırı değil bilakis Kürtlerin asimilasyonu için kuruldu.

    *

    PKK'nin özellikle Diyarbakır Cezaevinde yaşanılan işkencelerin insanlarda yarattığı tahribattan çok faydalandigi ve 84te burada çıkan çokça insanın doğrudan dağa çıktıkları söylenmiş ve cezaevindeki işkencelerin neler olduğuna da kitapta yer verilmiş.

    PKK konusunda özetle yazar, PKK'nin bir neden değil Kürt sorunun bir sonucu olduğunu demiş.

    *

    Türk milliyetçiliği ve Kürt sorunu başlığı altında da:

    ● Kürt varlığını inkar edenler: Türkeş'in başını çektiği MHP'nin resmi görüşü. Kürt diye ayrı bir millet yok, Kürtler Türklerin bir koludur. Dağlı Türkturler.
    ● Kürtlerin varlığını kabul eden ama düşman olarak görenler: H. Nihal Atsız'in başını çektiği etnik milliyetçi ekol.
    ● Kürtlerin varlığını bir alt kültür olarak kabul eden ve Kürtleri Türk vatandaşligi üst kimliği içinde asimile etmek isteyenler: Bahçeli

    (Başlıklar bana ait değil, yazar böyle tasnif etmiş.)

    *

    Türkiye solunun ellilere kadar pek farkında olmadan Kürt sorunuyla tanıştığı, altmislarda bu meseleyle büyük bir buluşma gerçekleştirdiği, seksenlere doğru Kürtlerden ayrılmaya başladığı ve sonrasında kopusun geldiği ifade edilmiş.

    *

    İslamcı çizgide özellikle Said Nursi'yi önemli bir nirengi noktası olarak gören yazar, Said Nursi'nin İslam birliği temelindeki fikirlerinin sorunun çözümünde dikkate alınması gerektiğinin altını çiziyor.

    Erbakan'a destek verildiğini ancak Erbakan'ın Türkeş'le ittifakinin Kürtlerde olumsuz karşılandigini, halen ise (kitap 2009da yazılmış) Kürtlerin AKP'ye çok destek verdikleri ifade edilmiş.

    Bununla birlikte de Özal'ın genel olarak soruna tutumunun diğer siyasetcilere göre en iyisi olduğu söylenmiş.

    *

    Yazarın çözüm önerileri:

    ● Etnik bir federasyonun uygun olmadığı coğrafi bir federasyonun olabileceği.
    ● Din, mezhep, etnisite, dil vb farklılıkların anayasal teminat altına alınması
    ● Anayasadaki 'Herkes Türk'tür' ifadesinin ve Vatandaşlık tanımının değiştirilmesi
    ● Kürtçe ana dilde eğitimin yolunun açılması(Resmi dil Türkçe olacak)
    ● Değiştirilen bölge, şehir vb isimlerinin orijinallerinin iade edilmesi
    ● Genel af ilan(öncesine dağa çıkışlarınin nedenlerinin tespiti ve buna yol açan etmenlerin çözümü)
    ● Ekonomik sorunların çözümü
    ●Irak'ta bir Kürdistan olmasına karşı cikilmamasi, bunun aksine olumlu manada kullanılması

    *

    Yazar kitapta özellikle din birliğinin önemine vurgu yapıp, din temelinde bir birliktelik öngörmüşe benziyor. Kürtlerin çoğunluğunun ayrılmaktan taraf olmadığıni, zaten dünyanın yeni konjukturunde AB, Şangay beşlisi örneğinde olduğu gibi birliklerin olduğu ve daha genel manada da dünyada herkesin ve her yerin birbirleriyle daha birlikte bir halde olduğunu bunların akabinde de ayrilmanin mantıksız olduğunu demiş ve sorunun çözümünün demokratik adımlar olduğunu söylemiş.

    *

    Bu bir inceleme ve fark edeceğiniz üzere benim fikirlerimden veya yorumlarimdan oluşmuyor. Yorum yapacaksaniz bunu göz önünde bulundurarak yorum yapmanızı tavsiye ederim.


    İyi okumalar...
  • Jineoloji, bir anlamda kadının arkeolojisini yapacak bilimdir. Nasıl ki Nietzsche 'ahlakın soy kütüğü' Foucault 'bilginin arkeolojisi' kavramlarıyla hakikati arıyorsa biz kadınlar da - K a d ı n ı n a r k e o l o j i-
    si kavramlaşmasını geliştirebiliriz.
    - İlk üç katman tanrıçalık çağı
    1-Tanrıçanın gücünün doruğunda tek başına olduğu süreç.Kürtlerde Sterk olarak adlandırılan ana tanrıça.
    2-Yanında oğul-eş-baba vb. dengede olmayı başardığı süreç. Afrodit-Adonis, Hepat-Hepate örnekleridir.
    3-Tiamat, oğlu marduk tarafından öldürülür. Böylece tek başına gücünün doruğunda olan tanrıçalar çağından sonra çok büyük mücadeleler ile dengede kalan tanrıçalar çağına da son verilmiş olur.
    4- ve 5-Katman:Lilith
    Özellikle Yahudilik ve Hristiyanlık inancına göre Lilith, Adem ile eşit yaratılmış ilk kadındır. Adem ile eşit olduğunu iddia edip ona hizmet etmeyi ret ettiği için ya cennetten kovulan ya da kendi isteği ile cenneti terk eden asi dişidir.
    Kolektif
    Sayfa 113 - aram