*Allah’ım.* Kalbimizde taşıdığımız, kimseye anlatamadığımız dertleri Sen biliyorsun. Gözyaşına dönüşen dualarımızı, içimizde kalan umutlarımızı hayırla nasip eyle. Bize gücümüzün yetmediği yerde yardımını, yolumuzu kaybettiğimiz yerde hidayetini nasip et. Kalbimizi huzurla, evlerimizi bereketle doldur. Öyle güzellikler nasip et ki geldiğinde bütün bekleyişlerimize değsin Ya Rabbi.. > Allahumme amin.. 🤲
Din İslam
90'ların müziği: Eski şarkılardan neden vazgeçemiyoruz?
Türkiye’de 90’larda çıkış yapan sanatçıların konserlerinde hâlâ binlerce kişiyi biraraya getirmesi, 90’lar gecelerinde mekanların dolup taşması ya da bu şarkıların daha ilk saniyelerinden insanların hep bir ağızdan eşlik etmeye başlaması tesadüf değil. Tanıdık sesler, tanıdık ritimler, tanıdık sözler bir süreklilik duygusu yaratıyor. Kendimizi hikayemizin içinden düşmüş gibi hissettiğimiz anlarda, geçmiş bizi yeniden kendimize ilikliyor. 1986 doğumlu biri olarak 90’lar pop müziğine düşkünlüğüm sorgulanamaz. Her âşık olduğumda, her ayrılıkta, kalbim her kırıldığında, yaşadığım dönemle didişmeye başladığımda, anlaşılmadığımı hissettiğinde 90’ları açıp dinlemek çok iyi geliyor bana. Harun Kolçak’ın histerik şarkılarında kaybolmak; Levent Yüksel’in bence Türk pop tarihinin en müthiş albümlerinden biri olan Med Cezir’ini açıp açıp dinlemek; Emel Müftüoğlu’nun, Nazan Öncel'in çılgın şarkıları; sonra Yaşar, İzel-Çelik-Ercan Saatçi üçlüsü, Hakan Peker, Burak Kut, canımız Barış Manço, Sezen Aksu, Nilüfer, Tarkan ve daha sayamadığım onlarca sanatçı… "Beni bırakın, beni bırakın Beni bırakın bu caddelerde Beni bırakın, beni bırakın Yıkılan eski meyhanelerde" Bu müzikleri dinleyince epey regrese olduğumu da söylemeliyim. Bu sözcük “gerileme” anlamına gelse de son zamanlarda “regresyon” kelimesine başka gözle bakmaya başladım. Geçenlerde Margit Schreiner’ın Anneler. Babalar. Erkekler. Sınıf Savaşları kitabını okurken bu kelimenin psikolojiden önce jeolojiye ait bir anlam taşıdığını öğrendim: Denizin geri çekilmesi ve altında kalan anakaranın yeniden görünür hâle gelmesi. Psikolojide ise regresyon, gelişimsel ya da zihinsel olarak daha önceki bir evreye dönüş anlamına geliyor. Genellikle savunma mekanizması olarak ele alınıyor aslında. Ama jeolojik anlamı bana daha ilginç
Makale|Yazı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Linçlenmeyeceksem medreselerde yapılan program hakkında iki kelam bişey söylemek istiyorum. Yazlıkçı dönemi başlicak diye bugün program yapalım dedik. Hocalar toplandık, çocukların ölüm fermanına imza attık resmen. Medreseye daha yeni gelen ÇOCUKlar saat gece 3 te teheccüde kalkıp işrak namazından sonraya kadar uyanık kalıp, işraktan sonra 1 saat uyuyup günün geri kalan kısmında ise 0 uyku devam edicekler. Ne yaptıysam bu düşünceden onları geri döndüremedim. Ya arkadaşlar bizim okuduğumuz kitaplar acaba bir mi? İnandığımız peygamber? Ben ciddi şüphelere düşmeye başladım. Kardeşim bu çocuklar daha namaz kılmıyor, daha İslam'ın şartını bilmiyooor. Sen bunları teheccüde uyandırınca iyi halt ettiğini mi düşünüyorsun? Çocuk 3 gün sonra kaçar ya. Az merhamet.. "Kolaylaştırın zorlaştırmayın" Hadisi nerde kaldı? Vallahi üzülüyorum ya. Çocuk bunları islam sanıp, İslam'dan soğucak diye ödüm kopuyor. Babamda medrese ehli biri ama cemaat medreseleri değil, doğuda okudu. Bazen medresedeki programdan bahsediyorum, çocukları teheccüde zorla uyandırdığımızdan falan, Adam o kadar şaşırıyor ki. "Siz ne biçim hocasınız, ne biçim müslümansınız" diye bize giydiriyor. Nedenini sorduğumda bana "bizim hocamız teheccüde kalkar biz rahatsız olmayalım diye daha çok titizlikle hareket ederdi. Başta uyurduk sonra hocamız kılıyor diye hevesle başladık. Kimse bizi zorla nafile kılalım diye zorlamazdı" Dedi. O zaman dank etti. Ya bilmiyorum arkadaşlar.. içerden bilgi; çocuklarınızı bir yere teslim edeceğiniz zaman en ince ayrıntısına kadar sorun, öğrenin. Çocuğum burda abad mı olur berbat mı olur muhasebesini iyi yapın. Çok doluyum bu konuda yahu..
İnsan ve Hayat
Beklemek
Neyi bekliyoruz sahiden? Hayalini kurduğumuz bir geleceği mi, yarım kalan hayallerin gerçekleşeceği günü mü? Hayata yeniden tutunacağımız günleri, duaların somutlaştığı anları mı? Ne çok şey bekliyorduk. Belki de güzel olan, beklenen değil; beklemeyi beklemekti. Hiçbir şey hayal etmeden, hiçbir şeye tutunmadan, sadece beklemek... Bize umut veren oydu. Beklemeyi beklemek.
1000Kitap
Geçerken gördüklerim..
İnsana bir ömür armağan edilmiş. Bu ömürde muhabbet olmalı, duyuş olmalı, tatlı dil olmalı, güler yüz olmalı... Sevmeden hiçbir şey yapılmamalı. Sevmeden, olmaz tüm olmayanlar zaten. Severek bakmalı, gördüklerimiz onlardır sadece bize kalan...
Peki biz ailemizden kalan travmaları üstlenmek zorunda mıydık? Bu bize haksızlık değil miydi? İleride çocuklarımıza da haksızlık olmayacak mı ?