Ama en mutlu anı işaret ettiğimizde, onun çoktan geçmişte kaldığını, bir daha gelmeyeceğini, bu yüzden bize acı verdiğini de biliriz. Bu acıyı dayanılabilir kılan tek şey, o altın andan kalma bir eşyaya sahip olmaktır. Mutlu anlardan geriye kalan eşyalar, o anların hatıralarını, renklerini, dokunma ve görme zevklerini bize o mutluluğu yaşatan kişilerden çok daha sadakatle saklarlar.
Mutsuz olmak için harcadığın tek bir an sana geri gelmeyecek. Yaşamının ne zaman başladığını biliyorsun, ama ne zaman biteceğini bilmiyorsun. Yaşadığımız her saniye bize sunulmuş bir hediyedir ve onu ziyan etmememiz gerekir. Mutluluk şimdiki zamanda yaşanır. Eğer burada oluşunu bir zorunluluk olarak görüyorsan ileriki saatlerde zor anlar yaşarsın. Zira dağ devasa bir aynadır. Senin ruhunu ve varlığını yansıtır. Sana sunulan fırsatı değerlendirip bu yolculuğu kim olduğunla, bildiklerinle, kendi kültürünle, kendi yaşam seviyenle, kendi konforunla kıyaslamadan, farklı bir biçimde deneyimlemeyi seçebilirsin. Eğer şimdiye kadar görmüş olduklarını unutup etrafını yargılamadan taze bir bakışla gözlemlemeyi kabul edersen, bütün farklılıklarına rağmen yeni bir dünya keşfedebilir ve kendi bildiğin dünyadan aldığın zevkten çok daha fazla zevk alabilirsin.
"Mutlu anlardan geriye kalan eşyalar, o anların hatıralarını, renklerini, dokunma ve görme zevklerini bize o mutluluğu yaşatan kişilerden çok daha sadakatle saklarlar."
Operasyonlarda yaptıklarının çekimlerini videolardan bize gösteriyorlardı. Hatta bir defasında, terörist bir çocuğa soru soruyorlar "neredeler falan" diye, helikopter sesi geldiği için tam ses anlaşılmıyor. "Doğruyu söylersen seni serbest bırakacağız..." diyorlar, özetliyorum aklımda kalan kadarıyla, çocuk bir şey anlatıyor. Orada kesiliyor, bu sefer helikopterden aşağı atıyorlar çocuğu, orada öldürüyorlar, onlara şa hit olduk..
Yaşamın ne zaman başladığını biliyorsun, ama ne zaman biteceğini bilmiyorsun. Yaşadığımız her saniye bize sunulmuş bir hediyedir ve onu ziyan etmememiz gerekir. Mutluluk şimdiki zamanda yaşanır.
"Gençken, ölümsüzmüşüz gibi yaşarız. Ölümsüzlük hakkındaki bilgimiz, incecik kâğıt bir zar gibi sarar bizi, tenimize neredeyse dokunmaz. Hayatımızın hangi döneminde değişir bu? O zar ne zaman daha sıkı sarmaya başlar bizi; ve sonunda boğar? O zarın, hafif ama yine de inatla kalan baskısını nasıl anlarız ki o baskı asla gevşemeyeceğini bize öğretir?"