ETKİN DİNLEME YÖNTEMİ
5 'Ö' Yöntemi Ö-ngör Ö-nemse Ö-ğren Ö-zetle Ö-ğret Öngör: Karşımızdakini dinlerken anlattıklarından yola çıkarak daha sonra neler söyleyebileceğini tahmin etmeye çalışmalıyız. Bu yöntemle dikkatimizin dağılmasını engeller ve sürekli aktif bir dinleyici olur, bu sayede görüşmeye aktif olarak katılabiliriz. Hatta daha önceki görüşmelerimizde de bu yöntemimizi uygulamış olsak, o günkü konuşmanın ne şekilde sonlanacağını çok kolay öngörebiliriz. Bu, özellikle ihtiyaçları belirlerken ve itirazları giderirken işimize çok yarar. Önemse: Önemse kuralı, karşımızdakinin düşüncelerine önem vermemizi ve bunları kulak ardı etmememizi öngörür. Müşteriler satır aralarında kendileri için önemli olan şeyleri ima etmeye çalışırlar; bunların ne olduğunu bulup çıkarmak bize düşen görevdir. Görüşme boyunca bize düşen görev karşımızdaki, Ne anlatıyor? Ne anlatmaya çalışıyor? Söylediklerinin ana fikri ne? Bunları bulup çıkarmaktır. Fakat burada kendi duygularımıza kapılmak ve karşımızdakinin söylemeye çalıştığı şey yerine kendi anlamak istediklerimizi anlamak gibi bir hakkımız yoktur. Öğren: Görüşme boyunca karşımızdakini dikkatli bir şekilde dinlemek ve uyanık olmak, ipuçlarını görmek zorundayız. Karşımızdaki konuşurken küçük bir noktayı kaçırırsak elimizdeki bilgiler işe yaramaz hale gelebilir. Eğitimlerde genellikle önemli olan kısımları eğitmenler en az iki kere tekrarlar ya da daha çok açıklama gereği hissederler. Okulda ise öğretmenler en çok üzerinde durdukları konuları sınavlarda soru olarak sorarlar. Size düşen görev, verilen bu ipuçlarını görmek ve öğrenmek olmalıdır. Görüşme boyunca karşımızdakini dikkatle dinlersek kendisi için önemli olan yerlerde ses tonunun değiştiğini, kızdığında sesinin bir üst tondan çıktığını, sevindiğinde ya da hoşu giden bir şey duyduğunda ses tonunun
- Sempozyum -
 Kurtuluş sempozyumlarından birini izlemek için gitmişiz 300 kişilik salonun sanki yarısı boş ben şahsen bize bilgi sunacak profesörlerden utanıyorum derken söze başlayan oturum başkanı profesor Turan Yazgan bey ne dese beğenirsiniz sempozyuma bu denli katılımlarınızdan dolayı siz Kahramanmaraşlıları kutluyorum zira bir çok yerde benzeri sempozyumlar düzenliyoruz da karşımızda dinleyici olarak ya on ya da 15 kişi ancak bulabiliyoruz bazen sempozyumu yapanlar dinleyicilerden çok oluyor  dalga geçmiyor gibi geldi bana halkımız kendilerine onca emekle sunulan bu tür bilgi toplantılarına neden ilgisiz acaba? Oysa bu tür toplantılar fevkalade önemli bunu iyi araştırmak ve tespit etmek gerekir değil mi? Not ; ( sempozyumun ne demek olduğunu okuduğum KİTAPTAN öğrendim yani kitap okuma gerçekten çok faydalı ve iyi bir şey …
Sayfa 114·Kitabı okuyor
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dirlik kaybı O hafta sendikada öğretmenlerin barış konusunu işlemesi kararı verildiğini öğrenince canı sıkıldı Kadir'in, ama bunu sendika temsilcisi Fuat'a hissettirmedi, hatta, "Çok doğru bir karar," dedi, "elimizden bir şey gelmiyor, en azından çocukların dikkatini barışın önemine çekeriz." İnanarak söylemişti bunları, yalan riya yoktu. Sadece burada bitseydi… Aklıevvel öğrencilerden biri ana babasına yetiştirebilir, onlar da okul yönetimine şikâyet edebilirdi. Sorun daha da büyüyebilir, polis, mahkeme devreye girebilirdi. Onlardan yana korkusu, sıkıntısı pek yoktu, ama iş öğretmenlikten atılmasına varırsa yanardı. Bir dolu örnek vardı. Koskoca profesörleri üç cümlelik yazıyla kovanlar, onun gibi birkaç senelik öğretmeni ânında silerdi. İstemeyerek başlamıştı öğretmenliğe, başka çaresi kalmadığında. Kamu personeli sınavına girmeden önce bir sürü işe girip çıkmış, büyük umutlar beslediği, kitaplarla dergilerle haşır neşir olacağı için seveceğini düşündüğü nice işten düş kırıklıklarıyla ayrıldıktan, akşamları birlikte içki içip meyhane masalarında memleket meselelerini tartışırlarken benzer şeyler düşündüklerini sandığı adamların konu iş yaptırmaya, para ödemeye gelince nasıl vampirleştiklerine tanık olduktan sonra isyan etmişti. "Devlet sonuçta, onun insanı ezmesi, aşağılaması, işine gelmediğinde cezalandırması doğal, en azından bunu bilerek çalışırım," diyerek öğretmenliğe başvurmuştu. Yeniden iş aramak, benzer muhitlerde çalışmak fikri içini kaldırıyordu. Öğretmenliğe başladıktan sonra görüştüğü arkadaşlarının sayısı hayli azalmıştı, ama birkaç aydır onlardan da kaçıyordu. Çevresindekilerin, özellikle arkadaş bildiklerinin öteden beri yapageldikleri şeyleri hiçbir şey olmuyormuş gibi sürdürdüklerini görmeye tahammül edemiyordu, hadi onlar neyse, bir de
Sayfa 49·Kitabı okudu
İnsan içinde doyuramadığı bir canavarı taşıyan varlık. Daha çocukluğumuzdan itibaren bize rekabeti öğretiyorlar. Sıra arkadaşımızdan daha önde olmayı, kardeşimizden daha yüksek not almayı, komşumuzdan daha zengin olmayı ve gazete sayfalarında gördüğümüz gibi lüks bir yaşamı hedeflemeyi öğretiyorlar. Bunları beynimize gece gündüz kalın bir çiviyi çakar gibi çakıyorlar.
Alıntı
3 Mayıs nümayişi Türkçülüğün komünizme karşı ilk fiilî hareketiydi. Bunu Ankara'da zorla susturmak istiyen Halk Partisi Hükümeti iki yıl sonra emir vererek İstan-bul'da aynı hareketi tekrar ettirmek suretiyle fikren mağ-lûbiyetini kabul etmiş bulunuyordu. Bu mağlûbiyetten sonradır ki biz İki Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesinde beraat ettik. Sıkıyönetim Komutanlığı bunu temyiz etmekle hiçbir şey çıkmaz. Çünkü bizi tahliye eden ve hakkımızda verilen bütün cezaları kökünden bozan, Askerî Yargıtayın umumî heyetidir. Bu dâva artık olup bitmiştir. Fakat Sıfırın dâvası daha görülmemiştir. O, kendisini müdafaa etmek isterken hâlâ bize "tahrikçi grup" (s. 13), "Nazi dostu ve mihverci" (s. 18), “iğvâcı” (s. 19) ve "faşist" (s. 21) demekle hakikatleri tahrifte devam et-miştir. Bana faşist, Nazi dostu ve mihverci diyen "Sıfır" kendi kitabının 17. sayfasında Almanları da millî düşman saydığımı gösteren bir vesikayı yayınlıyor. Onun vesika dediği şey Almanların Yunanistan'ı zaptettiği sırada büyük oğluma yazdığım vasiyetnamenin bir parçasıdır. O zaman Almanların Türkiye'ye saldırmasına gün mese-lesi diye bakılıyordu; ordu, köprüleri atarak Çatalca'ya çekilmiş, okullar Nisan ayında tatil yapmıştı. Sıfırın ifti-rası gibi Nazi dostu ve mihverci olsaydım öyle bir vasi-yetname yazmazdım. Bundan başka 1939'da yazılan bazı manzumelerimle de ben naziliğe ve faşistliğe karşı olan bakışımı belli etmişimdir. Moskoflarla çarpışıp onların belkemiğini kırdıkları için Almanlara karşı -her Türk gibi- duyduğum sempatiye nazilik diyen Sıfıra, benim de Moskofçu dememekliğim için kendisinin Ruslar aley-hinde bir yazısını görmem icap eder.. Yoksa kendi itirafı veçhile 15 milletten 496 klasik yayınlayarak bunun 63 tanesini Rus klasiklerinden (!) yaptırmak ve bir tek, evet bir tek, Türk klasiği neşretmemek
Sayfa 181 - 182·Kitabı okudu
Bizler kendimize not versek de, bunu onaylayan olmayınca verdiğimiz notların hiç kıymeti kalmaz. Ne de olsa sosyal varlıklarız. Birlikte yaşadığımız toplumun bize bakışı bile her türlü etkiler bizi.
Sayfa 195·Kitabı okudu
Edebiyat