• yaşamak
    bizim en eski çağlardan kalma yanık türkümüz
    öylesine kısık ki sesimiz
    ne duyurmasını ne söylemesini biliriz
  • Yaşamak
    Bizim en eski çağlardan kalma yanık türkümüz
    Öylesine kısık ki sesimiz
    Ne duyurmasını ne söylemesini biliriz
  • "Yaşamak,
    bizim en eski çağlardan kalma yanık türkümüz
    öylesine kısık ki sesimiz
    ne duyurmasını ne söylemesini biliriz..."
  • "Yaşamak,
    bizim en eski çağlardan kalma yanık türkümüz
    öylesine kısık ki sesimiz
    ne duyurmasını ne söylemesini biliriz..."
  • Öykü Otobüsü: #32743786
    Yolcu listesi: http://i.hizliresim.com/g6GR0O.jpg

    Bağlantılı öyküler : #34533693, #33861382, #32867531

    Arkadaş ben ne zaman olaysız bir yolculuk hayal etsem, tersi tüm felaketleri zihnimde bin bir türlü versiyonla kursam da bu nalet şeytan bir yerden yine açığımı buluyor, yardırıyor da yardırıyor. Halbuki son destanımla Yüce Zeus'la tam arayı düzelttim demiştim, yaptı yine yapacağını, demek hala barışamadık.

    Ben efendi efendi yolculuğumu yapıyor, kimseye karışmıyor, söz verdiğim gibi susuyor -ki bunun için üç gün itiraz hatta kavga ettim- ve kitabımı okuyorken ön sıralarda bir anda bir bağırış çağırış kopmasın mı, keşke kopmasa, hazırlıksız yakalandım, öylece kalakaldım. Bindiğimde demiştim bu kadar okuyanın olduğu otobüs şaşırttı diye. Ben sonumuzun yıllar önce ülkedeki nerdeyse tüm bilim insanlarının bulunduğu düşen/düşürülen Isparta uçağı gibi olacağını, en iyi ihtimalle taksiratımızı şarampole yuvarlanarak tamamlayacağımızı düşünmüştüm. Zaten "Niye okuyon bööö" diyenlerin dualarıyla gönderildiğimden bu yolculuktan hayır beklemenin mantıksızlığını kavramıştım ya dalgınlığıma geldi işte. Halbuki bu her an arbede çıkarma hali memleketimin her yanında hakim; sınıf gözetmiyor, eğitim durumu, cinsiyet hak getire, hiç sekmiyor, niye şaşırıyorum değil mi... Hele son günlerde duyduğum acı olsa da gülmeden edemediğim Moleküler biyoloji cihazında spektrofotometrenin kullanımı konusunda anlaşmazlık yaşayan iki bilim insanının birbirine girip olayın karakolda bitmesi haberi artık çıtayı da hazır yükseltmişken bunlar keşke Tolstoy mu Dostoyevski mi diye birbirine girselerdi bak o zaman tadından yenmezdi diye düşünmeden edemedim. Neyse dağıtmayayım.

    Ben Hatay'a gitmek istemiyorum ya, başıma bir iş gelmese olmaz.
    Girişte otobüstekileri keserken şu öndeki "körü" zaten 'gözüm' tutmamıştı. Adam macera aramak için yola çıkmış da kör numarası yapıyormuş beee, ahaha yav ne kadar işsiz var şu memlekette. Hele olayın açıklığa kavuşması da yan koltuktaki kadına sarkmasından patlamıyor mu, valla gülsem mi ağlasam mı yetişebilsem iki yumruk da ben çaksam mı diye düşünmedim değil. Ama benim yurttaki çocuklarımdan öğrendim, "hocam kavga 3 kişiden fazlaysa girmeyin, kim vurduya gidersiniz, bizim yaptığımız gibi sağa sola fırlatırlar sizi, durduk yere dayak yersiniz" öğüdünü kulağıma küpe yaptım ve bence yırttım. Ahahah ben yer miyim bee.

    Yalnız bizim sahtekar körü değil de adamın ipliğini pazara çıkaranı niye attılar otobüsten anlamadım, bir de üstüne bu körü ceza diye arkaya göndermesinler mi. Ben en sevdiğim "sen bir pisliksin "bakışım ve diğer yolcularla ortak türkümüz cık cıklar eşliğinde arkaya yolladık adamı. Durduk yere ekşın yaa.

    Otobüs bu ya , bir olay sesli yaşandı mı insanlar artık susmak bilmez, taraflar belirlenir, anında olay değerlendirmesi yapılır, örnekleme üzerinden geçmiş yaşantılarla harmanlanır, sallama çay eşliğinde de en son toplumsal mesajlar verilir, herkes sosyolojik tezini tamamlar. Bizim kör de sürekli Türk filmlerinde "ama açıklayabilirim , açıklamama izin verin" diyen ama bu cümleleri elli kere kurduğu halde bir türlü açıklayamayan aktörler gibiydi. Gerçi bir kişi de "açıkla lan" demedi, ne gerek var, 'görünen' köy kılavuz ister mi... Otobüsün sayın yolcuları da bu durumdan kırk tane hikaye çıkardı haliyle, kavgaya karışanı da sövdü, karışmayanı da. Bernard Shaw'ın bir sözü geldi aklıma "Bize bir kaç deli gerek, şu akıllıların yol açtığı duruma bak!" Kendimiz çaldık kendimiz oynadık.

    Bitti mi, bitmedi. Bir kaç saat sakin gittikten sonra mola verdik. Çaprazımda oturan kız da bir kuş bulmuş ağacın altında, çırpınıyormuş herhalde, gözleri dolu dolu geldi ya artık herkes birbirini kestiği için -bunda ne manyaklık var diye herhalde- görüverdik avuçlarındaki kuşu hemen. Bir kaç saat önce o kargaşayı çıkaran otobüs sakinleri (!) aynı kişiler değilmiş gibi, -bir iyilikle içlerini rahatlatmak istediler herhalde -yaralı kuşu kurtarmak için kaptana tezahüratlar eşliğinde eczane arattılar. Herkeste bir neşe bir umut... Gel gör ki kuşun canı bu hevese pek dayanamadı, sonu hüsran olunca da daha yol boyu kimseden ses çıkmadı. Hevesimiz kursağımızda, neşemiz, hızla geçilen yollarda kaldı.

    E peki ben niye mi gidiyorum Hatay'a, vallahi bu manyaklığa ben de hala inanamıyorum. Bir iddia uğruna ya rab, ne Elif'ler yol alıyor, yollanıyor. O son atarı yapmayaydım iyiydi en azından bir kaç gün boyun eğerdim, kalırdım memleketimde, ama ah şu çeneyi tutmayı beceremedin ya, çek bakalım.
    k.aç saat dedi o ya. Bitmez bu yol...
    - Şöför bey, köşedeki şarampolde inebilir miyim?