Li gor mîta Pepûk, keçikek dora heft salî, birayekî wê tenê heye û diya wan miriye, kecik bi nezanî birê xwe dikuje. Ev cinayet dibe felaketa wê, li ser birê xwe digiri, meytê wî diso û wî dixe bînê erdê. Ji Xweda re dibêje, "Xwedê min bike çûkek da ku ez karibim heta hetayê ji bo birayê xwe bigirîm." Dibêjin ji wê rojê pê ve dibe çûk û her hema dibêje: Pepû Kekû Kam kerd Min kerd Kam kişt Min kişt Kam şut Min şut Wisan çûka pepûk hatiye afirandin. Loma kengî felaketek bi serê jinekê de were, dibêjin, "pepûkë” an "pepû" û xwe dixin konteksta keça ji kerban metamorfoz derbas kiriye. Ji ber ku pepûk her tim jinek e, ev peyv bi qertafa nêr, yanî wek "pepûko" pir kêm tê bikaranîn. Heta gotineke pêşiyan heye dibêje: “bûme bûk, bûme pepûk."
Sayfa 47
Kurdî
•| Siz şükreder ve iman ederseniz Allah sizi ne diye azaba uğratsın! Allah şükredenlerin mükâfatını veren, her şeyi hakkıyla bilendir. Allah’ın verdiği sağlık ve her türlü nimetlerine karşı şükür, üzerimize bir vecîbe olduğu gibi vücûdumuzdaki uzuvların şükrünü yerine getirmemiz de bir vecîbedir. Sağlık ve nimetlerin şükrü, tam iman, ibadet, itaat, nefsin tezkiyesi ve infaktır. Uzuvların şükrü de, onlarla başkalarına zarar vermemek, onları haram ve günaha sebep olan yerlerde kullanmamaktır. Çünkü kalp, göz, kulak, dil, el, ayak, mide vb. bütün uzuvlardan Allah’a karşı sorumluyuz. Bunları Allah’ın rızasına uygun olarak kullanmazsak, sorumlu tutulur, cehennem azabını hak etmiş oluruz. Şükrün karşılığında bol nimet ve mükâfat, nankörlüğün karşılığında da azap vardır. [bk. 7/179; 17/36; 41/20-22; 36/65]
Nisa Sûresi, 147·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Resûl-i Ekrem sözüne şöyle devam etti: “Bir kimse günde yüz defa sübhânallâhi ve bi-hamdihî derse, onun günahları deniz köpüğü kadar bile olsa hepsi bağışlanır.   Buhârî, Bed’ü’l-halk 11; Daavât 64, 65; Müslim, Zikir 28. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 59, 62; İbni Mâce, Duâ 14
1407. Fedâle İbni Ubeyd radıyallahu anh şöyle dedi:  Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem namazdan sonra Allah’a hamd etmeden, Peygamber  aleyhisselâm’a salâtü selâm getirmeden dua eden bir adamı işitti. Bunun üzerine: “Bu adam acele etti” buyurdu. Sonra o adamı yanına çağırdı. Ona veya bir başkasına şöyle buyurdu: “Biriniz dua edeceği zaman önce Allah Teâlâ’ya hamdü senâ etsin, sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e salâtü selâm getirsin. Daha sonra da dilediği şekilde dua etsin.” Ebû Dâvûd, Vitir 23. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 65; Nesâî, Sehv 48 
“Allah’a hamdederek başlanmayan her önemli iş bereketsiz olur.” Ebû Dâvûd, Edeb 18. Ayrıca bk. İbni Mâce, Nikâh 19 
Muhterem Kâri, Kadın dediğimiz o cins-i latîf, cismi naif ve kendi afif abide-i hüsn; ben diyeyim erkek cinsi sakalını tıraş ettiği gün, siz deyin İngiliz gâvurunun basması, çарutu memleket hudutlarına duhûl ettiği gün yeryüzünden silindi, âdeta gaip oldu. Bazı aklıevveller "Üstadım, erkeğin sakalını tıraş etmekliğiyle ne münasebeti ola ki?" deyebilir. A gafiller, erkeğin tavizi daha neler nelere sebep oldu! "Pekiy efendim, İngiliz basması ne alaka?" Onu da bendeniz değil, Türk milleti cevaplasın: "Derenin gıyısında/ Ham teyek asmaları / Gızları yosma eden/ İngiliz basmaları" (bk. Ahmet Caferoğlu, 945 senesi, Ordu - Pınarçukuru Köyü). İngiliz gâvurunun memleketi kendi pazarına çevirdiği iktisat tavizleri, gâvur takvimine göre 1838 senesine yani Tanzimat Fermanı deye mektep kitaplarında belletilen melanetten bir sene evveline tekaddüm eder. Daha söze lüzum yokdur. Ehl-i irfân, ârife tarif gerek değildir, demişdir.
Sayfa 36·Kitabı okuyor
Edebiyat