"Topraktaki bir oyukta bir hobbit yaşardı. Solucan kuyruklarıyla ve sulu çamur kokusuyla dolu, iğrenç, pislik, ıslak bir oyuk değil; bir hobbitin kovuğuydu ve bu da konfor demekti..."
Bu efsane olmuş giriş cümlesi ile Orta Dünya'nın kapılarını açan Hobbit, Yüzüklerin Efendisi serisini okumak ve bu dünyaya adım atmak isteyenler için giriş kitabı görevi görüyor. Film(ler)i yapılmış edebi klasiklerin önce okunması sonra filminin veya filmlerinin izlenmesi gerektiğini düşünsem de Yüzüklerin Efendisi serisinin tamamını izledikten sonra kitabını okuma fırsatım oldu. Okuduktan sonra bir kere daha emin oldum ki önce kitabı okuyup sonra filmi izlemek gerekiyor.
Okuduğum her kitabı yazıldığı dönemi düşünerek değerlendirmeye çalışırım ve böyle düşündüğümde dönemi itibariyle de türünün en önemli eserlerinden biri olması hatta öncüsü olmasıyla Hobbit çok değerli bir eser. Kitabın girişinden anlayacağınız üzere konforlu bir hayat yaşarken bu hayatından beklenmedik bir biçimde çıkıp maceradan maceraya koşan Bilbo Baggins'in hikayesini okuduğumuz bu kitap, yukarıda da bahsettiğim üzere tam olarak Orta Dünya evreninin kapılarını açıyor bize. Serinin en önemli karakterlerinden Gandalf ve Gollum ile, Beorn ve Elrond ile, Thorin Meşekalkan ile bu romanda tanışıyor, yüzüğün nasıl ortaya çıktığını öğreniyoruz. Cücelerin, goblinlerin, elflerin hayatlarına dair fikir sahibi oluyor ve bunların arasındaki amansız mücadeleye şahit oluyoruz. Hikayeye baktığımızda Tolkien'in çocukları için kurguladığı bu eserin fikir bakımından harika olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.
Okuması keyifli olmakla birlikte beni çok heyecanlandırmadığı gibi beklentimi de karşılamadı. Fakat kesinlikle akıcı bir kitap ve filmlerini izlemeseydim devam kitaplarını okumak için heyecanımın daha yüksek olacağına eminim. Bu