"Pip, iki gözüm dostum benim, yaşamak dediğin nedir ki? Kaynakla birbirine tutturulmuş ayrılık halkalarından bir zincirdir, sözgelişi. İnsan dediğin de kimi demircidir, kimi bakırcıdır, kimisi de kuyumcu. Bu tür ayrımlar eninde sonunda kaçınılmaz olur; karşılaştıkça katlanmaktan başka çıkar yol yoktur. Bugün işlenmiş bir kusur varsa bendedir, Pip. Senle ben, Londra'da bir arada olamayız, iki gözüm. Baş başa kalabileceğimiz, ikimize de uygun, bildik bir yerde olabiliriz ancak. Gururuma dokunduğu için değil, yaptığım işi doğru yapmak istediğim içindir ki sen beni bu giysiler içinde görmeyeceksin bir daha. Benim örs başından, evimizin mutfağından, bataklıktan uzaklaşmam da doğru bir iş değil, Pip. Beni iş kılığıyla, elimde çekicimle ya da pipomla düşünürsen benden pek utanmazsın sanıyorum, dostum. Bir gün gelir beni gene görmek istersen gel, demirci dükkanının penceresinden içeri bak. Orada beni örs başında, önümde o eski, yanık önlüğümle, gene eski işimin ustası olarak görürsen hiç yadırgamazsın. Kalın kafalıyımdır ama sonunda bu işin doğrusuna biraz yaklaştım galiba. İşte böyle, Tanrı hep seninle olsun, yolunu açık eylesin, Pip, iki gözüm. Sağlıcakla kal sevgili dostum."