Buket

Buket
Roma sirki, Azteklerin kurbanları, Engizisyon ateşleri, Nazi ölüm kampları, hepsi de son derece medeni toplumların işleriydi. Yalnızca 20.yüzyılda çoğu sivil en az 100 milyon kişi savaşlarda ölmüştür. Vahşiler bundan daha beterini yapmamışlardır. Colosseum’un ve toplama kampının kapısında medeniyetin kendisinin ahlaki ilerlemenin garantörü olduğu umudunu bir kenara bırakmaktan başka bir seçeneğimiz yok.
Sayfa 38·Kitabı okudu
Reklam
Atalarımıza ilişkin birçok ayrıntı hala incelenmemiş olsa da yirminci yüzyıl Gauguin’in ilk iki sorusunu kapsamlı olarak cevaplamıştır. Şempanzeler olduğumuza, zaman içinde nasıl bir yol izlediğimiz kesin olarak bilinmese de nihayetinde Afrika’dan çıktığımıza dair akılcı kuşkulara kapılmaya mahal yoktur. Ama başka şempanzelerin tersine bizler kurcalıyoruz, kaderimizle de hiç olmadığı kadar fazla oynuyoruz. Artık uzunca bir süredir Gauguin’in aradığı vahşi Aydınlanma kazı, Doğal İnsan diye bir şey yok. Ailelerinin baktığı artrit hastası Neandertaller gibi bizler de kültürlerimiz olmaksızın yaşayamayız. Hamlet’in “eseri”ni yapanlarla tanıştık, o biziz.
Sayfa 32·Kitabı okudu
Evrim
Lyell 1863’te Geological Evidences of the Antiquity of Man adlı bir kitap yayımladı, Darwin de 1871’de (Türlerin Kökeni’nin yayımlanmasından 12 yıl sonra) İnsanın Türeyişi’ni çıkardı. Onların fikirleri, kendilerini şevkle destekleyip popülerleştirenler tarafından yayıldı, bunların başında da evrimle ilgili bir tartışmada Piskopos Wilberforce’a hakikate kulaklarını tıkayan bir din adamı olmaktansa büyükbabasının bir maymun olduğunu teslim etmeyi yeğleyeceğini söylemesiyle nam salmış Thomas Huxley geliyordu. Böylece Hamlet’in sözleri bir soru haline gelmiş oluyordu: İnsan tam olarak nedir? Tıpkı bir yaşa geldikten sonra onları dünyaya bir leyleğin getirdiği açıklamasından artık tatmin olmayan çocuklar gibi, yeni eğitimli halk da eski mitolojiden kuşkulanmaya başlamıştı.
Sayfa 17·Kitabı okudu
Kendisinden önceki medeniyetlerin çoğunu kapsayan medeniyetimiz, istim salmış, geleceğe doğru hızla ilerleyen kocaman bir gemidir. Hiç olmadığı kadar hızlı, daha ileriye, daha yüklü bir halde ilerliyor. Her kayalığı, her tehlikeyi göremeyebiliriz, ama gemimizin pusulasını ve aldığımız yolu okuyarak, gemimizin tasarımını, güvenlik sicilini, mürettabatın becerilerini anlayarak, sanıyorum, ilerde bizi bekleyen dar boğazlardan, buzdağları arasından geçmenin akıllıca bir yolunu bulabiliriz. Bunu hiç ertelemeksizin yapmamız gerektiğine inanıyorum, çünkü arkamızda bıraktığımız çok fazla gemi enkazı var. Güvertesinde olduğumuz gemi gelmiş geçmiş en büyük gemi değil yalnızca, geriye kalan tek gemi bu aynı zamanda. Zekamızın gelişmesinden bu yana başardığınız her şeyin geleceği, gelecek birkaç yıl içindeki eylemlerimizin bilgeliğine dayanacak. Bütün yaratıklar gibi insanlar da şimdiye kadar yollarını deneme yanılma yoluyla bulmuşlardır, ama başka yaratıkların tersine bizim öyle büyük bir varlığımız var ki hata yapmak artık kaldıramayacağımız bir yük. Dünya, büyük hatalarımızı affetmeyecek kadar küçüldü artık.
Sayfa 7·Kitabı okudu
İnsanlık
Klasiklere konu olan caaanım Foça
Dantès’i kıyıya kadar gülümseyerek izleyen armatör, onun rıhtımın taşlarına doğru sıçradığını ve bu ünlü Canebière Caddesi’ni sabahın beşinden akşamın dokuzuna kadar dolduran kalabalığın karmaşasında gözden kaybolduğunu gördü. Günümüzün Foçalıları, çok gururlandıkları bu cadde için büyük bir ciddiyetle ve söylediklerinin etkisini güçlendiren bir vurguyla, “Bir Canebière’i olsaydı, Paris küçük bir Marsilya olurdu.” derlerdi.
Reklam