Buket

Buket
8/10
·112 syf.··
2022 7. kitabı
Kırmızı Pazartesi sonunu başından belirten ve bu gerçeğe rağmen heyecanını yitirmeyen oldukça iyi bir kitap. Bir nefeste okudum. Yazarın bize egzotik gelebilecek o uzak diyarları aktarışı, oraların yaşam ve kültürlerine dair bilgilendirme ve betimlemesi kitabın yapısına dair en çok dikkat çeken şeylerden biri. Dikkat çeken diğer bir faktör ise Gabriel García Marquez’in hikaye anlatıcılığında zaman ögesini kendi yararına oldukça iyi kullanabilmesi. Ayrıca Kolombiya’da doğmuş bu Nobel Ödüllü yazarın fotoğrafına bakınca kendisini bir Türk amcasına benzetmekten kendimi alamadım. Bunu da yazmasam olmazdı. :) Kitabın daha ilk sayfadan bize söylediği ve konunun bu olayın çevresinde dolandığı Santiago Nasar’ın cinayeti ve tüm kasabanın bu cinayete kayıtsız kalışı oldukça iyi bir Bystander Effect örneği. Türkçe’ye Seyirci Etkisi olarak geçmiş bu terim basitçe olay anında olaya tanıklık eden kişi sayısı ne kadar artarsa, bu olaya müdahalede bulunan kişi sayısının da bir o kadar azaldığını söyler bize. Kitabı bu psikolojik terimin ayrıntılı bakış açısıyla okumak da oldukça keyif vericiydi. Ayrıca kitap bence ‘seyirci etkisinin’ nerelerde karşımıza çıktığını ve bu etkinin negatif sonuçlarından nasıl kaçınabileceğimizi düşünmeye de yardımcı olabilir. Bu bakımdan da oldukça değerli buldum. Kitaba dair söyleyebileceğim tek olumsuz sayılabilecek şey çeviride kitabın orijinal adına sadık kalınmaması. Kırmızı Pazartesi etkileyici olsa da orijinal anlamı saklanarak yapılacak bir çeviri daha iyi olabilirdi. Elbette bu alanda bilirkişi olmadığım için belki bu karara dair gözden kaçırdığım makul bir sebep vardır diyor, yazımı burada bitiriyorum. :) İyi okumalar. Seyirci etkisine kanmayın, yardıma ihtiyacı olanlara yardım edin!
Polisiye
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,4bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
6/10
·136 syf.··
2022 6. kitabı
Dünyaya Orman Denir uzun süredir aklımda olan Ursula K. Le Guin’in raftan aldığım ilk kitabı oldu. Sosyoloji, antropoloji, tarih, toplumsal cinsiyet derken birçok konuya dokunan ama bunu yaparken de ayrıntıya değinmeden, yeterince açıklamadan, okuyucuyu soyutluğun içinde yönlendirmeden ve dolayısıyla sanki daha yetişmekte olan ama heves edip her yere bulaşmadan edemeyen yeni bir yazarın elinden çıkmış bir kitap gibiydi sanki. Kitabı okurken bu düşünceyi aklıma getirmek bana saygısızlık ediyormuşum hissi verdi çünkü rafine bir yazarın yarattığı bir eseri değerlendirirken illa da dönüp kendime bakmamın elzem olduğunu düşünüyorum. Eminim Ursula’nın yepyeni evreninin çeviride kaybolan tarafları, benim Ursula’nın evrenlerini tanımak için onun birkaç kitabını daha okumamış olmam ve kitabın çevresinde dolandığı Vietnam Savaşı üzerine tarihi ve siyasi bilgimin oldukça az olması bu yarım kalmışlıkta oldukça büyük rol oynuyordur. Kitabı hem bu şekilde böyle değerlendirdim hem de bu eseri gereğinden fazla malzemenin bir arada bulunarak bozduğu bir türlüye benzettim. Dolayısıyla kafamı oldukça karıştıran ve beni tatminsiz bırakan bir kitap oldu. Özetle, fazlaca soyut ve yeni bir evrenin içinde geçen ve birden fazla ağır konuyu ele alıp hiçbirine doğru dürüst tutunamayan bir yönü var. Birkaç Ursula kitabı ardından, onun tarzına alışıp tekrar okumayı düşünmüyorum değil. Öyle olursa buralara tekrar gelirim.
Roman
Dünyaya Orman DenirUrsula K. Le Guin · Metis Yayınları · 20191,385 okunma
9/10
·168 syf.··
2021 7. kitabı
Gelecek her kitabını heyecanla okuyacağım genç bir yazar Éduoard Louis. Buna kesin olarak karar verdim Eddy’nin Sonu’nu da okuduktan sonra. Babamı Kim Öldürdü’den daha duygusal ve kişisel olmasıyla dikkatimi çekti bu kitap. Hem yazarın iyi kalemi hem Ayberk Erkay’ın nefis çevirisiyle, anlattıklarının yoğunluğuna rağmen, bir çırpıda kolayca ama büyük zevkle okudum. Édouard Louis adını üstüne basa basa söyleyeceğim bir yazar benim için. Bunun ilk nedeni ismiyle olan anıları. Değişikliğe gitmeden önce ismiyle o kadar çok dalga geçilmiş ki seçtiği, benimsediği bu isim onun için çok değerli olsa gerek. İkinci neden ise Babamı Kim Öldürdü’de isimleri vurgulamaya verdiği önemden kaynaklanıyor. Édouard Louis bana isim vermeden bir şeyler anlatmanın çok önemli şeylerin atlanmasına neden olduğunu öğretmiş bir yazar. Kendisine bu gibi birçok şeyden dolayı gerçekten değer veriyor, hatta kendimi ilginç bir şekilde ona yakın hissediyorum. Sosyoekonomik olarak düşük bir Fransız kasabasından huzurumuza getirdiği hikayeler ne kadar da tanıdık, aradaki uzaklığa rağmen öteki olmak ne kadar aynı. Irkçılık, homofobi, akran zorbalığı, şiddet... Bunlar matruşka bebekleri gibi, biri mutlaka diğerini içerir. Kitabın bana en çok dokunan noktalarından biri Louis’e aylarca cinsel, fiziksel ve psikolojik şiddet uygulamış olan insanların tiyatrosundan sonra onu alkışlamalarıyken diğeri ise kurtuluşunu tiyatro okulunda ararken ‘ibne’ sıfatının yakasını orada da bırakmayışı oldu. Benliğinin doğal olarak peşini bırakmayışı ancak bunun yarattığı sorunları da yanında getirişi. Bunun yarattığı sıkışmışlık ve sıkıntılar. Okuması bile zorken yaşaması gerçekten acı verici olsa gerek. Édouard Louis’in kendini bulmasına, tüm bu acıyı sanata aktarmasına çok seviniyorum. Ne yazık ki öteki olan birçok insan
Eddy’nin SonuÉdouard Louis · Can Yayınları · 2021900 okunma
8/10
·56 syf.··
2021 4. kitabı
Moda Sahnesi bu hayatta uğramayı en sevdiğim yerlerden biridir. 10 senedir tiyatro ile yakından ilgilenen bir tiyatro sevdalısı olarak özellikle Shakespeare yorumlamalarını çok sevdiğim bu sahnenin yeni oyunu Babamı Kim Öldürdü... Pandeminin biraz daha kontrollü olduğu dönemde sahneler de belirli kontroller dahilinde açılmıştı. Ben de tam bu sırada izleyebildiğim kadar oyun izlemek istedim. Başrolünü çok sevdiğim Onur Ünsal’ın oynadığı bu hikayeyle de ilk defa bu şekilde tanışmış oldum böylece. Sahnede izlerken bana oldukça karışık gelen bu tek kişilik hikaye ancak kitabı edinip birkaç kez okuduğumda şekillendi benim için. Anlatılan anıların yazarın kendi hayatından kesitler olduğunu daha sonradan kitabı Zoom Meetings uygulaması üzerinden bizzat Onur Ünsal ile tartışma şansı elde ettiğimde öğrendim. Dolayısıyla şimdi yazacaklarım bir tarafıyla da bu çok sevdiğim oyuncunun konuşmasından... Bilginize sunarım... Babamı Kim Öldürdü gencecik bir yazar hatta belki de çağımızın bir filozofu olan Édouard Louis’in bize erkekliğin devletten yatak odasına her yeri nasıl etkilediğini anlattığı kısa ama yoğun bir eser. Babası ile yaşadığı etkileyici anıları sonucunda Fransız hükümetinin siyasi adımlarına bağlayıp daha önce belki hiç olmadığı kadar net bir şekilde eleştiren etkileyici bir monolog. Aile içi şiddeti, fakirliği, öteki olmayı anlatan ancak asla kendini acındırmaya yeltenmeyen bir olgunluğu var yazarın. Siyasilerin ya da zenginlerin ya da zengin siyasilerin halkın yaşamıyla ilgili kararları öylece almasını, bu kişilerin aslında halkı tanımaması ya da fakirliği bilmemesi hatta böyle şeylerin varlığının farkında bile olmamasına bağlıyor E. Louis babasının hayatı üzerinden. Tanıdık geldi mi? :) Fransız hükümetinin işçilerin maaşlarından 5 dolar kesmelerinin hükümet için
Siyaset
Babamı Kim ÖldürdüÉdouard Louis · Can Yayınları · 20202,973 okunma
8/10
·211 syf.··
2021 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2021 05:27
Orhan Pamuk ile yolum lise zamanında Masumiyet Müzesi’nin çok popüler olmasıyla kesişmişti. Özellikle ilk cümlesi ile birçok insanı çok etkilemiş Masumiyet Müzesi’ni satın alırken hem kitabı okur hem de müzeyi bedavaya gezerim diye düşünmüştüm ancak süreç pek planladığım gibi gitmedi. Huyum olmamasına rağmen bu kalın kitabı yarısına kadar okuyup bırakmıştım. Müzeyi de gezmedim. :) Bir ay kadar önce Orhan Pamuk aklıma düştü. Ülkemizden çıkmış bu denli başarılı bir yazarı okumamış olmaktan biraz utandım açıkçası ve yazara rastgele şekilde bu kitabı seçerek bir şans daha vermek istedim. Orhan Pamuk’a bir şans vermek haddimeymiş gibi... Kırmızı Saçlı Kadın’ı okuduktan sonra “Orhan Pamuk’u okuyabilmek için hayatta 4-5 sene daha deneyim kazanmam bir de üstüne psikoloji lisansını bitirmem gerekmiş demek...” diye geçirdim içimden ister istemez çünkü yeni yetme bir psikolog olarak ‘baba’yı bu kadar yakından ve çarpıcı ele alan bir kitabı okumak çok heyecan vericiydi. Nasıl kitapta böyle rastlantıların gücüne vurgu var ise sanki benim de bu kitabı seçip okumamda aynı sihir var gibi geliyor. “Sen de kendine başka bir baba bul. Herkesin babası çoktur bu ülkede. Devlet baba, Allah baba, Paşa baba, Mafya babası... Burada kimse babasız yaşayamaz.” diyor Kırmızı Saçlı Kadın kitapta. Ne çok derdimiz var değil mi babalarımızla? Varlıkları dert, yoklukları dert. Ne onlarla, ne onlarsız. Hayatın her yerinde, farklı formlarda, doğrudan ya da dolaylı olarak etkiler bizi babalar. Bu etkiyi ve yazarın bu etkiyi çarpıcı hikayelerle ilmek ilmek işleyişini okurken benim aklım hep ‘toplumsal cinsiyet’e kaydı durdu. Erkekliğin, erkekliğe inanmayan insanlar için bile nasıl yıkıcı olduğu,babanın öneminin, belki bir noktada namus konusunun, kadının çekiciliğinin/ karşı konulamazlığının yani
Edebiyat
Kırmızı Saçlı KadınOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202462,2bin okunma