kimselere mecbur olmadım olmam da. yiğitliğim ve rivayet edilen erkekliğim, bundandır. ama senin mecburun olmak, beni hiç mi hiç küçültmüyor. aksine insan ediyorsun, yaşatıyorsun.
normalde aşk kitapları okurken sadece içim ısınır, ama bunu okurken çok üzüldüm. karşılıksız, “friendzone”lanan bir aşığın gözünden bir kadını okuyorsunuz. yer yer “bu kadar da sevemezsin.” dediğiniz bile oluyor ama ahmet arif o kadar bizden, o kadar içten ki, sahte bulamıyorsunuz. aşkın en saf halini kalemine dökmeye çalışmış ve bunu yaparken efor sarf etmemesi, yazı olmasına rağmen içtenliğinden ödün vermemesi kitabı güzel kılan unsurlardan. leyla erbil’in olumsuz yanıt verdiğini ilerleyen mektuplardan anlıyoruz:(. normalde mektup tarzı pek sevmem birkaç kitap harici ama bu tarzda okunabilir olan türünün nadir örneklerinden.
bir insanın hayatıyla iç içe geçmiş bir şehrin hikayesini okumak istiyorsanız orhan pamuk’a bu konuda bir şans verin. üstelik normal kitaplarını bitiremeyenler bunu bitirebilir çünkü bolca eski istanbul(günümüze kıyasla), ve durumu daha iyi olan birinin gözündeki İstanbul’u okuyabilirsiniz.