Kadınlar Adası, gerçekten çok merak ettiğim, çok beğeneceğimi düşündüğüm ve hevesle elime aldığım bir kitaptı. Okuma yoldaşım kfenomeni ile bu sene bolca kadın temalı kitap okuma isteğimiz vardı ve ikimiz de bu kitap konusunda büyük beklentiye sahiptik.
Kitabın yazılış amacı çok etkileyici. Kilise’nin kadınları baskılamak, erkek egemen toplumu hakim kılmak ve gücü elinde tutmak için “cadı olmakla” suçlayıp, mesnetsiz sebepler ve kanıtlar uydurarak, korkunç işkenceler çektirip sonunda yakarak katlettiği kadınların romanı bu. Avrupa’nın Ortaçağ karanlığını anlatan ve tarihi bir dayanağı olan bir kitaptan bekletim çok yüksekti.
Ancak, kurgu boyunca bu durumu pek hissetmiyorsunuz. Cadılıkla suçlanan ve infaz edilen kadınların yaşadıkları bir kaç sayfada geçiştirilmiş. Beklediğim kurgunun aksine, daha çok Norveç’deki o dönemin hayat koşullarını, yaşam tarzını ve topluluk kültürünü okuduk.
1617 yılında Vardo Adası’nda neredeyse tek besin kaynakları olan balık tutmak için denize açılan 40 adam bir fırtınada hayatını kaybediyor. Geride ise, eşleri ve çocuklarından müteşekkil bir topluluk kalıyor. Babalarını, eşlerini ve oğullarını kaybeden kadınlar, karınlarını doyurmak ve hayatta kalmak için o güne dek erkeklerin yaptıkları işleri üstlenmek zorunda kalıyorlar. Bunların içinde kendilerine yasak edilen “yiyecek bulmak için denize açılmak” dahil. Üç yıl sonra, adaya cadılığı tespit etmek ve kilisenin otoritesini sağlamakla görevlendirilen vekil Absalom Cornet geliyor ve Vardo’daki kadınların mecbur kaldıkları hayatı şeytaniliğin bir kanıtı olarak görüyor.
Dediğim gibi seçilen konu ve kitabın yazılma amacı takdire şayan ancak, kitapta aşk, adadaki kadınların elişi yaparak bir araya gelmesi, ne olduğu belli olmayan üstün körü geçilen kilise toplantıları derken bir türlü
kfenomeni ile Dumas’tan okuduğumuz üçüncü kitap, Siyah Lale.
Dönemin Hollanda’sı ve zor günler yaşanmakta, ülkede siyasi karışıklıklar etkisini göstermeye devam ederken, Çiçek Üreticileri Derneği ilk siyah laleyi yetiştiren kişiyi yüz bin florin ile ödüllendireceğini duyurur.
Lalelere olan tutkusu ile literatüre bir çok yeni lale türü kazandırmış Doktor Cornelis van Bearle, ilk siyah laleyi yetiştirmek için çalışmaya başlar ancak, farkında bile olmadığı sinsi düşmanı Boxtel peşini bırakmayacaktır. Cornelis’in hapisle, aşkla ve sadakatle sınanan yazgısında ise, kimsenin alt edemeyeceği bir dostu vardır: Tanrı!
Dumas’ın akıcı üslubu ve olay örgüsü kitabı çok kolay okunur hale getirmiş. Döneminin yargı sistemi, hafifletici sebep kavramının olmaması, masum insanların kolayca ölüme gönderilmesi gibi konular da roman boyunca başarı ile işlenmişti. Dumas, adalet kisvesi altında yaşanan adaletsizliklerin altını kurgu boyunca çiziyor. Ancak, roman boyunca neredeyse imkansız tesadüfler, Tanrı’nın yardımıyla düzelen olaylar, Tanrı’nın yardımıyla doğru kişiye giden güvercinler, Tanrı’nın yardımıyla sağlanan adalet derken açıkçası ben biraz kitabın ciddiyetinden koptum. Kurgularda tesadüfler olmasına karşı değilim ama Siyah Lale neredeyse tamamen Tanrı eliyle şekilleniyor. Dürüst olmam gerekirse, sonunda etkilenmem gerekirken neredeyse kahkahayla gülmeme sebep olan bir kurgu okudum. Zorlamayacak, kafa yormanızı gerektirmeyecek bir klasik arıyorsanız ve klasik edebiyata yeni başladıysanız tercih edebilirsiniz.