İyi kalpli, güzel insanlar, Tanrı için onları böyle anlamsız bir oyunda harcayacak kadar önemsiz olabilir miydi? İlk kez bir kilisede durmuş Tanrı'dan şüphe ediyordu, çünkü onun çok büyük ve merhametli olduğuna inanmıştı hep, fakat şimdi onun yaptıklarını anlamıyordu.
Etraflarındaki dünya yanıp kül olmak üzereyken ve hava tamamen bu yangının dumanıyla kaplıyken, bu aşağılık yaratıklar kendilerini koyverip vahşice kavga ediyor, içiyor ve ölüyorlardı. Gerçi ne fark ederdi ki? Ne de olsa, iyi ya da kötü, güçlü ya da zayıf, yaşamı seven ya da küçümseyen, herkes ölüyordu. Ölüyorlardı. Her şey ölüyordu.
"Geçici düzenler, köpük misali yok olup giderler," diye bir dize mırıldandı. "Evet, köpük gibi geçici. İnsanlığın yeryüzünde çalışıp didinerek yarattığı her şey köpükten ibaret. İnsan faydalı bulduğu hayvanları evcilleştirdi, düşman saydıklarını yok etti, toprağı yabani bitki örtüsünden arındırdı. Sonra da kendi yok oldu..."
Fakat oda ne kadar karardı ve sen bu alacakaranlığın derinliğinde bana ne kadar uzaksın! Yüzünün olduğunu tahmin ettiğim yerde hafif ve yumuşak bir ışıktan başka bir şey görmüyorum ve gülümsüyor musun, yoksa kederli misin, bilmiyorum.