T. S. Eliot’ın bir şiirinde, insanın gerçekliğin fazlasına tahammül edemediğini söyleyen bir kuş vardır; oysa kuş yanılıyor. İnsan evrenin bütün ağırlığını seksen yıl boyunca gıkını çıkarmadan
taşıyabilir sırtında. Asıl gerçek dışılıktır onun tahammül edemediği.
Orr uyudu. Rüya gördü. Hiçbir pürüz çıkmadı. Rüyaları, açık denizin tüm kıyılardan uzak dalgaları gibi, derin ve zararsız, hiçbir yere çarpıp kırılmadan, hiçbir şeyi değiştirmeden gelip geçti, kabarıp indi. Varlık denizinin bütün diğer dalgaları arasında saf tutarak o bilindik dansı yaptılar. Uykusunda, o kocaman, yeşil deniz kaplumbağaları, denizin derinliklerine dalıp kendi doğal ortamlarında ağır, yorulmak bilmez bir zarafetle doya doya yüzdü.
Bulaşıkları yıkadılar ve yatağa girdiler. Yatakta aşk yaptılar. Aşk taş gibi durduğu yerde beklemez, tıpkı ekmek gibi yapılmalıdır; hep yeniden yapılmalı, taze tutulmalıdır. Yapılıp bittiğinde birbirlerinin kolları arasında, aşkı tutarak yatıp uyudular.
Uykusunda Heather, bir derenin doğmamış çocukların şarkı söyleyen sesleriyle dolu gürlemesini işitti.