Eserlerinin kısalığı ve “klasik” hissi sebebiyle orantısız bir popülerliğe ulaşmış Stefan Zweig’a bir şans daha vermek amacıyla okuduğum bu eserini ilk okuyuşum olmadığını fark ettim. Sayfalar ilerledikçe neden hafızamdan silindiğini, bende neden hiçbir tesir bırakmadığını bir kez daha gördüm.
Ray Bradbury'nin 1948-1959 yılları arasında farklı dergilerde yayımlanmış toplam 31 öyküsünden oluşan bir derleme. Her ne kadar Bilimkurgu Klasikleri altında yayımlanmış olsa da içindeki hikayelerin ancak yarısına "bilimkurgu" denebileceğini düşünüyorum. Hikayelerin çoğu epey ve kısa ve edebi değerden yoksun. Tanıtımında eserde melankolinin ele alındığı söylense de hikayelerde ortak bir tema yok.
Bradbury ile aşina olan okurların hemen fark edeceği unsurlar tüm hikayelerde bulunuyor: yakma fırınları, Poe esintileri, Mars kolonizasyonu, kendine yabancılaşma, uygarlığın çöküşünden kalanlar, dinmeyen yağmur, metamorfoz... Bir noktada tekrara düşmüş. Ancak oldukça eğlenceli ve Bradbury'nin tarzından farklı öyküler içerdiğini de söylemeden geçemeyeceğim: "Muhteşem Beyaz Takım Elbise" 6 adamın bir takım alması ve sırayla giymesini konu alıyor. "Koza" ve "Ateş Sütunu" kitapta daha iyi sayılabilecek bilimkurgu hikayelerindendi. İrlandalılar hakkındaki iki öykü, "Böyle bir şeyin Bilimkurgu Klasiklerinde yer almasına gerek var mıydı?" diye sorgulattı. Her gün yazmayı ilke edinmiş bir yazarın ortalamanın altında eserler vermesi olağan, fakat Melankolinin İlacı'nın Bilimkurgu Klasikleri'ne iyi bir ilave olduğunu düşünmüyorum. Aynı yayınevinden yazarın Mars Yıllıkları öykü kitabı, fikrimce daha kaliteli bilimkurgu hikayeleri içermekte.
Sonuç olarak Melankolinin İlacı beni Bradbury'i ilk defa okuduğum, liseye yeni başladığım yıllara döndürdüğü için okuduğuma pişman olmadığım; ama gereksiz bulduğum bir derleme oldu.
“Kadınları oldukları gibi alıyorum, olmaları gerektiği gibi değil” der Simone de Beauvoir 1965 yılında verdiği röportajda. Orta yaşlarına gelmiş, hayatlarını ailelerine adamış ve gerçeklikleri etraflarındaki
“Beni harekete geçiren, bana bir kitap yazdıran, bana o ruh halini yaşatan şeyler, Werther’i ortaya çıkaran şeyler, daha çok kişisel, yakın ilişkilerdi. Yaşadım, sevdim ve çok acı çektim! Hepsi bu.”