Barış Polat

Barış Polat
@blueofnoon
Üniversite
İZMİR
İZMİR
7 okur puanı
Ekim 2017 tarihinde katıldı
Byung-Chul Han
Kişi kendini olumluluğun diktasına tümüyle bırakamaz. Olum­suzluk yoksa hayat solarak "ölü varlığa" dönüşür. Hayatı canlı kılan tam da olumsuzluktur. Acı, deneyimin varlığı için gerekli­ dir. Sadece olumlu duygulardan ve akış deneyimlerinden oluşan bir hayat insan hayatı değildir. İnsan ruhu derindeki gerilimini tam da olumsuzluğa borçludur: "Ruhun talihsizlik karşısında duyduğu ve gücünü geliştiren gerilim ... talihsizliğe katlanmak, talihsizlik karşısında sebat etmek, onu yorumlamak ve ondan bir şeyler çıkarmakta gösterdiği yaratıcılık ve cesaret, ayrıca ruha derinlik, sır, maske, tin, büyüklük olarak sunulmuş olan her şey - bütün bunlar eziyetle, büyük eziyetin terbiyesiyle sunulmamış mıdır? "
Sayfa 38 - Metis
Felsefe
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Byung-Chul Han
Neoliberal rejim, bütün "sınıflar"ı içine alan bir şekilde, yabancı bir gücün sömürüsünü kendini sömürmeye dönüştürür. Bu sınıf­sız öz-sömürü Marx'a tamamen yabancıdır. Sömürenlerle sömü­rülenler arasındaki farka dayanan toplumsal devrimi imkansız kılan da budur. Kendini sömüren performans öznesinin yalnızlaşmasının sonucu olarak, ortak eyleme girişebilecek siyasi bir Biz oluşamaz. Neoliberal performans toplumunda başarısız olan kişi, toplumu ya da sistemi sorgulamak yerine başarısızlığından kendini sorum­lu tutar ve utanç duyar. Neoliberal rejimin kendine has zekası bu­rada kendini gösterir. Sisteme karşı direnişe izin vermez. Buna karşılık yabancı bir gücün sömürüsünün söz konusu olduğu rejimlerde sömürülenlerin dayanışma içine girerek birlikte sömü­rücülere karşı ayaklanmaları mümkündür. Marx'ın "proletarya diktatörlüğü" fikri de zaten bu mantığa dayanır. Ama bu, baskıcı iktidar ilişkilerini varsayar. Neoliberal öz-sömürü rejimindeyse insan öfkesini daha ziyade kendine yöneltir. İnsanın kendine yö­nelttiği bu saldırganlık sömürüleni devrimci değil depresif yapar. Bugün kendi ihtiyaçlarımız için değil sermaye için çalışıyoruz. Sermaye, bizim yanlış bir şekilde kendi ihtiyaçlarımız olarak al­gıladığımız, kendi ihtiyaçlarını üretiyor. Yeni bir aşkınlığı, yeni bir özneleşme/tabiyet biçimini temsil ediyor. Bir kez daha haya­tın, dış bir amaca tabi olmaksızın kendisine ilişkin olduğu içkin­lik düzeyinden dışarı atılıyoruz.
Sayfa 16 - Metis
Felsefe
Bataille
Savaş, bireyin gelişimini, savaşçının gururlu bireyselliği içinde birey-şeyin ötesinde belirler. Gururlu birey, bireysel­liğin bir yadsınması yoluyla, tanrısal düzeni, (şeylerin dü­zenini temel bir biçimde dile getiren) bireyin kategorisinin içine sokar. Gururlu birey, sürenin yadsınmasını sürekli ha­le getirme konusunda çelişkili bir istence sahiptir. Böylece gücü bir açıdan yalan söyleme gücüdür. Savaş gözüpek bir ilerlemeyi temsil eder ama bu ilerleme düşük niteliklidir. Bi­reyin çok fazla değer verdiği şeye kayıtsız olması ve hiçbir şey olarak değerlendirilmekten gurur duyması için güç ka­dar saflık -veya aptallık- gerekmektedir.
Sayfa 46 - Göçebe Yayinlari
Felsefe
Bataille
Gerçekçi düzen bu yaşamı yoketmek -nötralize et­mek- ve onun yerine çalışma toplumunun içinde birey olan şeyi koymak zorundadır. Ama bu düzen, yaşamın ölümün içinde yokolmasının, bir şey olmayan yaşamın görünmez parıltısını ortaya çıkarmasını önlemekten başka bir şey yapamaz. Ölümün gücü, bu gerçekçi dünyanın yaşamdan yal­nızca nötr bir görüntü alması ve içtenliğin burada köredici yakıp küledeciliğini ancak kendisi olmadığı anda ortaya çı­kardığı anlamına gelir. Hiç kimse ölümün varolduğu zaman onu bilmiyor, o halde ölüm gerçek şeylerin yararına gözar­dı edilmiştir. Ölüm diğer şeyler gibi gerçek bir şeydi. Ama ölüm birdenbire gerçek toplumun yalan söylediğini gösteri­yor. O halde gözönüne alan şeyin, faydalı üyenin kaybı de­ğildir. Gerçek toplumun kaybettiği şey, bir üye değil kendi gerçeğidir. Tam olarak bana ulaşma gücünü kaybeden ve özden bir şey olarak ele aldığım bu içten yaşamı tam olarak duyarlılığıma veren şey yokluktur. Ölüm yaşamı doluluğu içinde ortaya çıkarır ve gerçek düzeni yıkar. Bu gerçek dü­zenin artık olmayan şeyin süresinin gereksinimi olmasının artık çok az önemi vardır. Bir unsur kendi gerekirliliğinden kaçındığı an, yanıltılan ve acı çeken bir bireylik yoktur. Bu bireylik, gerçek düzende, bir defada tamamen yokolmuştur. O artık sözkonusu değildir ve ölümün gözyaşlarının içinde getirdiği şey, içten düzenin faydasız tüketimidir.
Sayfa 37 - Göçebe Yayinlari
Felsefe
Caraco
Daha ne kadar aldatabiliriz kendimizi? Bütün mühletler doldu, insan sayısı fırtınaların patlayacağı bir deniz gibi şişiyor, tükenmiş toprakta çabalarımız tükeniyor, her yer susuz kalacak, hava şimdiden seyrekleşti, besinlere artık daha az güveniyoruz, ökümen'i artıklar dolduruyor, her şeyi zehirliyorlar. Hakikat saati aynı zamanda can çekişme saati mi olacak? Ölümümüzün karşısına ne çıkartacağız? Devlet şeflerimizin buyruklarını mı yoksa tinselcilerimizin vaazlarını mı? Bu parazitler ve bu kargaşa tezgahçı­ları bizim ne işimize yarıyorlar? Birileri bizi çürümeye götürüyor, ötekiler bizi yüreklendirerek onları kutsuyorlar ve bizi kutsayarak da onları yüreklendiriyorlar; düzenli adımlarla kaosa doğru gidiyoruz, kalbimiz umut dolu, yan gelip yatılan hayal ülkesinin peşindeyiz, bilim bizim otuz milyar çocuğumu­zu ve torunumuzu ödüllendirecek, yüz ulus tek bir halk olacak ve üç ırk tek olacak. imkansızın geleceğini umut ederek, gerçekliğimizi küçümseyerek daha ne kadar kandırabiliriz kendimizi? Çünkü insan, ne olursa olsun, aşılmış olmayacaktır.
Sayfa 110 - Versus Yayın
Felsefe