Artık hiçbir şey (Tanrı bile) sona ererek ya da ölümle yok olmuyor; hızla çoğalarak, sirayet ederek, doygunluk ve şeffaflık yoluyla, bitkinlik ve kökü kazınma yoluyla, simülasyon salgını ve ikinci varoluş olan simülasyona aktarılma yoluyla yok oluyor her şey. Artık ölümcül bir yok olma biçimi değil, fraktal bir dağılma biçimi vardır.
Hiçbir şey gerçekten yansımıyor; ne aynada ne de (bilincin sonsuza değin bölünmesinden ibaret olan) başdöndürücü alanda gerçekten yansıyan bir şey yok artık. Dolaşım ağlarının viral dağılımındaki mantık ne değerin mantığıdır ne de eşdeğerliliğin mantığıdır. Artık değerler alanında devrim yok; değerler birbirine dolanıp, kendi üzerine katlanıyor. Tüm sistemlerde hem merkezden kaynaklanan bir zorlanım hem de bir dışmerkezlilik var. Bu sistemleri katıksız ve gereksiz bir yineleme içinde değil, kendi varlıklarını riske atarcasına güçlerini arttırarak ve akıl almaz bir potansiyel güç haline gelerek kendi sınırlarından ötede patlamaya, kendi mantıklarını aşmaya götüren içsel bir
metastaz, hummalı bir kendini zehirleme görülüyor.
Yasaklar, denetimler, eşitsizlikler ve farklılıkların yavaş yavaş ortadan kaybolmalarının nedeni zihinsel evrende giderek kalıcı bir görünüme sahip olmalarıdır.
İnsanoğlu hiç kuşkusuz doğa yasalarıyla hiçbir ilişkisi olmayan özgün bir ortadan kaybolma biçimi icat eden tek canlı varlıktır. Bunun belki de bir ortadan kaybolma sanatı olduğunu söylemek gerekiyor.
Günümüz öznesi kendini sömüren bir kendilik girişimcisidir. Aynı zamanda kendinin gözetleyicisidir de. Kendini sömüren özne, içinde hem fail hem kurban durumunda olduğu bir çalışma kampı taşır yanında. Kendini ışıklandıran, kendini gözetleyen bir özne olarak, içinde hem mahkum hem gardiyan olduğu bir pantoptikon taşır yanında. Dijitalleşmiş, ağa bağlanmış özne kendinin panoptikonudur. Böylelikle gözetleme işi tek tek herkese dağıtılmış olur.