"...Canım bilirsin, sanıyorum lisede 'inek' derler böylelerine. Teknik Üniversite'de de "kuş" diye çağırırlarmış çalışkan öğrencileri. Böyle garip kuşlara iyi gözle bakılmaz; hele bir de ders kitaplarının dışında bir şeyler okumaya kalkarlarsa... en azından kurulu düzen bozulur diye korkulduğu için hiç acınmaz bunlara. Böyle ukalalara hemen haddini bildirir kalabalık: Bu kuşlar arkadaşlık yuvasından atılır. Onun için kimse "kuş" ya da "inek" görünmemeye çabalar. Aman çalıştığım anlaşılmasın, aman insanlığıma leke sürülmesin.(...) Okullarda her sınıf ikiye ayrılır böylece." dedi profesör; "Herkes kendi toplumunda yaşar: iki ayrı millet gibi. 'Kuşlar' da ötekileri küçümser tabii." Güldü. "Şu iki milleti aynı bayrak altında toplayabilseydik, belki biz de bilim savaşında bazı toprakları ele geçirebilirdik."
"...Sonsuza kadar devam edeceklerine o kadar eminler ki. Fakat edemeyecekler, bunun uzayda güzel bir ateş meydana getiren bir meteor olduğunu, fakat eninde sonunda bir gün çarpacağını bilmiyorlar. Onlar sadece alevi, senin de önceden gördüğün gibi, sadece güzel ateşi görüyorlar."
"...Tuhaf adlar duymaktan sarhoş olurum olmasına; ama yola çıkmak için yeterince aklı başında olamadım hiçbir zaman."
"Yeterince deli, demek istiyorsunuz herhalde!"
"Hayır, yeterince aklı başında dedim bilerek. Çünkü gerçek aklı başındalığı oluşturan bileşenler arasında bir yudum delilik olması gerektiği, çoğu kez unutuluyor."