#Küçük Prens⭐️ -Fil yutmuş Boa yılanı
Edebiyat
Kum boası (Eryx jaculus), Türkiye'de görülen tek boa yılanı türü zehirsiz ve insanlara zararsız bir yılan türüdür. Genellikle kuru, taşlık ve kumlu alanlarda yaşar. Kısa ve kalın gövdeli yapısıyla dikkat çeker, çoğu zaman toprağa gömülerek avını pusuya düşürür. Fare, kertenkele ve küçük canlılarla beslenir. Sıkıldığında ısırabilir ancak zehri yoktur ve insanlar için tehlikeli değildir. Uzunluğu genellikle 50–80 cm arasındadır.
Hayvanlar
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sultan Abdülmecid dönemi (1839-1861), Osmanlı İmparatorluğu’nun geleneksel saray yapısından modern, Batılılaşmış ve ne yazık ki mali açıdan iflasın eşiğine gelen lüks bir saray ekonomisine geçişinin en çarpıcı dönemidir. Bu süreçte hem haremdeki cariye sayıları hem de inşa edilen saraylar, imparatorluğun dünyevi ve siyasi dönüşümünü açıkça ortaya koyar. Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA) kayıtlarına ve saray masraf defterlerine bakıldığında, Abdülmecid döneminde haremde görev yapan toplam kadın (ustalar, kalfalar, cariyeler, gözdeler ve hasekiler) sayısının 400 ila 700 arasında dalgalandığı görülür. Abdülmecid’in bizzat ilişki kurduğu, kendisine çocuk veren ve resmen unvan alan (Kadınefendi ve İkbal statüsündeki) eş sayısı 20 ile 25 arasındadır. Dönemin devlet adamları (örneğin Sadrazam Mustafa Reşid Paşa), padişahın bu aşırı kalabalık hareminin devlete getirdiği mali yükten ve padişahın sağlığını olumsuz etkilemesinden raporlarında açıkça şikayet etmişlerdir. Çırağan Sarayı'nın olduğu yerde eskiden III. Selim ve II. Mahmud döneminden kalma ahşap bir saray vardı. Sultan Abdülmecid, Batılı hükümdarlar gibi taş ve görkemli bir saray yaptırmak istedi. 1857'de eski binayı yıktırıp yeni sarayın temellerini attırdı. Ancak dönemin ağır mali krizi, Kırım Savaşı borçları ve hazinenin iflası nedeniyle sarayı bitirmeye ömrü yetmedi. Çırağan Sarayı’nı bugünkü muazzam taş yapısıyla tamamlayan kişi, kardeşi Sultan Abdülaziz (1871) olacaktır. Sarayın yapılış amacı doğrudan "eşler otursun" diye bir lüks üretmek değildi; saray, imparatorluğun gücünü dünyaya göstermek için inşa edilen bir merkezi yönetim ve temsil alanıydı. Ancak harem nüfusunun geometrik olarak büyümesi, Dolmabahçe Sarayı'nın harem dairesini bile yetersiz hale getirmişti. Dolayısıyla Çırağan gibi yeni saray projelerinde,
Tarih
Şapka değil boa yılanı
Yuttuğu kocaman fili sindirmekte olan bir boa yılanı ..
Edebiyat
Geçen günlerden birinde, henüz instagram hesabımı dondurmamışken şöyle bi baktım... Dedim ki Bir zamanlar yazıyormuşum/yaşıyormuşum. Belki kimse okumuyordu, ama olsundu. Zaten niyetimiz halk için değil olabildiğince Hak için yazmak. Gönlümüze zuhur eden manayı, baktığımızda görebildiğimiz kadarını hece hece, satır satır sabırla yazmak...belki de yanmak... Yaşamak Yazmak Yanmak Şu üç kelime etrafında dönüp duruyorum desem yalan olmaz. Kelimelere yüklediğimiz anlamların altında kalıyor bazen sükût. Yahut bazen bu kelimeler, sükûtun altında kalıyor. Sanki biri boa yolanı, diğeri fil de Öylece, parçalamadan yutuveriyor, İçinde incitmeden tutuveriyor da Bir mana diğerini yeniden doğuruveriyor... Kaç gündür yazma niyetindeydim, ancak nereden başlamalı da, yaşamın hangi kıyısından tutmalı bilemiyordum. Tâ ki Okuma yaptığım Fethu'r Rabbânî 'de son kaldığım meclis uzun diye, başka bi kitap okumaya karar verip, yenisini arayıp da bulup ama ince diye seçtiğim eser Bu Dünya İçin Yaratılmadın ın da Fethu'r Rabbânî 'nin özeti gibi bi şey olduğunu farkedene dek. Dedim ki Ben yazmalıyım. Hâr içre hâr ile mayalansa da kelâm Baharı umup dursa da kalem Yaşamak, geçse de yanmaktan Korkmamalı insan kül olmaktan ...
fil yemis boa yilani gibi hissediyorum