Sultan Abdülmecid dönemi (1839-1861), Osmanlı İmparatorluğu’nun geleneksel saray yapısından modern, Batılılaşmış ve ne yazık ki mali açıdan iflasın eşiğine gelen lüks bir saray ekonomisine geçişinin en çarpıcı dönemidir. Bu süreçte hem haremdeki cariye sayıları hem de inşa edilen saraylar, imparatorluğun dünyevi ve siyasi dönüşümünü açıkça ortaya koyar.
Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA) kayıtlarına ve saray masraf defterlerine bakıldığında, Abdülmecid döneminde haremde görev yapan toplam kadın (ustalar, kalfalar, cariyeler, gözdeler ve hasekiler) sayısının 400 ila 700 arasında dalgalandığı görülür. Abdülmecid’in bizzat ilişki kurduğu, kendisine çocuk veren ve resmen unvan alan (Kadınefendi ve İkbal statüsündeki) eş sayısı 20 ile 25 arasındadır. Dönemin devlet adamları (örneğin Sadrazam Mustafa Reşid Paşa), padişahın bu aşırı kalabalık hareminin devlete getirdiği mali yükten ve padişahın sağlığını olumsuz etkilemesinden raporlarında açıkça şikayet etmişlerdir. Çırağan Sarayı'nın olduğu yerde eskiden III. Selim ve II. Mahmud döneminden kalma ahşap bir saray vardı. Sultan Abdülmecid, Batılı hükümdarlar gibi taş ve görkemli bir saray yaptırmak istedi. 1857'de eski binayı yıktırıp yeni sarayın temellerini attırdı. Ancak dönemin ağır mali krizi, Kırım Savaşı borçları ve hazinenin iflası nedeniyle sarayı bitirmeye ömrü yetmedi. Çırağan Sarayı’nı bugünkü muazzam taş yapısıyla tamamlayan kişi, kardeşi Sultan Abdülaziz (1871) olacaktır. Sarayın yapılış amacı doğrudan "eşler otursun" diye bir lüks üretmek değildi; saray, imparatorluğun gücünü dünyaya göstermek için inşa edilen bir merkezi yönetim ve temsil alanıydı. Ancak harem nüfusunun geometrik olarak büyümesi, Dolmabahçe Sarayı'nın harem dairesini bile yetersiz hale getirmişti. Dolayısıyla Çırağan gibi yeni saray projelerinde,