Büyükler boa yılanlarını içten ve dıştan gösteren resimleri bir yana bırakıp, tarih, coğrafya, aritmetik ve dilbilgisiyle ilgilenmemi öğütlediler. Böylelikle daha altı yaşımda, bana parlak bir gelecek sunan resim sanatından vazgeçtim.(...)
Büyükler hiçbir şeyi tek başlarına anlayamıyorlar, onlara durmadan açıklamalar yapmak da çocuklar için sıkıcı oluyor doğrusu.
Tabii ben de artık onlara ne boa yılanlarından ne balta girmemiş ormanlardan ne de yıldızlardan söz açıyordum. Onların düzeyine iniyordum. Briç, diyordum, golf, politika, kıravat miravat. Onlar da böylesine aklı başında biriyle tanıştıklarına bayağı seviniyorlardı.
...yaladığı kadının teni, tapılası küçük ayaklarının ucundan boyalı saçlarının diplerine kadar... O anda her şey dağılıverdi, çünkü Paulino soluk soluğa yakınına devrilmişti ve Boa bölük pörçük cümleler sıralıyordu birbiri ardına. Sırtının altında toprağı hissetti yeniden, dönüp baktı ve gözü iğne batmış gibi yanmaya başladı. Paulino, Boa'nın vücudunu okşuyor, Boa hiç aldırış etmiyordu. Melez hızlı hızlı soluk alıp veriyor, küçük çığlıklar atıyordu. Boa'nın çığlığını duyduğunda kıpırdamadı; pembe bir istiridyenin içinde uyuyan minik bir varlıktı o, ne rüzgâr, ne su, ne de ateş, sığınağına giremezdi onun. Sonra gerçeğe geri döndü. Boa, Paulino'yu yere yatırmış vuruyor, 'Isırdın beni, melez domuz, serrano, öldüreceğim seni,' diye bağırıyordu.
“Ben dünyada hiçbir yaratıktan bile korkmam. Aslandan, kaplandan, parstan, boa yılanından, insandan bile korkmam.”
...
“Ben kızarsam, bu dünyada önüme hiçbir yaratık duramaz.”
Sultan istediği an karıncalara biz insanız boa yılanıyız timsahız kartalız hiç karınca kartal olabilir mi atız tilkiyiz balığız hiç karınca balık olabilir mi balinayız gergedanız zürafayız hiç karınca zürafa olabilir mi biz uçağız treniz vapuruz dedirtebiliyordu hiç karınca vapur olabilir mi …
Ne zaman bana biraz aklı başında gibi görünen bir büyükle karşılaşsam, ona hâlâ sakladığım bir numaralı resmimi göstererek üzerinde bir deneye girişiyordum. Gerçekten kavrayışlı biri mi anlamak istiyordum. Ama her seferinde bana verdiği cevap şu oluyordu: "Bu bir şapka.” Ben de o zaman bu kişiye artık ne boa yılanlarından ne balta girmemiş ormanlardan ne de yıldızlardan bahsediyordum. Onun seviyesine iniyordum. Ona briçten, golften, siyasetten ve kravatlardan bahsediyordum. Büyük de bu kadar makul biriyle tanışmaktan pek memnun oluyordu.