Zenginlik, bolluk demekti; burada bolluk derken kastedilen şey kelebekler de olabilirdi, kitaplar da, gülücükler de. İşte Ruskin, sözcüğün bu anlamındaki zenginlik için yanıp tutuşuyordu. Ruskin’in aklındaki zenginlik, alışılmış anlamının dışında bir zenginlikti: o kibarlık, merak, duyarlılık, alçakgönüllülük, tanrısallık ve zekâ açısından zengin olmak istiyordu.
Sayfa 251·Kitabı okuyor
Tarım Devrimi, insanı özgürleştiren bir bolluk çağı değil; hiyerarşik devlet aygıtlarının, orduların, köleliğin ve sistemik yoksulluğun kapısını açan "gizemli bir felakettir.Bu felaketin en büyük kurbanı ise tartışmasız olarak dişi insandır (kadındır).
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Köroğlunun Kıratı daha yaşıyor. Her yıl Halep pazarında bir fıkara adama satılıyormuş. Dünyanın bütün pazarlarında satılıyormuş. Onu satın alan fıkara adamın evine de bolluk, bereket yağıyormuş.
Sayfa 89·Kitabı okuyor
Kadim yoksulluk mu sözde bolluk mu? Antropolog Marshall Sahlins, avcı-toplayıcı toplumları 'Orijinal Bolluk Toplumu' olarak tanımlayarak ezberleri bozmuştur. Sahlins'in tespiti nettir: Bolluk, pazar ekonomisinin iddia ettiği gibi sonsuz üretim ve tüketim çılgınlığıyla değil; aksine, arzuların ve ihtiyaçların asgari düzeyde tutulması, doğanın sunduğu berekete duyulan mutlak güvenle mümkündür. Avcı-toplayıcı atalarımız hiçbir şeyi istiflemiyor, yiyeceği saklamıyor ve yarına dair bir kıtlık anksiyetesi yaşamıyorlardı. Çünkü biliyorlardı ki doğa ertesi gün de mongongo fıstığını, bizonu veya meyveyi bedelsizce sunacaktı. Modern insan ise ambarları, banka hesapları ve tapuları ağzına kadar dolu olduğu halde, ruhundaki o kronik ve yapay 'kıtlık' korkusu yüzünden asla doymak bilmeyen panik halindeki birer Homo Economicus'tur.
Sürekli İlerleme Düşleri. Modern insan, teknolojik ve medeni gelişmeyi kesintisiz bir yukarı doğru yükseliş, bir 'ilerleme' hikayesi olarak okumaya programlanmıştır. Bu kör inanca göre, geçmiş vahşi, karanlık, yoksul ve sefildi; şimdiki zaman ise konforlu, zengin ve aydınlıktır. Ancak insanlık tarihinin en belirleyici dönüm noktası olan tarıma geçiş, bu pembe ilerleme düşlerini ampirik olarak paramparça eder. Tarımla birlikte insan nüfusu mantar gibi çoğalırken, bireysel yaşam kalitesi ve özgürlük serbest düşüşe geçti. Antropologların 'kadim yoksulluk mu, yoksa sözde bolluk mu?' diye tartıştığı bu kavşakta, avcı-toplayıcıların haftada sadece birkaç saat çalışarak muazzam bir besin çeşitliliğine, düşük strese ve yüksek cinsel özgürlüğe sahip oldukları; çiftçilerin ise şafaktan gün batımına kadar kölece çalışarak tek bir gıda rejimine (buğday/pirinç) mahkum edildikleri ve salgın hastalıklarla kırıldıkları ortaya çıkmıştır.
"Kim Allah yolunda hicret ederse dünyada gidecek çok yer, genişlik ve bolluk bulur."
Sayfa 215·Kitabı okuyor
Alıntı