On Şey Kötülüklerin Anası Durumundadır
Rasûlullah (aleyhisselâm) buyurdu ki: “Allahü teâlâya inandım de ve dosdoğru ol!” Geredeli Abdülganî Efendi Osmanlı âlimlerinden ve Nakşibendî şeyhlerindendir. Aslen Bolu'nun Gerede kasabasındandır. İstanbul’da devrin meşhur âlimlerinden ders alarak yetişti. Bursa ve İstanbul'da yüksek dereceli medreselerde ders verdi. İstanbul, Mısır ve Şam kâdılıkları yaptı. Bir süre Anadolu kazaskerliğini yürüttü. 1586 yılında Mısır'dan dönerken Bursa'da rahatsızlanıp vefât etti. Çok kitap yazdı. Hâşiye alâ Tefsîr-i Beydâvî isimli eserinde şöyle nakleder: İmânın şubeleri pekçok olmakla beraber, hepsi neticede tek bir asılda birleşmektedir. O da, yaşayışı ve sonu iyi ve güzel olacak şekilde nefsi mükemmelleştirmek ve olgunlaştırmaktır. Bu da; hakka inanıp, işlerinde doğruluk üzere bulunmakla olur. Süfyân-ı Sakafi (radıyallahü anh), Resûlullaha (sallallahü aleyhi ve sellem) İslâm hakkında suâl ettiği zaman. Resûlullah (aleyhisselâm); “Allahü teâlâya inandım de ve dosdoğru ol!” buyurarak bu husûsa işâret etmişlerdir. İtikâd, şu şubeleri içine alır: İlim talep etmek, Allah'ı tanımak, O’nu noksan sıfatlardan ve noksanlığı gerektirecek şeylerden tenzih etmek, O’nun hayât, ilim, kudret ve vahdâniyyetini, O’ndan başkasının O’nun mahlûku olduğunu, var olmaları da son bulmaları da ancak O’nun kaza ve kaderi ile olduğunu kabûl etmek. Devamlı ibâdet ve tâat üzere olan ve her türlü kötülüklerden arınmış olan meleklere ve peygamberliklerini tebliğ ederken, kuvvetli huccet ve delîllerle desteklenen peygamberlere (aleyhimüsselâm) îmân etmek, onlar hakkında güzel ve doğru itikâd sahibi olmak, âlemin sonradan yaratıldığını, Kur’ân-ı kerîmde bildirildiği üzere, zamanı gelince yok olacağına, ikinci bir hayât olan âhırete, o zaman rûhların cesetlere iade edileceğine, sırat köprüsüne, hesap
Hayat ve İnsan
Aşk câmını nûş eyledim
Aşağıda sözlerini verdiğimiz ve bestelediğimiz eserin şairi Mustafa Rûmî (1814-1877), 19. yüzyıl Osmanlı tasavvuf edebiyatının mütevazı olduğu kadar derinlikli simalarından biridir. Hayatı ve edebi kişiliği özetle şöyle: Asıl adı Mustafa olan şair, şiirlerinde Mustafa Rûmî, Rûmî ve bazen de Kemter Mustafa mahlaslarını kullanmıştır. 1814 Bolu/Gerede doğumludur. Mustafa Rûmî’nin şiirleri, medrese eğitimi ile irfani neşvenin birleştiği bir potada erimiştir. Şarkı sözü olan aşağıdaki dizelerde de görüldüğü gibi ( "Ben katremi mahv eyledim ummân desinler bana"), şiirlerinin ana ekseni varlıktan geçip Hakk’ta yok olmak (fenâ) üzerine kuruludur, şiirde tevazu ve hakikat yolculuğunu işlemiştir şair... Melâmî meşrep bir tavrı da açıkca şiirde görünür; halkın kınamasından çekinmeyen, iç alemine yönelmiş bir portre çizer. Hem aruz hem de hece veznini şiirlerinde başarıyla kullanmıştır. Şiirlerinde Yunus Emre, Niyâzî-i Mısrî ve Eşrefoğlu Rûmî’nin etkileri de açıkça görülür. Samimi, hikmetli ve öğretici bir dili vardır... Bu şiirdeki "Acıya tatlı aşladım bâğbân desinler bana" dizesi tasavvuf edebiyatının en zarif "insan terbiyesi" metaforlarından biridir. Meselâ bir bahçıvanın (bâğbân) maharetiyle dile getirilen bu ifadeyi birkaç katmanda inceleyebiliriz: Aşılama Metaforu (Biyolojik Boyut): Bilindiği üzere doğada yabani, meyvesi acı veya tatsız olan bir ağaca, ehlileşmiş ve tatlı meyve veren bir daldan "aşı" yapılır. Mustafa Rûmî burada kendini bir bâğbân (bahçıvan) olarak tanımlarken, aslında bir eğiticinin veya kâmil bir insanın görevini anlatır: Acı meyve, ham nefsi, terbiye edilmemiş huyları ve dünya hırslarını temsil eder. Tatlı aş ise, İlahi aşkı, güzel ahlâkı ve hikmeti temsil eder. Acı kökten tatlı meyve aldırmak; yani topraktaki ham maddeyi ruhun süzgecinden
Reklam
25 - 27 Ağustos Gerede, Bolu 🤍
Celâlî İsyanları (1550-1603) Sekbanlar, hükümet tarafından il erlerinin teşkili üzerine, kendilerine birer de şöhretli başbuğ edinmeye imkân bulmuşlardı. Elimizdeki vesikalara göre, ilk tanınmış levend bölükbaşı, yahut daha uygun bir deyimle Celali reisi, Bolu ile Gerede arasında, 1581’den itibaren, iki yüz kişilik bir grupla soygunculuğa başlayan ve Köroğlu efsanesinin kahramanı da olan Köroğlu Ruşen’dir. Önce küçük bir bölük ile, servet sahiplerine ve daha ziyade kadılara ve ehl-i örfe saldırmaya başlayan Köroğlu, gittikçe önem kazanmış ve emrine daha bazı başbuğların gelmesi ile birçok bölüğe kumanda eden hakiki bir Celali reisi olmuştur. Köroğlu adındaki halk destanlarının yegane kahramanı olarak ebedileşmesinin sebebi, Celali isyanlarının ilk bayraktarı olmasıdır. Yaşadığı sahaların İstanbul-İran askeri yolu üzerine rastlaması, şekavetini ayrıca popüler kılmıştır.
Eşkiyalar çıktı karşıma Bolu'dan inerken Gerede'ye kırmızı yolda ve yaşım on sekiz Yaylıda canımdan gayri alacakları eşyam da yok ve on sekizimizde en değersiz eşyamız canımızdır. Nazım Hikmet Ran
severmişim meğer
“..Eşkiyalar çıktı karşıma Bolu'dan inerken Gerede'ye kırmızı yolda ve yaşım on sekiz Yaylıda canımdan gayri alacakları eşyam da yok Ve on sekizimde en değersiz eşyamız canımızdır..” ~Nazım Hikmet
Şiir
Reklam
Reklam