Hüner
Dūnyâ malının keyfini sürmek de hünerdir Bir lokmaya muhtaçları görmek de hünerdir Kat kat giyinip kış gününün zevkini tadmak Sırtındaki tek gömleği vermek de hünerdir Dibâ ile atlas giyinip nâz ile gezmek Bir tek çulu mihmânına sermek de hünerdir Bin derd ile hem-hâl olanın hâline gülmek Bir hastaya ahvâlini sormak da hünerdir İnkâra sapıp din ile îmân unutmak Nâdim olarak tevbede durmak da hünerdir İblise kanıp Cennet-i Âlâdan atılmak İmân ile tekrar geri girmek de hünerdir Gurbette kalıp ey Seferî yâri unutmak Candan geçerek vuslata ermek de hünerdir
Sayfa 101·Kitabı okudu
Söyler
Yahyâ Kemal Beyatlı'ya nazire Dil ezelden beridir "Lâ" ile "illâ" soyler Alemin sırrını ancak yice Mevlâ söyler Sona ermez bu hitap söylenecek haşre kadar Çünkü dağlar bitirir aşk ile deryâ söyler Derde dermânı ne bilsin deli divâne olan Lokman'ın sırrını Mecnûna Leylâ söyler Ne kadar gizlese âşık bütün âlem işitir Gönlün esrârını gözlerdeki mânâ sövler Çözemez akl-ı beşer âşık-ı şeydâ sözünü Her seher âh ile binlerce muammâ söyler Böyle cevr etmeyi bilmez idi bülbüllere hâr Ona bin nâz ile her dem gül-i rânâ söyler Usanır sanma sakın her gece ağyâra inat O hazin besteyi bülbül güle hâlâ söyler Böyledir hükm-i ilâhî daha elden ne gelir İşi mâzi bitirir son sözü ferdâ söyler Seferî boş yere uğraşma kemâlin yetmez Sözü ahengi ile elbet yine Yahyâ söyler
Sayfa 83·Kitabı okudu
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Hüsran
Hasret bize sohbet yine ağyâra mı kaldı Gül goncası bülbülden uzak hâra mı kaldı Binlerce yemin hepsi yalan hepsi dolanmış Dünyâda vefa küfr ile inkâra mı kaldı Gül çehreyi sarmış o siyah saç çepeçevre Bilmem ki güzel bağ kuruyup mâra mı kaldı Kaç bin senedir çözmedi hiç kimse bu aşkı Rabbim bu çetin bilmece efkâra mi kaldı Bir gün arayıp sormadın ahvâlini hiç Ey sevgili şaşkın Seferî kâra mı kaldı
Sayfa 81·Kitabı okudu
İNANDIN
Biçâre gönül boş yere dünyâya inandın Gerçek sanarak bir sürü rûyâya inandın Ferhâd ile Şirin dudağın nârına yandın Mecnûin ile bir saçları Leylâ'ya inandın Bir servi boyun ardına düştün de dolaştın Bülbül gibi her dem gül-i rânâya inandın Hiç duymadığın sözlere kandın da yanıldın Mestâne o gözlerdeki mânâya inandın Bin derd ile yollarda bıraktın Seferî'yi Fettâna uyup bir kuru sevdâya inandın
Sayfa 70·Kitabı okudu
Düşersin
Dünyâya gelirsen gör nice devrâna düsersin Her an değişen derd ile dermâna düişersin Şöhret ile şan dağlarının yağmuru olsan Rüzgâr ile birgün yine ummâna düşersin Bin türlü nakış gönlünü körletse de âhir Nâdim olarak din ile îmâna düsersin Fermân-ı Süleymân ile mağrur dolaşırken Baş eğdirecek bir yüce fermâna düşersin Aldanma görüp yolları ıssız Seferî sen Han han dolaşan bir ulu kervâna düşersin
Sayfa 69·Kitabı okudu
Bekleyiş
Ta ezelden aşka düşmüş âşinâ bekler gönül Çâresiz bir derde düşmüş bir devâ bekler gönül Bi-vefâ dünyâda mansıb şân u şöhret gözlemez Sevdiğinden bir kez olsun merhabâ bekler gönül Anlamaz zevk u safâdan dâimâ ağlar gezer Böyle öğretmiş güzeller hep cefâ bekler gönül Ömrü her dem sonbahar kış tatmamış hiç ilkbahar Gül dudaktan bir tebessüm hâtırâ bekler gönül Gelmesin tek cânı sağ olsun da cânan bir sefer Der sanırdım ben yanıldım gâlibâ bekler gönül
Sayfa 65·Kitabı okudu