Dūnyâ malının keyfini sürmek de hünerdir
Bir lokmaya muhtaçları görmek de hünerdir
Kat kat giyinip kış gününün zevkini tadmak
Sırtındaki tek gömleği vermek de hünerdir
Dibâ ile atlas giyinip nâz ile gezmek
Bir tek çulu mihmânına sermek de hünerdir
Bin derd ile hem-hâl olanın hâline gülmek
Bir hastaya ahvâlini sormak da hünerdir
İnkâra sapıp din ile îmân unutmak
Nâdim olarak tevbede durmak da hünerdir
İblise kanıp Cennet-i Âlâdan atılmak
İmân ile tekrar geri girmek de hünerdir
Gurbette kalıp ey Seferî yâri unutmak
Candan geçerek vuslata ermek de hünerdir
Yahyâ Kemal Beyatlı'ya nazire
Dil ezelden beridir "Lâ" ile "illâ" soyler
Alemin sırrını ancak yice Mevlâ söyler
Sona ermez bu hitap söylenecek haşre kadar
Çünkü dağlar bitirir aşk ile deryâ söyler
Derde dermânı ne bilsin deli divâne olan
Lokman'ın sırrını Mecnûna Leylâ söyler
Ne kadar gizlese âşık bütün âlem işitir
Gönlün esrârını gözlerdeki mânâ sövler
Çözemez akl-ı beşer âşık-ı şeydâ sözünü
Her seher âh ile binlerce muammâ söyler
Böyle cevr etmeyi bilmez idi bülbüllere hâr
Ona bin nâz ile her dem gül-i rânâ söyler
Usanır sanma sakın her gece ağyâra inat
O hazin besteyi bülbül güle hâlâ söyler
Böyledir hükm-i ilâhî daha elden ne gelir
İşi mâzi bitirir son sözü ferdâ söyler
Seferî boş yere uğraşma kemâlin yetmez
Sözü ahengi ile elbet yine Yahyâ söyler
Hasret bize sohbet yine ağyâra mı kaldı
Gül goncası bülbülden uzak hâra mı kaldı
Binlerce yemin hepsi yalan hepsi dolanmış
Dünyâda vefa küfr ile inkâra mı kaldı
Gül çehreyi sarmış o siyah saç çepeçevre
Bilmem ki güzel bağ kuruyup mâra mı kaldı
Kaç bin senedir çözmedi hiç kimse bu aşkı
Rabbim bu çetin bilmece efkâra mi kaldı
Bir gün arayıp sormadın ahvâlini hiç
Ey sevgili şaşkın Seferî kâra mı kaldı
Biçâre gönül boş yere dünyâya inandın
Gerçek sanarak bir sürü rûyâya inandın
Ferhâd ile Şirin dudağın nârına yandın
Mecnûin ile bir saçları Leylâ'ya inandın
Bir servi boyun ardına düştün de dolaştın
Bülbül gibi her dem gül-i rânâya inandın
Hiç duymadığın sözlere kandın da yanıldın
Mestâne o gözlerdeki mânâya inandın
Bin derd ile yollarda bıraktın Seferî'yi Fettâna uyup bir kuru sevdâya inandın
Dünyâya gelirsen gör nice devrâna düsersin
Her an değişen derd ile dermâna düişersin
Şöhret ile şan dağlarının yağmuru olsan
Rüzgâr ile birgün yine ummâna düşersin
Bin türlü nakış gönlünü körletse de âhir
Nâdim olarak din ile îmâna düsersin
Fermân-ı Süleymân ile mağrur dolaşırken
Baş eğdirecek bir yüce fermâna düşersin
Aldanma görüp yolları ıssız Seferî sen
Han han dolaşan bir ulu kervâna düşersin
Ta ezelden aşka düşmüş âşinâ bekler gönül
Çâresiz bir derde düşmüş bir devâ bekler gönül
Bi-vefâ dünyâda mansıb şân u şöhret gözlemez
Sevdiğinden bir kez olsun merhabâ bekler gönül
Anlamaz zevk u safâdan dâimâ ağlar gezer
Böyle öğretmiş güzeller hep cefâ bekler gönül
Ömrü her dem sonbahar kış tatmamış hiç ilkbahar
Gül dudaktan bir tebessüm hâtırâ bekler gönül
Gelmesin tek cânı sağ olsun da cânan bir sefer
Der sanırdım ben yanıldım gâlibâ bekler gönül