Bu hikâyede iki farklı diyar var: Alt İstanbul ve Üst İstanbul.
Alt İstanbul, bizim bildiğimiz, yaşadığımız şehir.
Üst İstanbul ise büyünün, tılsımın ve kadim sırların hüküm sürdüğü, görünmeyen bir dünya.
Bu iki diyara açılan kapının bekçileri, iki dünyanın dengesini korumakla görevli.
Ana karakterimiz Deniz, 12 yaşında bir çocuk.
Babası, o kapının bekçilerinden biri.
Deniz, babasının anlattığı hikâyelerle büyümüş; o hikâyelerdeki ormanlar, büyücüler, karanlık varlıklar bir masal gibi görünürken, bir gün babasının ortadan kaybolmasıyla her şeyin sandığından çok daha gerçek olduğunu anlıyor.
Aynı gün annesi de kayboluyor.
Artık Deniz’in hem ailesini bulmak hem de kendine çizilen kaderi keşfetmek için yola çıkması gerekiyor.
Bu uzun yolculukta yanında Ena var 13 yaşında, güçlü tılsımcı kız.
Ena’nın bilgeliğiyle, Deniz’in cesareti bir araya geliyor.
Fakat bu hikâyenin kalbi her zaman Deniz’de atıyor.
Çünkü o, korkularının içinden geçerek kendi gücünü bulmak zorunda.
Bekçi olabilmesi için Konsey’den onay almalı,Arayış Ormanı’na gitmeli, kendi ağacını bulmalıdır.
Her bekçinin ruhuyla birleşen, onu bekçi yapan bir ağacı vardır.
Deniz, ağacını bulmadan önce bile onu hissediyor; içgüdüleriyle yön buluyor.
Bu yüzden yolculuk yalnızca bir macera değil, aynı zamanda bir içsel uyanış.
Zamanla Deniz, babasının kaybolmasının ardında tehlikeli bir büyü olduğunu öğreniyor.
Ve o büyüyü yapan kişinin peşine düşmeye kararlı.
Çünkü sadece ailesini değil, iki dünyanın dengesini de kurtarabilecek tek kişi artık o.
“Alt” ve “Üst” İstanbul’un sınırları, bazen birbirine karışıyor.
Gerçekle hayal, cesaretle korku arasında gidip gelen bu hikâyede okur, her sayfada biraz daha derine çekiliyor.
Deniz’in dünyası, bir kapının ardında değil; insanın kendi içinde saklı duran bir cesaretin