book blogerr

book blogerr
@book_blogerr

book blogerr

, bir kitap okudu
10/10
·224 syf.··
2025 25. kitabı
Kinsun
8.9/10 · 198 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
10/10
·224 syf.··
2025 25. kitabı
Bazen hayat tam da “yeter artık” dediğin anda karşına bir kapı çıkar. Kitap da tam bunu söylüyor aslında: O kapı açılacak ve senin sandığından çok daha fazlası mümkün olacak. Belki de vazgeçmeye en yaklaştığın anda, hayat yeniden başlıyor. Çektiğin her acı bir anlam taşıyor. Neden dayandığını, neden direndiğini sonunda anlayacaksın. Yorulmuş olabilirsin, evet, ama bu bitiş değil. İçindeki güç düşündüğünden çok daha büyük ve onu keşfetmek sadece zaman meselesi. En karanlık anın, sabaha en yakın an olduğunu hatırlatıyor kitap. Yani karanlığı aşıp devam edenler, güneşi ilk görenler oluyor. Önemli olan kendine inanmak ve yürüdüğün her adımın değerini bilmek. Çünkü her adım seni tahmin bile edemeyeceğin bir yere taşıyacak. Kapı açılacak. O an geldiğinde sadece hazır olmak yetmeyecek, hak etmiş olacaksın. İşte tam bu yüzden mücadele etmeye değer. Bir Japon felsefesi Kintsugi; kırılan seramikleri altınla onarıyorlar. Ve bu felsefe diyor ki: “Kırılmış olmak kusur değil; hikâyenin değerli bir parçasıdır.” Bence bu, insan hayatı için mükemmel bir metafor. Biz de kırılıyoruz, çatlıyoruz; bazen öyle anlar oluyor ki, “Artık bitti” diye düşünüyorsun. Ama işin sırrı burada: O çatlaklar, aslında bizi daha değerli yapan altın çizgiler. Her kırık, hikâyeni benzersiz kılıyor. Ve bilim de bunu doğruluyor. Duygularını ifade eden insanların stres hormonu seviyeleri daha düşük. Yani hislerini bastırmak yerine yaşamak, sana hem ruhsal hem de bedensel olarak iyi geliyor. Yani kırılmak yalnızca acı değil, aynı zamanda büyüme fırsatı. Düşünsene, ayağa kalkıp kendi çatlaklarından ışık sızdıran bir insan olmak… Bence bundan daha güçlü bir şey yok. Hepimiz kırılıyoruz ama herkes kendini onarmayı öğrenemiyor. Sen öğreniyorsun ve bu, zayıflık değil; dönüşüm. Kendine izin ver, hisset, kırıl,
Kırıldım Ama İyileşiyorumKinsun · Destek Yayınları · 2025198 okunma
Puan vermedi·240 syf.··
2025 24. kitabı
Okurken insanı huzursuz eden, ama bir yandan da sayfaları bıraktırmayan kitaplardan biri Kıskanmak. Çünkü Nahid Sırrı Örik, çok basit görünen bir duyguyu –kıskançlığı– öyle bir anlatıyor ki, her satırda insan ruhunun karanlık kıvrımlarına bakıyoruz. Romanın merkezinde Seniha var. Çocukluğundan itibaren kendi çirkinliğinligini ağabeyi Halit’in yakışıklılığıyla kıyaslıyor. Annesinin Halit’e olan sevgisini kıskanıyor, sonra Halit’in annesine yakınlığını. Bu duygular, yıllar geçtikçe nevroza dönüşüyor. Halit’in sürekli tercih edilmesi Seniha’nın içini çürütüyor, ruhunda adeta bir kötülük tohumu yeşeriyor. Onun hikâyesini okurken, kıskançlığın nasıl yavaş yavaş bütün benliği ele geçirdiğini, insanı ne kadar acımasız birine dönüştürebileceğini görüyorsunuz. Ama Kıskanmak sadece bir kıskançlık hikâyesi değil. Aynı zamanda bir dönemin fotoğrafı. Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki toplumsal değişimler, İstanbul’dan Zonguldak’a uzanan farklı hayatlar, şehirle taşra arasındaki gerilim… Hepsi arka planda varlığını hissettiriyor. Yani romanda hem bir kadının iç dünyası hem de bir toplumun çalkantıları var. En etkileyici tarafı ise karakterlerin hiç de “iyi” olmaması. Burada herkesin bir zaafı, bir gölgesi var. Seniha kıskançlığıyla, Halit kendi bencilliğiyle, etrafındaki insanlar da hırslarıyla karşımıza çıkıyor. Ortada bir kahraman yok, ama çok güçlü bir gerçeklik var. Bu da romanı hem rahatsız edici hem de unutulmaz kılıyor. Acıma ile korku arasında kalmak: Belki en çarpıcı nokta bu. Bir kadın okur, Seniha’ya bir yandan acıyabilir çünkü onun yaşadığı dışlanmışlık tanıdık gelir. Ama diğer yandan Seniha’nın kötücül yanını, kıskançlığın insanı nasıl zehirlediğini gördükçe ondan korkar, uzaklaşmak isteyecektir. Benim için "Kıskanmak", kıskançlığın ne kadar derin ve yıkıcı bir duygu
KıskanmakNahid Sırrı Örik · Everest Yayınları · 20223,381 okunma
10/10
·184 syf.··
2025 23. kitabı
Erişilebilir mutluluk yoktur; varsa da dipsiz bir kuyudur. Ata, güçlü bir mevkiye sahip, babasından miras aldığı politik mirasla büyümüş bir siyasetçidir. Zenginlik ve sevgi dolu bir aile içinde yetişmiş, yokluğun yüzünü hiç görmemiştir; ama tüm bu olanaklara rağmen içini bir tatminsizlik, huzursuzluk ve boşluk sarar. Kendini Kaf Dağı’nda gören, bencil ve şımarık egosu yüksek bir adamdır; evlenmeden önce aşık olacağı kadını uzun süre arar, kimseyi kendine yakıştıramaz. Verda’yı gördüğünde kalbi hızla çarpar; ona evlenme teklif eder. Verda şaşkındır; kendi hayalleri ve planları vardır. Ata, kelime oyunları ve fark etmeden şişirdiği egosuyla Verda’yı etkilemeye çalışır; aşk ve arzunun karmaşası ikisini de sarar. Evliliğin ilk aylarında Ata, Verda’ya neredeyse hiç huzur vermez, sürekli izler, psikoloğa gitmesi için baskı uygular ve kendini “ben erkek olmama rağmen, Verda’yı hiç aldatmadım” diyerek savunur. Ancak gerçekte sorunlu olan Verda değil, dengesiz ve inatçı olan kendisidir. Bir iş dönüşü gezisinde patlayan öfkeyle Verda’nın ölümü, hayatlarını sonsuza dek değiştirir. Çocuklarından ve toplumdan uzak kaldığında, “kendi yokluğumun içinde savruluyorum” der; kabullenilmeme, kurduğu ve düşündüğü olayların ağırlığıyla içsel yolculuğuna çıkar, geçmişini, gençliğini ve seçimlerini sorgular. Verda’nın Ölümü, yalnızca bir cinayetin değil, Ata’nın bencilliğinin, egosunun, içsel çöküşünün ve toplumun sessiz kabulleri gün yüzüne çıkaran bir roman olmuş. "Aşkımızın tükenişinde ikimizin de suçu yoktu ya da çoktu. Asıl engel kendimizdik. Aşk dedim de, aşık değildi ki bana zaten. Boş gurur, anlayışsızlık, ego kabarması ve ayna tapınmaları."
Verda’nın Ölümüİnci Aral · Everest Yayınları · 2025198 okunma