Edebiyatın tozlu yollarında Knut Hamsun ile yürümekten büyük keyif aldım unutamayacağım kitaplar arasına girdi.
Hayatının son yıllarında, Nobel ödüllü büyük yazar Knut Hamsun derin bir yalnızlık ve anlaşılmazlıkla baş başa kalır. II. Dünya Savaşı’ndaki siyasi tercihi yüzünden “vatan haini” ilan edilir; gözaltına alınır, akıl sağlığı sorgulanır ve toplumdan dışlanır. Özgür ruhlu bir yazar için bu, yalnızca bir cezalandırma değil, aynı zamanda ağır bir kırgınlıktı.
Hamsun’un bu kırgınlığını ve iç hesaplaşmasını yansıtan son eseridir. Kimi zaman bir cezaevi hücresinde, kimi zaman bir huzurevi odasında geçen satırlarında; doğayla, kitaplarla, geçmişle ve kendi vicdanıyla konuşur. Küçük detayların, sessizliklerin ve önemsiz gibi görünen jestlerin ardında insan ruhunun derinliklerini açığa çıkarır.
Bu eser, bir savunma metni olduğu kadar bir itibar mücadelesi, bir yaşlılık günlüğü olduğu kadar da insani bir vasiyet gibidir.
Benim için Yitik Yollar, sadece bir yazarın siyasi tercihleri yüzünden yaşadığı trajediyi değil; aynı zamanda toplumun, farklı olanı dışlamaya ne kadar meyilli olduğunu da gösteriyor. Yalnızlaştırılmış bir adamın sesi, aslında hepimize şunu hatırlatıyor: İnsan, ne kadar büyük olursa olsun, yanlış anlaşılmanın yüküyle yıkılabilir.
"Bu dünyanın çölünde yürürken, belli bir yere ışık tuttum."
"Herkes benimle konuşmayı o kadar uzun zamandır konuşmuyor ki, neredeyse konuşmayı unuttum; bir süredir yalnız kaldım, eskiden iyi görürdüm, ama duymazdım."
"Yaz geçiyor. Mevsimler arasında önemli bir fark görmüyorum; birbirlerinin yanından geçip gidiyorlar, ama aylar geçmiyor. Zaman zamansız ve yaz benden geçti." (bu alıntı göz doldurur) çok beğendim ben.