book blogerr

book blogerr
@book_blogerr
Puan vermedi·352 syf.··
2025 42. kitabı
Ödüllü bir yazardan kitap okumanın ayrıcalığı oluyor kesinlikle. 2024 Nobel Edebiyat Ödüllü yazarımızın kaleminden Sevgilinin Soğuk Elleri. Zaten kitaba ilk başladığınızda ya da almak istediğinizde ilginç kılan taraflarından biri de kitabın kesinlikle ismi oluyor ki benim de öyle olmuştu. Bu kitapta okumaya başladığınızda buradaki "sevgi" figürünün somut bir kişiden ziyade bir arayışın bir özlemin veya belki de kaybedilen bir idealin yansıması olabilir miydi? O soğuk eller dokunulamayan ve bir adım ötede duran bir hayali mi temsil ediyordu acaba? Anlamlandırmaya çalıştığımda bunu düşünüyorum. Yalnızlık teması oldukça yüksekti. Birkaç ay önce bir heykeltıraşla tanışıyorsunuz onun somut yaptığı heykeltraşlarda ruh arıyorsunuz ve daha sonra tanışıyorsunuz. Aslında bu konuşma çokta ileri seviyede bir arkadaşlığa dönüşmüyor aradan geçen aylar sonrası telefon çalıyor ve onu size onu soruyorlar ne kadar ilginç değil mi? Sadece yaptığı heykeltraşlara meraklısınız ama size soruyorlar. Aslında bıraktığı günlükleri sizin okuyup analiz etmenizi istiyorlar çünkü siz bir yazarsınız kitap bundan sonra çok daha heyecan verici geldi bana. Heykeltraş Cang Unhyong, yaptığı heykeltıraşlarda güzellik baskısı ve gençliğe duyulan sağlıksız bir hayranlık temalarını sergiliyordi. Heykelleri ile hayatın çözülemeyen sırlarına şekil vermeye çalışan bir sanatçıydı heykellerin hipnotize edici gücü bakanlarını kendi saklı kimlikleriyle yüzleştiriyordu sanırım. Tabii bunu anlayıp ve görene günlüğünde yazdığı yazılar bir sanatçının kayboluşunun ardındaki sır perdesini aralayabilecek miydi? Peki o soğuk ellerin ardında aslında sıcak bir insan ruhunun arayışı yatıyor olabilir mi? Bence bu oldukça yüksek ruhunda sancı çekmeyen ya da o sıcaklığı aramayan bir kişi bu kadar mükemmel eserler
Sevgilinin Soğuk ElleriHan Kang · April Yayıncılık · 2025619 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.

book blogerr

, bir kitap okudu
Puan vermedi·440 syf.··
2025 41. kitabı
Gülsüm Kınıkoğlu Başer
8.8/10 · 114 okunma
Puan vermedi·440 syf.··
2025 41. kitabı
Bu kitap sadece bir romandan ibaret değil. “Leyla”, bir kadının içe doğru yaptığı uzun, suskun ve derin bir yürüyüş gibi… Hem bugünün kadınına hem de geçmişin sessiz bırakılmış kadınlarına ayna tutan, içimizden biri gibi tanıdık, acıtan ama aynı zamanda iyileştiren bir hikâye. İki farklı Leyla var kitapta. Biri geçmişte, Osmanlı’nın çöküş yıllarında 2.Abdülhamid döneminde sanatla, aşkla, özgürlükle var olmaya çalışan bir kadın. Diğeri ise günümüz İstanbul’unda boğulmuş, susturulmuş, evliliğinin gölgesinde silikleşmiş başka bir kadın. Ve biz, kadın okurlar olarak, her ikisinden birer parça taşıyoruz aslında. Geçmişin Leyla’sı resim yapıyor; ama sadece tuvale değil, kendi ruhuna da dokunuyor. Hem padişahın emrindeki bir memure, hem de kendi arzularının tutsağı. Sanatla nefes alıyor ama toplumla boğuluyor. Leyla Yıldız Sarayı'na birkaç kişinin planı üzerine gönderilmiş bir casus olarak saraya sokulmuştu. Kardeşi Fuat, annesi Sıdıka, gönlünü kaptırdığı İsmet,hepsi üstünde baskı kurup ondan bir şeyler istiyordu.Tabii ki bu isimlerle de kalmayıp Fausto Zonaro'da ondan çok şey beklemekteydi. Günümüzdeki Leyla'nın sahafta bulduğu bir mektupla geçmişteki zamanın unuttuğu kadın olan Leyla'nın o çetrefilli Osmanlı'nın son dönemlerinde yaşamış olduğu hayatını en ince ayrıntısına kadar okuyacağız. İttihat ve Terakki Cemiyeti yönetime karşıydı.Bu dönemi de kitaptan geniş çerçeve de okuyacağız.Peki Leyla,bu cemiyetin neresindeydi? İstemese de bu cemiyetin içine mi çekilmişti? Leyla'nın bu işlere girmesi ile de evliliği ve hayatı da bozulmuş ve hayat mücadelesi veriyordu.Tutunduğu dallar tek tek kopmuş ve elinde kalmıştı. Günümüz Leyla’sına dönecek olursak o da evliliğinde mutsuz çıkış yolu arayan bir kadındı.Hakan ile de tam bu dönemde karşılaşacaktır. Birlikte dönem Leyla’sının
Zamanın Unuttuğu Kadın: LeylaGülsüm Kınıkoğlu Başer · Destek Yayınları · 2025114 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2025 40. kitabı
Edebiyatın tozlu yollarında Knut Hamsun ile yürümekten büyük keyif aldım unutamayacağım kitaplar arasına girdi. Hayatının son yıllarında, Nobel ödüllü büyük yazar Knut Hamsun derin bir yalnızlık ve anlaşılmazlıkla baş başa kalır. II. Dünya Savaşı’ndaki siyasi tercihi yüzünden “vatan haini” ilan edilir; gözaltına alınır, akıl sağlığı sorgulanır ve toplumdan dışlanır. Özgür ruhlu bir yazar için bu, yalnızca bir cezalandırma değil, aynı zamanda ağır bir kırgınlıktı. Hamsun’un bu kırgınlığını ve iç hesaplaşmasını yansıtan son eseridir. Kimi zaman bir cezaevi hücresinde, kimi zaman bir huzurevi odasında geçen satırlarında; doğayla, kitaplarla, geçmişle ve kendi vicdanıyla konuşur. Küçük detayların, sessizliklerin ve önemsiz gibi görünen jestlerin ardında insan ruhunun derinliklerini açığa çıkarır. Bu eser, bir savunma metni olduğu kadar bir itibar mücadelesi, bir yaşlılık günlüğü olduğu kadar da insani bir vasiyet gibidir. Benim için Yitik Yollar, sadece bir yazarın siyasi tercihleri yüzünden yaşadığı trajediyi değil; aynı zamanda toplumun, farklı olanı dışlamaya ne kadar meyilli olduğunu da gösteriyor. Yalnızlaştırılmış bir adamın sesi, aslında hepimize şunu hatırlatıyor: İnsan, ne kadar büyük olursa olsun, yanlış anlaşılmanın yüküyle yıkılabilir. "Bu dünyanın çölünde yürürken, belli bir yere ışık tuttum." "Herkes benimle konuşmayı o kadar uzun zamandır konuşmuyor ki, neredeyse konuşmayı unuttum; bir süredir yalnız kaldım, eskiden iyi görürdüm, ama duymazdım." "Yaz geçiyor. Mevsimler arasında önemli bir fark görmüyorum; birbirlerinin yanından geçip gidiyorlar, ama aylar geçmiyor. Zaman zamansız ve yaz benden geçti." (bu alıntı göz doldurur) çok beğendim ben.
Yitik YollarKnut Hamsun · İnkılap Kitabevi Yayınları · 202529 okunma