book blogerr

book blogerr
@book_blogerr
Puan vermedi·152 syf.··
2025 39. kitabı
Kitap, Viktor E. Frankl’ın geliştirdiği logoterapi yaklaşımını günümüze taşıyan bir rehber niteliğinde. Frankl’ın torunu Alexander Vesely’nin önsözüyle başlayan eser, Frankl’ın “İnsanın yaşamı her durumda anlamlıdır.” görüşünü temel alıyor. Pam Roy ve Moira Hummel, kitapta Frankl’ın fikirlerinden yola çıkarak hem bireysel hem de toplumsal boyutta anlam arayışını inceliyor. Anlam kaybının insan yaşamında ne tür krizlere yol açabileceğini gösterirken, okuru bu kaybı aşmaya ve hayatını yeniden gözden geçirmeye davet ediyor. Kitap, 21 kısa bölüm halinde ilerliyor. Her bölümde şu evrensel temalar işleniyor: Amaç ve mutluluk: Hayatın anlamının mutluluk arayışından daha derin olduğu vurgulanıyor. Sorumluluk: İnsan kendi yaşamının sorumluluğunu üstlenmeden gerçek bir anlam bulamaz. Acı çekme: Zor zamanlarda bile bir tutum seçme özgürlüğümüz olduğu hatırlatılıyor. Yalnızlık, mizah, özgürlük: Bu kavramların hayatı nasıl şekillendirdiği örneklerle ele alınıyor. Her bölüm yalnızca kuramsal bilgi vermekle kalmıyor; aynı zamanda okura düşünme alanı açıyor, onu kendi hayatıyla yüzleşmeye ve bilinçli seçimler yapmaya teşvik ediyor. Bu rehber, okuyucuya anlamın sadece keşfedilecek değil, yaşanacak bir şey olduğunu gösteriyor ve en temel soruyu sorduruyor: •"Ben neden yaşıyorum?" İnsanlar farklı bireyler olsa da, bazı olaylar hepimizi tek bir “insanlık” kimliği altında birleştirir. Neil Armstrong’un aya çıkışı gibi büyük başarılar bizi ortak bir umut ve gurur duygusunda bir araya getirirken; pandemiler, toplu cinayetler ve doğal afetler gibi olaylar bizi ortak bir yas ve dayanışma duygusunda birleştirir. Bu anlarda farklılıklarımız geri planda kalır, birbirimizi eşit ve denk insanlar olarak görürüz. Özetle hem sevinçte hem acıda, bizi bir araya getiren ortak bir insanlığımız
Viktor Frankl’ın Anlam Arayışı ÜzerinePam Roy · Üçüncü Göz Yayınevi · 202515 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?

book blogerr

, bir kitap okudu
Puan vermedi·408 syf.··
2025 38. kitabı
Ahmet Altan
8.7/10 · 361 okunma
Puan vermedi·462 syf.··
2025 37. kitabı
Bazen insanlar yaralı ruhlarıyla tek başına baş edemez. İçlerindeki acıyı, eksikliği veya yalnızlığı taşıyamadıkları için, benzer yaralara sahip birini bulduklarında “beni en iyi o anlar” derler. Benzer acıları yaşamış birinin gözlerinde kendilerinden bir parça görürler. Bazen bu bağ sağlıksız olabilir; iki yara birleşince birbirini daha da kanatır. Biri diğerine destek olmak isterken kendi yarasını derinleştirebilir. İçinde bencilce bir taraf da olabilir: kendi acısını yalnız yaşamamak için başkasının acısına tutunur. Acı taşıyan insanlar farkında olmadan benzer titreşimde olanlara yönelir. Gülüp eğlenen bir ortamda bile aynı acıyı taşıyan iki kişi birbirini fark edebilir. Çünkü benzer yaralar, benzer insanlara ve yerlere çeker. Mehmet, pizzacı dükkanı işleten, kırkına merdiven dayamış kendi halinde bir adamdır. Hayatına bir yol çizmek isteyen, bazen alkole sığınan biri. Cumartesi günü, son gelen siparişle birlikte hayatı değişecektir. Siparişi veren Yasemin’dir; Mehmet’in deyimiyle, o “Serçe” olacaktır. Tanışmaları çetrefilli geçse de Mehmet, Serçe’nin hayatının tam ortasında bulacaktır kendini; kaçmak istememiş, hayatına bodoslama dalmıştır. Yasemin, evinden çıkmayan, kayıp kocasını evinde bekleyen bir kadındır. Mehmet ve Yasemin’in ortak noktası, yaralı ruhlarıdır; birbirlerinde kendi eksikliklerini ve acılarını görmüşlerdir. Mehmet’in “Ben de arızalıyım ki seni buldum” sözü, “bizim bağımız normal bir aşk değil, yaralarımızın ortaklığı” demektedir bu sözüyle. Yasemin’in Yavuz’a karşı sevgisi bile karmaşık; “Onu mu sevdim, yoksa sevmeyi mi sevdim?” sorusu, aslında birine bağlanma ihtiyacını sevdiğini gösteriyor. Hayatının merkezine Yavuz’u koyması, benlik kaybına yol açmış. “Kimse kimseyi bu kadar önemsememeli” derken kendi yaptığı hatayı fark ediyor. Son
Bir Deli SerçeHanife Hekim · Maruzat Yayınları · 2024148 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2025 43. kitabı
Engereğin Gözü, tarih kitaplarının süslediği zaferleri değil, o zaferlerin gölgesinde kalan sessizlikleri ve korkuları anlatıyor. Sarayın altın işlemeli duvarlarının ardında ihtişam değil, derin bir korku hüküm sürüyor. Habeşistan’dan getirilen, hadım edilip harem ağası olmuş Süleyman’ın gözünden bakarak okuyoruz bu dünyayı.Bir anlatışı var ki sarayın soğuk duvarları arasında yürüdüğümü düşündüm. Farsça, Yunanca ve İtalyanca bilen, fıkıh ve kelam ilimlerinde derin bir birikime sahip bu harem ağası, zekâsı ve bilgisiyle sarayın sessiz gölgesinde hem güçlü hem de tehlikeli bir figür hâline geliyor; çünkü sarayda bilgi, bazen kılıçtan daha keskin bir silahtır. Haremdeki kadınlar ise sessizliğin en kırılgan yüzünü temsil ediyor. Güneş görmeleri yasak, dışarı çıkmaları imkânsız; padişah Hazretleri kadın görmeye katlanamadığı için yürüdüğü zaman sarayda büyük bir sessizlik olur. Onlar için hayat, güneşsiz bir bekleyişten ibaret; varlar ama kimse onları görmez. Sarayın dışında ise İstanbul korku ve yasaklarla doludur. Şehrin beşte biri yanmış, saraylar, yalılar ve imarethaneler kül olmuştur. Halk, Lut kavmi gibi cezalandırılacaklarını konuşur; bu söylentiler padişahı öfkelendirir. Kahve, tütün ve içki yasaklanır; görevliler bacalardan duman kokusunu arar, yasağa uymayanlar idam edilir, aynı evde bekarlar varsa topluca kelleleri alınır. Şehir sessizliğe gömülmüş, halk ölüm korkusuyla nefesini tutar. Kitap,bu atmosferi yalnızca tarihî bir tablo olarak sunmaz; insan ruhunun karanlığını da gözler önüne seriyor. Gücün insanı nasıl körleştirdiğini, sessizliğin nasıl bir hayatta kalma biçimine dönüştüğünü ve ışığın en çok karanlıkta arandığını gösteriyor. Çünkü bazen en ağır zincirler, bedenlerde değil, kalbin derinliklerinde saklanır. Tarih bilginizle de harmanladığınızda
Engereğin GözüZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202124,9bin okunma