book blogerr

book blogerr
@book_blogerr
Puan vermedi·168 syf.··
2025 36. kitabı
Kitap kapağı gibi gerçekten pembe bir aile bağını anlatıyor; tatlı mı tatlı, güzel mi güzel bir kurguya sahipti. Ara ara kendimi gülümsemekten, “Yok artık ya!” demekten alıkoyamadım. Hatta kitaba notlar almışım; çünkü ara ara beni kahkaha attırdı. Karakterimiz Halil Bey bir aile babası. Babasını kaybettikten sonra, sünger müzesini ayakta tutmak için oraya gidip geliyor. Aslında amacı babasından kalan yadigârı yaşatmak. Büyük bir kazancı yok ama hayatının bir parçası orası. Eşi Duygu Hanım ise başarılı bir doktor; kariyerinde oldukça yükselişte. Bodrum’da yaşamaktadırlar. Halil karakterimiz bu durumu çok seviyor ve oranın yaşam tarzını benimsemiş. Bir gün Duygu’ya gelen iş teklifi ile İstanbul’a taşınmak zorunda kalıyorlar. Duygu Hanım, Halil’i nasıl ikna edeceğini düşünürken, Halil eşini o kadar çok seviyor ki… Hatta bu sevgi, sevginin de ötesinde bir şeydi. Böylece kendilerini İstanbul’da buluyorlar. Asıl macera burada başlıyor. Yeni taşındıkları mahallede Şenay ve Ela adında komşuları var. İlk başlarda Şenay’la hemen kaynaşamıyorlar. Halil, Şenay’ın gizli işler çevirdiğini düşünüp dedektifliğe soyunuyor. Burada Halil öyle eğlenceliydi ki beni kahkahaya boğdu! Ela ise tam tersi, çok enerjik ve eğlenceli bir karakterdi. Hele Halil ile Ela’nın botoks yaptırmaya gitmeleri yok mu! Yemin ederim kahkahadan yerlere yattım. “Siz nasıl bir ikili oldunuz böyle?” dedim resmen. Sonradan Halil Bey’le dostlukları gelişiyor ve o arkadaşlık beni ayrıca mutlu etti. Hatta kıskandım bile. Halil erkek bir karakter olsa da, “Böyle biri arkadaşım olsa keşke,” dedim. Ne kadar iyi kalpli, temiz, iyi bir aile babası ve eşti! Anlat anlat bitiremem. Bir de Soner karakteri vardı. Duygu’nun çalıştığı hastanede, egolu ve sevimsiz biriydi. Hatta neredeyse Duygu’dan hoşlanacak, Halil ve Duygu’nun
Ev BeyiAslı T. Kızmaz · İnkılâp Yayınevi · 2025120 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·232 syf.··
2025 30. kitabı
Dubara Dubara, sadece bir “ev arayan gençlerin komedisi” değil; içine gözlem, zeka, kalp kırıklığı ve bolca kahkaha sığdıran koca bir sahne. Hikâyenin kalbi Dipsiz Deniz. O kadar dikkatli, o kadar iyi bir gözlemci ki; birinin altın dişine, bir bakışın anlamına, bir sessizliğin içindeki gerginliğe kadar her şeyi fark ediyor. çünkü Deniz sadece olayların içinde değil, onları okuyan bir genç zeki, biraz dalgın, biraz tedirgin… ama çok gerçek. Ev bulmak zaten başlı başına bir macera. Başta Dipsiz Deniz ve Salih, omuz omuza verip kiralık ev peşine düşüyorlar. Derken o ev bulunuyor, tutuluyor, yerleşiliyor. Ama daha nefes almadan Abidin de aralarına katılıyor üçüncü bir oda, üçüncü bir karakter, üçüncü bir karmaşa! O andan itibaren bu üçlü, soluksuz bir maceranın ortasında buluyor kendini. Emlakçı Faysal’ın planıyla “Gönlüm Güzel” dediği bir kızın da desteğiyle ev buluyorlar. Ama olaylar bir ev tutmaktan çok, hayatta tutunmaya dönüşüyor. Müjgan Rujgan’dan kiralanan o ev; kahkahalarla, gizlenmelerle, yakalanma korkularıyla dolu bir tiyatro sahnesi gibi. Deniz’in her yakalanma anında yaşadığı ter basmaları ve iç monologları hem güldürüyor hem de iç burkuyor. Ve işte en keyifli kısmı: Bizim üçlü olayların içerisine nasıl da “cumbadanak” dalıyorlar! Deniz bile bazen düşünüyor: “Biz bu olayın neresindeyiz? Biz sadece bir ev kiralayıp okula gidip gelmek istiyorduk, bizi neden bu kadar olayın içine çektiniz?” Ama geri durmak yok; herkes plan üstüne plan, yanlış üstüne yanlış derken kendini tamamen karmaşanın içine atıyor. Yanlış anlaşılmalar, tesadüfler, yakalanma korkuları… her şey bir komediye dönüşüyor ve okuyucu da kahkahalarla bu cumbadanak dünyaya davet ediliyor. Faysal Saysal ise tam tersi; sessiz, geri planda, sanki kenardan izliyormuş gibi. Ben okurken bunu fark
Dubara DubaraRukiye T. Ersoy · Maruzat Yayınları · 202547 okunma
Puan vermedi·408 syf.··
2025 38. kitabı
Bu kitabı okurken Tanrı’ya yöneltilen o sessiz öfkeyi ben de hissettim. Bu öfke acaba çaresizlikten mi doğmuştu diye düşündüm… Ama ne olursa olsun, kabul edilir gibi gelmedi bana.” Kitapta, bütün hikâye bu sessiz öfkenin, büyük bir acının ve tarihin en karanlık dönemlerinden birinin içinde geçiyor. Yıl 1915… Conk Bayırı görkemli bir zafere hazırlanırken, arka planda insanlık sessizce dağılmakta. Çanakkale cephesinde top sesleri göğü yararken, Efronya adlı Ermeni bir hemşire, Hastanede baş hemşirelere olarak kendi savaşını veriyor. Efronya, sırf Ermeni olduğu için türlü zorlukların, haksızlıkların, sürgünlerin içine itiliyor. O yıl, onun için sadece savaşın yılı değil; kimliğinin suç sayıldığı, kaderinin elinden alındığı, yaşamının darmadağın edildiği bir yıl oluyor. Yazar, bunu bir tarih dersi gibi değil, insanın kalbini sıkıştıran bir duygu seli gibi anlatıyor. Tüm bu karmaşanın ortasında bir de Türk subayı Ragıp Bey var Cephede görevli bir subay. Savaşın gölgesinde, sürgünlerin ve ölümün ortasında, Efronya ile yaşanan sessiz ama derin bir aşk. Birbirlerine ulaşamıyorlar; çünkü o dönemde aşk bile bir lüks, nefes almak bile bir mücadele. Onların arasındaki bağ, savaşın karanlığında sönmeyen küçük bir ışık gibi ama o ışığa dokunmak bile yasak. Kitabı okurken hissettiğim şey şu oldu: Burada anlatılan sadece bir aşk hikâyesi değil, bir insanın kim olduğunu hatırlamaya çalıştığı,ölümün kol gezdiği, insanların hayatta kalmaya uğraştığı, ezilmeme savaşı verdiği bir yılın hikâyesi. Ve bu hikâyede Tanrı’ya yöneltilmiş o sessiz öfkee, aslında insanın adaletsizlik karşısındaki çırpınışı. Efronya’nın yalnızlığı, Ragıp’ın çaresizliği, savaşın gölgesi, sürgünün acısı… Hepsi bir araya geldiğinde ortaya çok sarsıcı bir atmosfer çıkıyor. Yazarın dili öyle şiirsel ki, yaşananlar
O YılAhmet Altan · Everest Yayınları · 2025361 okunma

book blogerr

, bir kitap okudu
Puan vermedi·400 syf.··
2025 35. kitabı
Fatma Erdek
8.5/10 · 536 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2025 35. kitabı
Geçmiş bugünün anahtarı olabilir mi? Bu kitap bu soruya acele etmeden cevap veriyor. Çünkü kader, geçmişte atılan adımların bugünde yankılanan hâlidir. Gece, iki ateşin arasında kalan bir kulüpte çalışmaya başlar. Bu an bir başlangıçtan çok, uzun zamandır süren bir yolun görünür hâle gelmesidir. Kulüp hikâyede yalnızca bir mekân değildir; karanlığın, saklanmış hayatların ve bastırılmış duyguların simgesidir. Gece’nin bu karanlığın içine girişi, geçmişle bugünün yavaşça birbirine karıştığı bir eşik gibi. Şafak’la karşılaşması da bu yüzden tesadüf gibi durmaz. İki karakterin birbirini görür görmez hissettiği şey, yeni bir başlangıçtan çok, yarım kalmış bir hikâyenin hatırlanmasıdır. Kitap kaderi yüksek sesle anlatmıyor satır aralarında hissettiriyor. Hikâye bizi 1986 yılına götürür. Hikmet ve Leyla, kendi hâlinde yaşayan, çocuklarıyla sade ama sıcak bir hayat kurmuş bir çifttir. Sessiz bir iyilikle örülmüş bu hayatın içine Mahur ve oğlu Toprak girer. Eşini yeni kaybetmiş, çalışma hayatını bilmeyen, ne yapacağını kestiremeyen Mahur için hayat giderek ağırlaşır. Leyla ve Hikmet’in onlara uzattığı el, bu hikâyenin en insani duraklarından biridir. Ceylan’ın Tuncay’a duyduğu gençlik aşkı ise kitabın kader çizgisini belirleyen temel kırılma noktasıdır. Bu aşk, yıllar sonra bile etkisini sürdüren bir zincirin ilk halkası olur. Tuncay’ın sevgisi tutkulu olduğu kadar karanlıktır; zaman değişse de yönü değişmez. Bugüne gelindiğinde, Gece’nin kulüpte çalışmaya başlamasıyla Tuncay’ın dikkatini çekmesi, kaderin kendini tekrar eden yüzünü gösterir. Gece’nin sessizliği ve kırılganlığı, Tuncay’ın karanlık tarafını yeniden harekete geçirir. Kitap, bu tekrarları abartmadan ama net bir biçimde bizlere gösteriyor. Bana göre hikâyenin asıl merkezinde ise Marika vardı. Gösterişten uzak,
Gece ile ŞafakFatma Erdek · Ephesus Yayınları · 2025536 okunma