"EV BEYİ"
"Aşk dediğin şey aslında büyümek gibi bir şey, böyle aşama aşama... Ve şu an nasıl hissediyorum biliyor musun? Sana baktığımda, kendimi görüyorum. Şu an aslında sen benim, ben sensin. Biz biriz aslında."
Günümüz toplumunda roller çoğu zaman cinsiyete göre belirlenir. Kadınlar evde, erkekler işte; kadınlar duygusal, erkekler mantıklı; kadınlar bakıcı, erkekler kazanan… Ancak
yazar, bu kalıpları yıkmaya kararlı bir hikâye sunuyor bizlere. Bu kitapta bilinen tüm geleneksel kalıplar yerle bir oluyor: Kadın işte, erkek evde. Kitabın başkahramanı Halil, alışılmışın dışında bir hayat yaşıyor. Evet, bir ev erkeği… Temizlik, bulaşık, alışveriş ve çocuk bakımı, onun günlük rutini. Ancak bu seçim, Halil’in kendi arzusu değil; karısı Duygu’nun kariyerinde yükselmesine alan açmak için üstlendiği bir sorumluluk. İkiz çocuklarının ona “anne” demesi, zamanla Halil’in iç dünyasında çatışmalara yol açıyor.
Bodrum’da ikiz kızları Yaz ve Naz ile huzurlu bir yaşam süren Halil ve Duygu, lise yıllarından beri sevgililer. Duygu başarılı bir doktor, Halil ise bankadaki işinden ayrıldıktan sonra babasından kalan sünger müzesini işletiyor. Duygu’nun yoğun iş temposu nedeniyle ev işleri ve çocuk bakımı çoğunlukla Halil’in sorumluluğunda olsa da, Halil bu durumu severek yerine getiriyor.
Her şey, Duygu’nun İstanbul’daki Avrupa’nın en büyük eğitim araştırma hastanesinden gelen iş teklifiyle değişiyor. Bodrum’un huzurlu havasından İstanbul’un karmaşasına taşınan çift, yeni bir hayatın zorluklarıyla yüzleşiyor. Halil, hem ev işleriyle ilgilenmeye devam ediyor hem de kendi hayatında bir şeyler yapmak ve para kazanmak istiyor. İstanbul’a taşınan Halil, yan komşusu Şenay’ın gizemli işlerini fark ediyor ve olayların içine dahil oluyor.
Burada kendisini âdeta bir Walter White gibi hissediyor;