"En kötüsü de rutindi! Günlerin peşi sıra birbirine takip etmesi ve farklı hiçbir şey yaşayamamak, içinde katman katman kabuk bağlayan bir yara gibiydi."
"Kendi içine dönüp ruhunu dinleyebilen insan çok kıymetli bir canlıdır, ancak dışarıda ne yazık ki çok gürültü var efendim. Sayıları bir pençenin parmaklarını geçmiyor! Yukarıdan bakınca koşuşturan et ve kemik yığınlarına benziyorlar. Oysa insan için şiir okumak, denizi ve toprağı koklamak, bir filme ağlamak, ağaçları dinlemek de mümkündü..."
"İnsanların yaptığı en temiz, en karşılıksız, en saf iyiliğin bile içinde bencil bir hesap vardır efendim... Kendilerini iyi hissetmek için iyilik yaparlar! Kendi bedenlerini sığdıramadıkları eski kıyafetleri ihtiyacı olan birine vermeye 'iyilik' derler! Bu düpedüz ihtiyacın olmayan bir çöp yığınından kurtulmakla aynı şeydir... Soğukta üşüyen birine sahip olduğu tek ceketi verebilen İnsan gerçekten 'iyilik' yapmış olur. Bunun bir örneğini gördüğünüzü hiç sanmıyorum efendim!Çoğu insan, öldükten sonra gideceklerine inandıkları yerde daha iyi manzaralı bir köşe edinmek için iyilik yapar. Birçoğu da yakın çevresine yaptığı iyilikten bahsetmenin hazzını yaşamak için! iyilik insanların yalnızca kötülüğe karşı türettiği bir eylemsizlik halidir."
ve bu benim
yalnız bir kadın
soğuk bir mevsimin eşiğinde
yeryüzünün kirlenmişliğini
bu betondan ellerin güçsüzlüğünü
anlamanın eşiğinde
Furûğ Ferruhzâd