"Yaşamalarının yurda, ulusa herhangi bir faydası olup olmadığını düşünmeden, yurdu, ulusu hatırlarından geçirmeden, bir bit, bir solucan, bir hamamböceği, herhangi bir tek hücreli gibi yaşayacaklardır yaşayabildikleri yere kadar."
İnsani koşulların dışında bir yerdir 72. Koğuş. Mapushanenin en kötü, en yoksul ve en izbe koğuşudur. Gardiyanlar bile insan yerine koymazlar buradaki hükümlüleri.
Bir gün bu koğuştaki Ahmet Kaptan, idare tarafından çağrılır. Anası yüz elli lira yollamıştır oğluna. Kaptandan önce koğuşa ve neredeyse tüm mapushaneye yayılır haber. Herkes sevinçle kaptanın kendisini de görmesini, yardımını umar. Kitaptaki olaylar da bu şekilde başlar.
Eserdeki gerçekçilik ve yazımın ustalığı beni ayrı bir içine çekti. Tekrara düşmeyen, halkın içinden ve halkın dilinden bir anlatım.
Toplumun küçük bir yansıması aslında mapushane.
İnsanların kendi menfaatleri uğruna neler yapabildiğini görüyoruz.
Parası ve gücü olanın sözünün geçtiği, para uğruna insanların arkadan iş çevirdiği bir dünya...
Açlık, ihanet, açgözlülük ve her şeye rağmen iyi niyetli kalan Ahmet Kaptan...
Fazla iyi niyetin kişinin kendisine ceza olduğunu net bir şekilde görüyoruz eserde. İnsanlığı, insan olmayı sorguluyoruz. İnsanlığın bu kadar düşmemesini acı bir buruklukla umarken, gerçeklerden kaçamıyoruz.
Mutlaka okuyun, okutun diyorum.
Öyle bir dünya düşünün ki toplumsal cinsiyet rolleri tamamen dersine dönmüş durumda.
Kadınlar; evin geçimini sağlar, kahvede oturur, hovardalık yapar. Erkekler; evde kalır, temizlik yapar ve çocuk bakımından sorumludur.
Bu rol değişikliğini tebessüm ederek okurken durum elbette ki bu kadarla kalmaz. Kadınların erkeklere sarkıntılık etmesi, olay çıkarıp hapise düşmeleri ve erkeklere yaşattıkları zorlukları okudukça acı gerçeklerle daha çok yüzleşiyorsunuz. Normal sanılan düzenin acımasızlığını daha çok fark ediyorsunuz.
Yazarımız, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini mizahi bir dille eleştiriyor. Kadınların maruz kaldığı haksızlıkları güçlü gözlem yeteneği ile erkekler üzerinden aktarıyor bizlere.
Erkeklerin elinin hamuruyla kadının işine karışamadığı bu dünyayı, yazarımızın 1986'da yazmış olması ise gerçekten takdire şayan. Kitabın içeriği ve verdiği toplumsal mesajlar oldukça kıymetliydi. Yalın ama çarpıcı bir dille yazılan bu eseri bir çırpıda okuyabilirsiniz.