Zülfü Livaneli’nin “yazarken en zorlandığım kitabım” dediği o eser üzerine konuşacağız.
Livaneli, 68 kuşağının o dönemler yaşadığı kahredici hikayelerine değinmeyi amaçladığı bu kitabında kendi hayatından da izler taşıdığını dile getirmiştir.
Selim ve Leyla’nın büyüleyici aşkıyla sizi etkisi altına alan bu eser ileriki sayfalarda yerini derin bir acı ve karamsarlığa bırakıyor.
Ülkenin baskıcı dönemlerinde sanatın, aydın kişiliklerin hedef haline gelerek özgürlükleri ile sınandıklarını okuyoruz.
Bir yanda aşk bir yanda direniş derken Selim bizi duyguların uçlarında gezindiriyor.
En büyük işkence nedir sizce? Beklemek… Selim de tam olarak öyle düşünüyor.
Livaneli birçok kitabında olduğu gibi dilini sade kullanmış. Duygu akışının eserin sonlarına doğru azaldığını ve yüzeyselleştiğini düşünüyorum.
Daha önce Livaneli okumayanların sadece bu kitap üzerinden Livaneli’nin kalemini değerlendirmemelerini öneririm.
İyi okumalar.
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,2bin okunma
Bu kitap gerçekten BAMBAŞKA!!!
Kitabın kapağını açtıktan sonra geri kapatamıyorsunuz :)
Bir banka soygunu, rehineler ve onların izini süren baba-oğul polis… Hayır, hayır! Bu bir polisiye romanı değil. Bu insanlığın ta kendisini ele alan bir eser.
İnsan ruhunun karmaşası, korkuları ve endişeleri üzerine derin bir yolculuk.
Eserde her karakterin ayrı bir travması ve yalnızlığı var. Okurken kendinizden bir şeyler bulmak çok mümkün.
Ancak Fredrik Backman’ın öyle bir dili var ki dramı mizahıyla yansıtarak sizi hıçkırıklara boğulmanızdan alıkoyuyor.
Birbirini tanımayan bir grup insanı orta noktada buluşturan şey kesinlikle sadece rehine olmaları değildi. Tecrübeleri, acıları ve yalnızlıkları. Bu karakterlerin ne kadar özenle yazıldığını da dile getirmek istiyorum.
Okurken içinizin ısınacağı bir kitap.
Okuma listenizde yer vermenizi öneririm. :)