Borges çok az metinle çok büyük şeyler anlatır. Özellikle Yolları Çatallanan Bahçe, insanı düşündürür, durdurur, geri döndürür. İlk bakışta bir hikâye okuduğunuzu sanırsınız; sonra fark edersiniz ki aslında zamanın içinde dolaşıyorsunuz.
Borges'in derdi yalnızca kelimelerle değildir; onun asıl meselesi zamandır. Hikâyelerinde zaman doğrusal olmaktan çıkar. Geçmiş, şimdi ve gelecek birbirine karışır. Bir yol başka bir yola açılır; o yol başka bir ihtimale. Her seçim yeni bir evren yaratır.
Bugün internette bir bağlantıya tıkladığınızda açılan yeni sekmeleri düşünün. Her sekme başka bir pencereye, o pencere başka bir dünyaya açılır. Borges bunu internetten onlarca yıl önce hayal etmiş. Yolları Çatallanan Bahçe aslında bir tür hipermetin deneyimidir. Hikâyedeki yollar, gerçekte zamanın dallanıp budaklanan ihtimalleridir. Çok ileri görüşlü bir yazar.
Bu yüzden Borges'i okurken bazen bilim kurgu okursunuz, bazen felsefe. Bir sayfada Doğu mistisizmine rastlarsınız, diğerinde İslam, Hristiyanlık ya da Yahudi düşüncesine. Rüyalar, aynalar, sonsuzluk, kader, zaman... Ne ararsanız vardır. Borges'in zihni o kadar doludur ki bazen kelimeler yetersiz kalır.
K.Sayfa 139: "Borges'e en büyük keyfi veren şey, zihinle, rüyalarla, uzam ve zamanla böyle oynamaktır işte. Oyun ne kadar karmaşıklaşırsa, o kadar çok keyif alır. Sırası gelince rüyayı görenin de rüyası görülebilir. 'Zihin rüya görüyordu; gördüğü rüya Dünya'ydı.'"
İşte bu yüzden Borges'e yol sormayın.
Çünkü onun evreninde yollar mekâna değil, zamana çıkar. Haritalarla değil, ihtimallerle çizilir. Ve bir kez o labirente girdiniz mi, kaybolmak kaçınılmazdır.
Belki de Borges'in istediği tam olarak budur: Yolunuzu bulmanız değil, kaybolmanız.
Borges'in bu kısa kitapta bir çok öyküsü var. Fakat bir diğer dikkate değer