Timur ve Timur
Buzağı Timur ise yine son derece çılgındı. Arkasını dönüp gidecek gibi olduğunda, "Timur!" diye bağırdım. "Efendim," dedi arkamdaki gerçek Timur. Yönünü bularak yine bana koştu Buzağı Timur. Deli deli başını bacaklarıma sürtmeye başladığında güldüm. Ne zaman geldiğini bilmediğim Timur ise bu manzaraya boş boş bakıyordu. Bu bakışa daha çok güldüm. "Sana demedim." Dudaklarını bana kaldırmış, kocaman gözlerle belime sürtünen buzağıyı işaret ettim. "Adı Timur." Bir kaşı havalandı. Nasıl yani? Gülerken, buzağıyı boynundaki kuşaktan tutup ilerletmeye çalıştım. "Nenen seni çok seviyor, belli. Adını en sevdiği buzağıya vermiş." Bakışı daha da beter bir hal alınca minik bir kahkaha atım. "En az evdeki öküz kadar got kafalı, dedi." Bir kahkaha daha attım ama o gülmüyordu. Tip tip bakmaya devam etti. Hala gülerken yanına sokuldum. "Tamam, tamam. Kızma. Ben demedim, nenen dedi." "Hoşuna gitmiş, belli." Kıkırdadım. "Yalan yok, gitti." Aknene, "Ula, buzaği kaçtı, akluna koduklarim!" diye bağınınca, irkilerek gerilemek zorunda kaldım. Dama değil, damın yanındaki yoldan hoplayarak giden Buzağı Timurla panik seviyem arttı. Timur daha hızlıydı. Buzağı Timur'u zapt eden, gerçek Timur oldu. Zorla dama ilerletti. Dışarı çıktığında kaşlan çatıktı. Akkadın'a ters ters baktı. "Ne var?" dedi Aknene. "Ne kararttın yine o gözleri?" "Buzağının adı beni çok etkiledi." "Değil mi?" dedi Aknene imayla. "Beni de çok etkiler. Her gün dama sokmak için böyle harp edip dururum. Çok tanıduk!" Değneğiyle koluna vurup yana iteledi. "Çekil hau yana!" Dama girip gözden kayboldu.
"Hayat sıkıcı ve boş. Büyük umutlarla başlıyoruz, sonra sıçıyoruz..."
Siren Yayınları
Alıntı
Reklam
Bütün bu diplomatik yükümlülüklerine karşın annem resim yapmaya daha fazla zaman ayırmıştı. Günün hangi saati olursa olsun, ne zaman boş bir vakit bulsa önceden hizmetçi odası olarak kullanılan üçüncü kattaki atölyesine kapanıyor ve çalışıyordu. Hele pazar günleri hiç durmadan resim yapıyordu. Uşak Mr. Hooper öğle yemeğini haber vermek için oda kapısını tıklatmaya ürküyordu. Çekinerek bunu yaptığında annem, “Sen de nereden çıktın?” gibilerden boş gözlerle bakıyor, sonra, “Görmüyor musun burada resim yapıyorum, beni ne diye rahatsız ediyorsun?” ya da “Yemek mi? Yemekten bana ne, çabuk beni yalnız bırak” diye azarlıyormuş. Bir defasında boyaya yeni batırmış olduğu bir fırçayı adamın kafasına atmış. Annem ressam gömleğini giyer giymez bambaşka bir insan olurdu. Konsantrasyonu en yüksek noktaya çıkar, kimse tarafından rahatsız edilmeye dayanamazdı! Mr. Hooper kısa süre içinde annemin öğle yemeğini bir tepside oda kapısının önüne sessizce bırakmayı öğrenmişti.
Fahrünnisa hakkında·Kitabı okuyor
Para kazanın, kendinize ait bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın.
«Fazilet! Meğer, ne boş bir sözden ibaretmişsin» diyen Caton ne kadar haklıymış. Yer yüzüne kötülüğü, hastalığı ve cinneti indiren ben Şeytan, bunu size öğretiyorum. Bu sahte kahramanların yüzlerinden maskeleri indirmek vazifesi bana düşüyor: Onların iç yüzünü hepinizden iyi ben bilirim.
İş bu konulara gelince kadın hakları, madın hakları boş laftır.Her kadın, sevildiğini, istendiğini bilmek ve duymak ister.Evlilik teklifi gibi nikâh tarihini koymak gibi,evlilik hazırlıklarına başlamak gibi konularda,ne kadar modern olursa olsun, her şeyin erkek tarafından söylenmesini,ele alınmasını bekler.Tersi,kadının gururunu incitir
Sayfa 61·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Reklam